Kur’an-ı Kerimde; RESUL VE NEBÎ ayırımı yapmadan SANA (MUHAMMED (asm)’a) kitap indirdik buyrulmaktadır.

هُوَ الَّذٖى اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ

“(Ya Muhammed) SANA KİTABI İNDİREN O’DUR. Ondan bir kısım ayetler muhkemdir ki bunlar Kitabın anası (aslı, esas temeli)’dir. Diğer bir kısmı da müşabih ayetlerdir.” (Ali İmran, 3/7)

وَاِنْ كُنْتُمْ فٖى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهٖ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

“Eğer KULUMUZ (Muhammed)’e İNDİRDİĞİMİZ (KUR’AN) hakkında şüphede iseniz, onun benzeri bir sûre getiriniz ve Allah’tan başka şahitlerinizi de çağırın, eğer doğru söyleyenler iseniz. (Bakara, 2/23)

وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

“Eğer Allah’a ve hakkı batıldan ayıran (Furkan) gününde, iki topluluğun karşılaştığı o günde KULUMUZA İNDİRDİĞİMİZE İNANIYORSANIZ; bilin ki: Ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah’ın, Resul’ü ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah, her şeye gücü yetendir.” (Enfal, 8/41)

تَبَارَكَ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِه۪ لِيَكُونَ لِلْعَالَم۪ينَ نَذ۪يراًۙ

“Âlemleri (bütün insanları) uyarmak üzere KULUNA (Muhammed’e) FURKAN’I İNDİREN ne yücedir.” (Furkan, 25/1)

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلاًۚ

“KUR’AN’I SANA biz, evet biz indirdik.” (İnsan, 76/23)

هُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِه۪ٓ  اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ

“Sizi karanlıklardan aydınlığa (zulümattan nura) çıkarmak üzere KULUNA APAÇIK AYETLER İNDİREN O’dur. Kuşkusuz Allah size karşı çok şefkatli (Rauf), çok merhametli (Rahim)’dir.” (Hadîd, 57/9)

 فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ ﴿١٠﴾  فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ

“Öyle ki, iki yay kadar hatta daha yakın oldu. Böylece ALLAH, KULUNA VAHYİNİ İLETTİ.” (Necm, 53/9-10)

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْـكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِـوَجا۔ًۜ

“Hamd, O Allah’a ki; KULUNA KİTABI İNDİRDİ ve onda hiç bir bozukluğa yer vermedi.” (Kehf, 18/1)

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

“O peygamberleri apaçık delillerle ve KUTSAL METİNLERLE gönderdik. İnsanlara indirdiklerimizi kendilerine açıklaman için ve (ola ki üzerinde) düşünürler diye SANA DA UYARICI KİTABI İNDİRDİK.” (Nahl, 16/44)

“Apaçık deliller” diye çevirdiğimiz ayet metnindeki beyyinât (tekili beyyine), “peygamberlerin doğruluğunu kanıtlayan aklî ve mûcizevî deliller”, zübür (tekili zebûr) ise “Allah’ın peygamberlerine indirdiği bilgilerin yazılı bulunduğu kutsal kitaplar” şeklinde açıklanır. (İbn Âşûr, XIV, 162) Hz. Peygamber (sav)’e indirilen kutsal kitap ise ayette zikir kelimesiyle anılmakta ve bununla Kur’ân-ı Kerîm kastedilmiştir.”

اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاِبْرٰهٖيمَ لَلَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ وَهٰذَا النَّبِىُّ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَاللّٰهُ وَلِىُّ الْمُؤْمِنٖينَ

“Doğrusu, insanların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu NEBÎ (Muhammed) ile (ona ve Allah’a) iman edenlerdir. Allah, mü’minlerin velisidir.” (Ali İmran, 3/68)

 وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۢ ﴿١٠٥﴾ وَقُرْاٰناً فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَاَهُ۫ عَلَى النَّاسِ عَلٰى مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنْز۪يلاً

“Biz Kur’an’ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Biz o Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık ve onu peyderpey indirdik.” (İsra, 17/105-106)

اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَاباً مُتَشَابِهاً مَثَانِيَۗ  تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ

“Allah, kendi içinde uyumlu, gerçekleri tekrar tekrar dile getiren bir kitap olarak sözlerin en güzelini indirdi. Rablerinden korkanların onun etkisiyle derileri ürperir, sonra yine Allah’ı anmaya yönelerek bedenleri ve kalpleri huzura kavuşur. İşte bu kitap, Allah’ın bir rehberi olup dilediği kimseyi onunla doğruya yönlendirir; ama Allah kimi şaşırtırsa artık ona doğru yolu gösterecek yoktur.” (Zümer, 39/23)

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّٖنَ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمًا

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah’ın RESULÜ ve NEBİLERİN sonuncusudur. Allah, her şeyi bilen Âlim’dir.” (Ahzap,33/40)

ذٰلِكَ مِمَّا اَوْحٰى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتُلْقٰى فٖى جَهَنَّمَ مَلُومًا مَدْحُورًا

“Bunlar, Rabbinin SANA vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.” (İsra, 17/39)

مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذٖيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَیْ عَذَابٍ شَدٖيدٍ

“Arkadaşınız (Muhammed)’de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır.” (Sebe, 34/46)

هٰذَا نَذٖيرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُولٰى

“Bu  (Muhammed)  önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.” (Necm, 53/56)

فَاَوْحٰى اِلٰى عَبْدِهٖ مَا اَوْحٰى

(Allah) kuluna vahyetdiği neyse onu vahyetdi.” (Necm, 53/10)

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحٖى اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى

“Biz SENDEN önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz ERKEKLERİ gönderdik.” (Yusuf, 12/109)

اِنَّا سَنُلْقٖى عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقٖيلًا

“Biz, SANA, (sorumluluğu) ağır bir söz (Kur’an) vahy edeceğiz.” (Müzzemmil, 73/5)

رَفٖيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِى الرُّوحَ مِنْ اَمْرِهٖ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهٖ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ

“O, dereceleri yükselten, Arş’ın sahibidir. Buluşma günü (telak) hakkında (insanları) uyarmak için, kendi emrinden olan ruhu (vahyi) KULLARINDAN DİLEDİĞİNE İNDİRİR.” (Mü’min, 40/15)

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَائِ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِىَ بِاِذْنِهٖ مَا يَشَاءُ اِنَّهُ عَلِىٌّ حَكٖيمٌ

“Allah, bir BEŞERLE ancak vahiy yoluyla yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir RESUL gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Şura, 42/51)

تَبَارَكَ الَّذٖى نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِهٖ لِيَكُونَ لِلْعَالَمٖينَ نَذٖيرًا

“Bütün âlemlere, (insan ve cinlere) bir uyarıcı (Nezir) olsun diye KULUNA FURKAN’I İNDİREN Allah’ın şanı ne yücedir!.” (Furkan, 25/1)

وَاتْلُ مَا اُوحِىَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهٖ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِهٖ مُلْتَحَدًا

“Rabbinin kitabından SANA VAHYEDİLENİ oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.” (Kehf, 18/27)

ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكٖيمِ

“BUNU SANA ZİKR-İ HAKÎMİN AYETLERİNDEN TİLÂVET EDİYORUZ.” (Veya)

“SANA AYETLERİ ZİKR-İ HAKİM’DEN TİLAVET EDİYORUZ” (Ali İmran, 3/58)

Bu Zikr-i Hakim’in ayetlerini kim indirmiştir? Niçin indirmiştir?

KUR’AN’I CEBRAİL (AS) HZ. MUHAMMED (ASM)’E İNDİRMİŞTİR

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِمٖينَ

“(Ey Muhammed!) De ki: Onu (Kur’an’ı), iman edenlerin inancını sağlamlaştırmak, Müslümanlara hidayet (doğru yolu göstermek) ve müjde olmak için Rabbinden hak ile Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) indirmiştir.” (Nahl, 16/102)

قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرٖيلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِنٖينَ

“De ki: Cebrail’e düşman olan bilsin ki O, daha önceki kitapları tasdik eden (doğrulayan), mü’minler için hidayet ve müjde olan (KUR’AN’I) ALLAH’IN İZNİYLE SENİN KALBİNE indirmiştir.” (Bakara, 2/97)

مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَرُسُلِهٖ وَجِبْرٖيلَ وَمٖيكَالَ فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرٖينَ

“Her kim Allah’a, meleklerine, resullerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır.” (Bakara, 2/98)

وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَكٖيمٍ عَلٖيمٍ

“(Ya Muhammed) Şüphesiz ki bu Kur’ân, SANA hikmet sahibi (Hâkim) ve her şeyi bilen (Âlim) olan (Allah) tarafından indirilmektedir.” (Neml, 27/6)

سَنُقْرِٸُكَ فَلَا تَنْسٰى

“SANA okutacağız, asla unutmayacaksın.” (Ala, 87/6)

وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغٖى لَهُ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْاٰنٌ مُبٖينٌ

“Biz ONA (Muhammede) şiir öğretmedik. (Bu) ona yakışmaz da. O (na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.” (Yasin, 36/69)

وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانٖى وَالْقُرْاٰنَ الْعَظٖيمَ

“Andolsun, biz SANA tekrarlanan yedi ayeti (Minelmesani) ve Kur’an’ı Azim’i verdik.” (Hicr, 15/87)

هُوَ الَّذٖى يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِهٖ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُفٌ رَحٖيمٌ

“O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için KULUNA (Muhammed’e) apaçık ayetler (Ayeti beyyinat) indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici (Rauf), çok merhametli (Rahim)dir.” (Hadid, 57/9)

وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ﴿٦٤﴾

“(Ya Muhammed!.) SANA KİTABI, insanların ihtilâf edip ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için, inanan kimselere de doğru yol rehberi ve rahmet olsun diye indirdik.” (Nahl, 16/64)

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِیًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا

“Böylece BİZ SANA ARAPÇA KUR’ÂN VAHYETTİK ki, Ümmü’l-Kurâ’yı (şehirlerin anası Mekke) ve çevresindekileri uyarasın.” (Şura, 42/7)

كَذٰلِكَ يُوحٖى اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكَ اللّٰهُ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

“(Ey Muhammed!) Mutlak güç sahibi (Aziz), hüküm ve hikmet sahibi (Hakim) olan Allah, SANA VE SENDEN ÖNCEKİLERE işte böyle vahyeder.” (Şura, 42/3)

اِنَّا اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ كَمَا اَوْحَيْنَا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّٖنَ مِنْ بَعْدِهٖ وَاَوْحَيْنَا اِلٰى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعٖيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَ وَاٰتَيْنَا دَاوُدَ زَبُورًا

“Muhakkak BİZ SANA VAHYETTİK, Nûh’a ve ondan sonraki NEBİLERE vahyettiğimiz gibi, İbrahim’e, İsmaîl’e, İshak’a, Ya’kub’a, Esbât’a, İsa’ya, Eyyûb’e, Yûnus’a, Harûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Dâvud’a da Zebûr’u vermiştik.” (Nisa, 4/163)

Ayetin ilk bölümünü şöyle de ifade edebiliriz:

“Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen NEBİLERE VAHYETTİĞİMİZ gibi, SANA DA VAHYETTİK.”

İlahî Kelam sadece Resullere değil, Nebilere de gelmiş, inmiş ve Cenab-ı Hak tarafından bildirilmiş ve Cebrail (as) ile vahiy olarak gönderilmiştir.

وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّپَاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ

“İnanıp salih ameller işleyenlerin ve Rableri tarafından hak olarak MUHAMMED’E İNDİRİLENE İNANANLARIN, Allah günahlarını örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir.” (Muhammed, 47/2)

Bu ayette ifade edilen;

وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ

“Allah’ın ve Muhammed’in kelâmında varid olan bütün her şeye iman edenler” şeklinde anlamakta mümkündür.

Yüce Allah ferman ediyor ki; Kur’an’ı Muhammed Sana Vahyettik

الٓـرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْـكِتَابِ الْمُب۪ينِ۠ ﴿١﴾  اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ قُرْءٰناً عَرَبِياًّ لَعَلَّـكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٢﴾  نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَۗ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الْغَافِل۪ينَ ﴿٣

“Elif, Lâm, Râ. Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir. Biz, onu anlayasınız (akıl erdiresiniz) diye Arapça Kur’an olarak indirdik. Biz, bu KUR’AN’I SANA VAHYEDEREK kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.” (Yusuf, 12/1-3)

اِنَّا اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ

“Şüphesiz BİZ SANA KİTABI HAK OLARAK İNDİRDİK.” (Nisa, 4/105)

Bu ayetler Kur’an-ı Kerim’in sadece Resul ve Nebiye değil de, Resul ve Nebî olan Hz. Muhammed (asm)’a indirildiği açıkça bildirilmekte olduğundan Nebiye değil, Resul’e inmiştir demek, akılsızlık ve ahmaklık değil de nedir?

“Biz de ona ruhumuzu (Cibrîl-i Emîn) gönderdik de onun için tam bir BEŞER SURETİNDE görünüvermişti.” (Meryem, 19/17)

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِع۪يهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْق۪يهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَاف۪ي وَلَا تَحْزَن۪يۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ

“Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden endişe ettiğinde onu nehre bırak. Korkup kaygılanma. Biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu (Mürsel) peygamberlerden biri yapacağız” diye vahyettik.” (Kasas, 28/7)

فَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّه۪ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ۟

“Böylelikle biz annesinin gönlü rahatlasın, gam çekmesin ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye onu annesine geri verdik; fakat oradakilerin çoğu bunu bilmiyorlardı.” (Kasas, 28/13)

وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ

“Ve Rabbin bal arısına şöyle İLHAM etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin.” (Nahl, 16/68)

Hz. Musa’nın anasına ve bal arısına ilham eden Cenab-ı Hak nebî ve resul olan kulu Muhammed (asm)’a dinî konularda ilham etmez mi? Etmez diyenler, dalkavuk değil de nedir?

Kitabı, Kur’anı, Furkanı ve apaçık ayetleri”; KULUNA, SANA İNDİRDİK

İlahî fermanları resul ve nebî olan zat-ı Muhammed (asm)’ın kendisine indirildiğini, kendisi de hem resul ve hem de nebî olduğunu bildiren ayetler değil midir? Resulün dedikleri ayrı, nebinin söyledikleri ayrı demekle söz cambazlığı yaparak safî zihinleri ve inanan insanları aldatmak değil de nedir?

Bu şuna benzer; bir doktor hastahane sınırları içinde doktor, hastahane dışında şahıstır. Hastahanede sağlık alanındaki doktorluk sözlerini kabul ederiz, ama hastahane dışındaki şahs-ı Abdullah’ın doktorluk sözlerini kabul etmeyiz. Yaptığı muayene geçersizdir, demek ahmaklık değil de nedir?

Rabbim bu hastalığa yakalanmaktan ve dalalete düşmekten bizleri korusun!.. Allah’ım bizleri istikamette daim kıl!.. Amin!..

adarselim@gmail.com