Okumak marifet, okuduğunu anlamakta idrak etmektir. Yani okuduğunu anlamak başlı başına bir sanattır. Okuma sanatı ve kavrama idraki de, bir takım bilgi ve yöntemlere bağlıdır. Madem merak ilmin hocasıdır. Bizde meraklı olanlara bir kaç yöntem ve misallerle konuyu özetlemeye çalışalım.

Edebî eserlerden şiir, kıssa, hikâye, menkıbe, nükte ve fıkra vb. gibi yazıtları hep okuruz. Bunlar kısa, öz, veciz ve beliğ olan ifadelerle yazılmışlardır. Bu yazıtları bazen okur, bazen de güler geçeriz. Bu bakımdan bir eser;

1- Niçin okunmalı?

a) Bilgi için mi?

b) İlim için mi?

c) Amel için mi?

d) Hepsi için mi?

2- Nasıl okunmalı?

a) Okumuş olmak,

b) Okunanı anlamak,

c) Detaylarını kavramak?

d) Okunanı hazmetmek için mi?

e) Yoksa hepsi için mi, okunmalı?

3- Hangi gaye için okunmalı?

a) Murad-ı İlahiyi kavramak,

b) Esma-i İlahiyi öğrenmek,

c) İbadet şuuru ile okumak,

d) Tarih şuurunu bilmek,

e) Ders-i ibret almak,

f) Bilge olmak için okumak mı?

g) Hepsi için mi, okumak?

Her kişi eseri okumak ve üzerinde düşünmek, doğru bir şekilde okunanı anlamak ve gereğini yerine getirmek için okumalı. Yoksa okumaktan asıl maksat bilgilenmek, dünya makam, mevki, şan, şöhret kazanmak için olmamalı. Çünkü Kur’an ifadesiyle “kitap yüklü eşek” (1) (Cuma, 62/5) veya Peygamber haberiyle “faydasız bilgi / sahibine bir şey kazandırmayan bilgi” (2) için okuma demektir.

Yine bir eseri okuyup anlamak için uyulması gereken kurallar vardır.

Bunları Üstad Bediüzzaman şöyle izah eder:

“Bir eser okunacağı veya bir söz dinleneceği zaman, evvelâ Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş? olan bir kaide-i esasiyeyi, nazar-ı itibara almalı.

Evet kelâmın tabakatının ulviyeti, güzelliği ve kuvvetinin menbaı, şu dört şeydir:

Mütekellim, muhatab, maksad ve makam. Yoksa, her ele geçen kitab okunmamalı, her söylenen söze kulak verilmemelidir. Meselâ: Bir kumandanın, bir orduya verdiği arş emriyle; bir neferin, arş sözü arasında ne kadar fark vardır? Birincisi koca bir orduyu harekete getirir. Aynı kelâm olan ikincisi, belki bir neferi bile yürütemez. (Nursî, Sözler) Çünkü kelam aynı ama söyleyen ağız farklıdır.

İşte bir eseri doğru anlamak ve tam kavramak için, eserin yazıldığı ortam, yani çevre şartları, yaşantı biçimleri, hayat şartları, kullanılan sembolik motifleri bilmek gerekir. Mesela, menkıbeler birer uydurma ve yakıştırma değil, çoğunlukla sembolik anlatım unsurlarıdır. Sembollerin dinî ve tarihî ilişkilerini bilmek ve bilimsel yöntemlerle açıklanması gerekir. Aynı zamanda eserin yazıldığı toplumun iletişim ile anlatım ve dil ile üslûp özellikleri de çok iyi bilinmeli.

Mevlana hazretlerinin fabl sanatıyla, yani varlıkları konuşturarak veya onların diliyle yazdığı “Mesnevisi”, Nusreddin Hocanın klasik edebiyatın anlatım tekniği olan “remz” etme usulünü ve Bediüzzaman hazretlerinin mensur ve temsil sanatını “Risale-i Nur Külliyatı”nda kullanması iyi birer örnektirler.

Her edebî eser bir bütündür. Eserdeki ayrıntılar, o bütüne hizmet ettiklerinden dolayı yazarın kişiliği de ayrıntılardan birisini oluşturur. Bu hususu da dikkate alarak yazarın yaşamı, dünya görüşü, toplum, tabiat, hayat ve insan karşısındaki tavrı ile olayı algılama durumu, dile getirme yeteneği; dünyaya ve tabiata bakış açısı, topluma, insana vermek istediği mesajlar ile insan ve toplumdan beklentileri dikkate alınarak okunmalı. Çünkü devrin ruhu yazarın ruhuna, oradan da eserlerine yansır.

Bu nedenle edebî bir eseri okurken, yazarın devrindeki olayları, toplumun olaylara bakış açısı ile yaşam tarzını ve bu olaylar karşısında yazarın hissettikleri duygu, düşünce ile ne anlatmak istediklerini göz önünde bulundurmak gerekir.

Bu nedenle insan hakikati öğrenmek istiyorsa, her zaman ve her yerde hakikatten bir iz, bir işaret arar ve aramalıdır. Eğer kişi hakikate kendini kapatmışsa, gözünün önünde apaçık olan işaretleri görmekten ve yorumlamaktan, sonuçlar çıkarmaktan mahrumdur. Çünkü “bakmak başka, görmek başkadır” yani, okumak başka, anlamak başkadır. Hakikati öğrenmek başka, gerçek anlatılmak isteneni idrak etmek ise çok daha başkadır.

Dipnot: 1- “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir.” (Cuma, 62/5). 2- Münavi, Feyzü’l-Kadir, II, 108.

 

adarselim@gmail.com

İLGİLİ YAZILAR

KİTAP OKUMANIN FAYDALARI

KİTAPLARI NASIL OKUMALIYIZ?

OKUNMASI GEREKEN KİTAP