Arap âlimlerinden Aziz Şen adında genç yaşına rağmen irfanı ve feraseti ile tanınan zamanının yegânesi bir zat vardı. Aziz Şen arif ve kâmil bir âlim olduğu gibi müstesna yaratılışlı, güzel ahlâklı, son derece edepli, teslimiyet sahibi bir insandı. Aziz “Şen” lakabı ile anılıyordu.
Aziz çocukluğundan itibaren kendine bir söz vermişti. Kendine hayat arkadaşı olacak hanımın, insanları ve Yaratıcısını en yüksek seviyede anlayacak kadar akıllı ve bütün meziyetlerine rağmen kendini insanların en kusurlusu görebilecek kadar kibirsiz, olgun, mütevazı, olduğu gibi görünen gerçek ihlâs sahibi biri olanla evlenecekti. Anne babasının rızası dışında bir karara doğru yürümek onu çok hüzünlendiriyordu. Uzun uzun onlara derdini anlatabileceği en güzel üslûbu düşündü durdu. Bir akşam vakti annesi uzun müddettir gözleriyle sürdürdüğü sesiz yakarışlarını kelimelere döktü:
– “Ey Aziz’in kulu, şanlı, şen yavrum!. Allah bize nimetlerini bol bol yağdırdı. Evlatların da en hayırlısını nasip etti. Ama her başlangıcın bir sonu var. Bizim de bir ayağımız toprağa yaklaşmıştır. Başını bağlayıp mürüvvetini görmek isteriz!” deyince Aziz Şen:
– “Can anacığım, babacığım! Evlilikte can şenliği aramıyorum, gölgesinde gölgelenilecek yiğit bir Hak dostu, bir Rabia arıyorum. Gönlüme eş, yoluma yoldaş, Rabbime sırdaş özlüyorum. Gönlümün bu dilekçesini ezelde Rabbim mühürlemiştir. Kalem yazmış kurumuştur. Beni bunda mazur tutmanız sizden tek isteğimdir” der.
Aziz Şen, anne babasıyla helâlleşerek eşini bulmak üzere vadesini ve sonunu Rabbinin bildiği bir yolculuğa çıkar. Yolculuğunun bir kısmında kendisine bir adam yoldaş olur.
Aziz Şen adama şöyle sorar:
– “Ey benimle yoldaş olan kişi, ben mi seni yükleneyim, yoksa sen mi beni arkana yüklenirsin?”
Adam:
– “Bu nasıl söz? İkimiz de atlıyız. Birbirimizi nasıl yükleniriz?” der.
Şen susar. Biraz ilerledikten sonra köye varacakları zaman Şen, bir tarlada biçilmiş ekin görüp yol arkadaşına:
– “Ne dersin bu ekin yenmiş mi, yoksa yenmemiş midir?” der.
Arkadaşı:
– “Ey cahilliğine iyice emin olduğum kişi, görmüyor musun, ekin saplarıyla başağında duruyor” der.
Şen yine susar. Sonra köye vardıklarında bir cenaze ile karşılaşırlar. Aziz-Şen kendinden emin tavrıyla bu sefer de arkadaşına:
– “Acaba, bu tabutun içindeki cenaze ölümü yoksa diri midir?” diye sorar.
Adam:
– “Senden daha cahil insan görmedim. Görmüyor musun, onu kabristana götürüyorlar. Elbette o ölüdür” der.
Adamın yolculuğu bitmiş, evine varmıştır. Yine de garip yol arkadaşını evine misafir eder. Adamın Züleyha Tabak adında insanın aklını başından alacak güzellikte, sözü elmas gibi tartıp anlayan ve söyleyen akıllı, sabırlı, eli yüreği açık bir kızı vardı. Babasının her konuda dert ortağı ve akıl hocasıydı. Babası kızına yolculuk sırasında tanıştıkları bu garip hâlli kişinin acayip sözlerini anlattı. Ferasetli kız dinlediği sözlerdeki ince manaları hemen çözüverdi ve babasına:
– “O, doğru söylemiş, dedi. Senden ancak öğrenilmesi şart ve mümkün olan şeyleri sorup öğrenmek istemiş.
Beni sırtına alır mısın, yoksa ben mi seni sırtıma yükleneyim sözünün manası: “Sen mi bana konuşur, nasihat edersin, ben mi sana konuşayım?” demektir.
Bu ekin yenmiş mi, yoksa yenmemiş midir? Sözünün anlamı: “Onun parasını helâl yolda kullandılar mı, yoksa kullanmadılar mı?” demektir.
Cenaze hakkındaki sözüyle de “Acaba bu ölü; kendi ismini ve hatırasını ihya edecek, ebedi kılacak bir evlâd arkasında bıraktı mı, bırakmadı mı?” demek istemiştir diye babasına açıklar.
Kızın babası Aziz Şen’in yanına gidip biraz sohbetten sonra: Aziz Şen’e;
– “Senin yoldaki sorularını açıklayayım. İster misin?” diyerek kızından dinlediklerini anlatınca Şen;
– “Bu sözler senin değil, sahibi kim? diye sorar. Adam:
– “Kızımdır” diye cevap verir.
Bunun üzerine Aziz, henüz görmediği bu insanın ince zekâsı ve anlayış kuvvetine hayran kalır ve onu kendisine aile yapmayı arzular ve kızı babasından ister. Babası razı olup güzellikte ve ferasette birbirine benzeyen bu iki insanı birbirine nikâhlar. Aziz Şen eşini alarak memleketine döner. Onların maceralarını öğrenen herkes gıpta ve hayranlıkla, “Aziz Şen, Züleyhâ Tabak’a yakıştı” dediler.
“Kırba, kapağına uygun geldi”
“Tencere yuvarlanıp kapağını buldu”
sözleri insanlar arasında darb-ı mesel olarak kaldı. Arapçada Şen su kabı, tabak da kapak anlamındadır. (Alıntı)
TIKLA OKU: EVLİLİKTE UYUM DÖNEMİ: Sen, Ben Kavgası’nın Çocuğa Etkisi
adarselim@gmail.com




























1 Yorum
Halise Uz says:
Tem 11, 2021
Evlilikte Denklik,
Çok beğenerek, keyif alarak okudum. İbret verici güzel bir hikaye paylaşmışsınız. Allah herkese Aziz Şen gibi Züleyha Tabak gibi eşler nasip eylesin. Bizim evlatlarımıza da inşallah…
Allah razı olsun