İçindekiler

 

KISALTMALAR

AİC               : Alim & İlim Ve Cemaat

BEY              : Başarılı Evlat Yetiştirmek

BŞ                 : Başarının Şifreleri

ÇTBOİ          : Çocuğunuzu Tanımak Ve Başarılı Olmasını İster misiniz?

DÖSÇT         : Doğum Öncesi Ve Sonrası Çocuk Terbiye

HHLİE          : Helal Ve Haram Lokmanın İnsana Etkisi

HİS               : Her İnsan Sınavda

HM               : Havarık-ı Medeniyet

MHDD          : Musibetler İle Hastalık Dert mi, Derman mı?

HMİHBA     : Huzur Ve Mutluluk İçin HAYATA BAKIŞ AÇISI

HSFHYAB    : Hüküm, Sır, Fazilet Ve Hikmetleriyle YA ALLAH BİSMİLLAH

HTTAE         : Hayatın Temel Taşları ANASIR-I ERBA

İÇSO             : İstediğiniz Çocuğa Sahip Olabilirsiniz?

İYGAN         : İnsanın Yaratılış Gayesi AMEL VE NAMAZ

İYT               : İnsanı Yanıltan Tuzaklar

Kİ                 : Kâinat Ve İnsan

M                  : Makaler

MDKK          : Milliyet Davası Kardeş Kavgası

MMBİ           : Maddî Ve Manevî Boyutuyla İNSAN

OÖE              : Okul Öncesi Eğitim

OŞ                 YM   : Okullarda Şiddet Yerine Muhabbet

RDİÜE          : Renklerin Dili Ve İnsan Üzerine Etkisi

RGHM          : Risalet Güneşi Hz. Muhammed (sav)

SGDD           : Sözün Gücü & Dil Ve Düşünce

SPAKİ           : Sosyal Ve Psikolojik Açıdan KURBAN İBADETİ

ŞS                 : Şiir Sanatı

TBGDOG      : Tabaktaki Bomba GDO’lu Gıdalar

ÜAR             : Üç Aylar Ve Ramazan

YD                : Yaşadığımız Dünya

 

ACI DA TATLIDIR

  • Aslında tad almasını bilenler için, acının da tadı vardır. (HMİHBA)

  • Acıya sabır Allah rızası için olursa, o acı lezzete dönüşür. (HMİHBA)

ADALET

  • Adalet, hak sahibine hakkını vermektir. (HİS)

  • Adalet öyle bir nurdur ki, bulunduğu memleketleri ihya eder, onların maddi ve manevi yükselmesine sebep olur. (HİS)

  • Adalet; insaf ve hakkaniyet manalarını ihtiva eder, âlemin nizamı ve ahengidir. (HİS)

  • Adalet olmayan yerde huzur olmaz. Huzur olmayan yerde de başarıdan söz edilemez. Çalışanlar arasındaki adaletsizlik, çalışanların şevklerini öldürür, çalışma azimlerini kırar, iş heyecanlarını söndürür, başarı düşer, birlik ve beraberlik bozulur. (HİS)

  • Adalet, zulüm etmemek, hak sahibine hakkını vermektir. (HİS)

AİLE

  • Aile kutsal bir müessesedir. Zira aile, talim ve terbiyede en önemli bir mektep ve bir medresedir. Çocuk daha ana rahmindeyken ve dünyaya gözünü açtıktan sonra bile ilk okuduğu anne ve babasıdır. (BEY)

  • İdeal nesiller için, dinî terbiye esasları üzerine kurulmuş aile yuvalarına ihtiyaç vardır. Çünkü aile; bir milletin en önemli rüknü olup, bu rüknün sağlamlığı, millet ve devletin sağlamlığı demektir. (BEY)

AİLEDE EĞİTİM

  • Ailede eğitimin en geçerli metodu “sürekli iyi örnek” olmaktır. (BŞ)

  • Anne baba kendilerine çocuğun söyle/me/dikleri hususları iyi değerlendirmeleri gerekir. Çünkü çocukların yap/ma/dıklarını, derslere çalış/ma/dıklarını kontrol etmek ailenin asıl vazifesidir. (Sılaçlar arası dikkate alınarak tekrar okunmalıdır. Çünkü ikişer ayrı cümle vardır.) (BŞ)

  • Ailenin eğitim hataları, ana baba tutumundaki kararsızlık, anne babanın eğitim anlayışındaki farklılık başarıyı büyük oranda engelleyici faktördür. (BŞ)

  • Anne ve babanın eğitim düzeyi yükseldikçe öğrencinin başarı düzeyi yükselmektedir. Anne babanın eğitim düzeyinin düşük olması aile içi ortamı eğitim açısından elverişsiz kılarak çocukların zihinsel gelişimini engellemektedir. (BŞ)

  • Eğitimde anne babanın en etkili nasihati iyi model olmaktır. (BŞ)

AKIL

  • Akıl, ruh gibi hakikati ve mahiyeti tam olarak anlaşılmayan ilahî bir sırdır. (MMBİ)

  • Akıl, Cenab-ı Hakk’ın insanlığa bahşettiği en büyük ve en aziz bir lütfüdür. (MMBİ)

  • Akıl insanoğluna verilmiş manevî bir kuvvettir. (MMBİ)

  • Akıl, insanı göz ile görünen ve kâinat denilen şu müşahede âlemindeki harika eserlerden, görünmeyen ve müessir-i hakiki olan Hâlık’ı kâinata götüren bir cevherdir. (MMBİ)

  • Akıl, hak ile batılı, hayır ve şerri, iyilik ve kötülüğü ancak vahiy sayesinde ayırabilir. Vahiy ve hikmetin tezgâhından geçmeyen hiçbir akıl makul ve isabetli karar veremez. (MMBİ)

  • Akıl, dinin temeli, ilim ve hikmetin de vesilesidir. Hayatın bedene nispeti ne ise, aklın ruha nispeti de odur. Çünkü insan eserden müessire akıl ve basiret nuruyla intikal eder. (MMBİ)

  • “Akıl mahlûktur, Hâlık’ını ihata edemez.” (MMBİ)

  • Akıl imandan mutlaka etkilenir ve Kur’an güneşiyle de olgunlaşır. (MMBİ)

  • Akıl, nazarî ilimlerin kendisiyle kavranıldığı bir özelliktir. (MMBİ)

  • Aklın temel malzemesi bilgidir. (MMBİ)

  • Akıllı insan, gayr-i meşru lezzetlerin peşine düşmez, akıbetini düşünerek ona göre hareket eder. Hz. Peygamber Efendimiz (sav) de: “Akıllı insan, nefsini kontrol altına alıp ölümünden sonraki ebedi hayat için hazırlanan kimsedir” (İbn Mace, Zühd, 31) buyurmuştur. (MMBİ)

  • Aklın terkibindeki unsurlar her insanda aynıdır. Ama aklın her insanda teşekkül süreci farklıdır. İnsanların akıllarının farklılığının en önemli sebebi budur. (MMBİ)

AKLI BESLEMEK

  • Aklı beslemek iki türlüdür. Biri, aklın farkında olduğu ihtiyaçlarını temin etmek, diğeri ve en önemlisi de, farkında olmadığı ihtiyaçlarını temin etmektir. (MMBİ)

  • Kur’an güneşinde olgunlaşmayan akıl, kemale ermiş sayılmaz. Onun için aklı Kur’an güneşiyle beslemek lazım. (MMBİ)

  • Aklın kemali, Kur’an ve Sünnat-i Seniyye ile beslenmesine bağlıdır. (MMBİ)

ALLAH VE HİLÂL

  • Allah kelimesi Arapça “bir Elif iki Lam ve bir He” ile yazılmaktadır. Hilal yazarken Allah isminin Arabça harflerini kullanıyoruz. Hilâl harfleriyle Allah harfleri aynı olup sadece harf yerleri değişiktir. Bu harflerin değeri ebced hesabıyla toplandığında 66 rakamını verir. (M)

  • Hilal sadece bayrağımızda değil, atalarımız, hilâli camilerdeki “kubbe”lerin ortasına, “minarelerin alemleri”ne ve minberin en üstüne dikmişlerdir. Ta ki burasının bir “İslâm diyarı” olduğu anlaşılsın!.. “Hilâl”, aslında bir “mühür”dür!. Hem de İslâm’ın bir mührü!. Hilal şeklinden dolayı değil, isminden dolayı İslami bir semboldür. (M)

ÂLİMLER

  • Hakikî âlimler, idarecilerin ve halkların, yol göstericileri, rehberleri, mürşidleri, kandilleri, fenerleri, aydınlatıcı rehberleridir. (AİC)

  • Alimler, İslâm’ın sancağını taşıyan, mânevî sultanlardır. Bütün zorluklara katlanıp hapislere giren Bediüzzaman Said Nursî, Ebû Hanîfe, Ahmed b. Hanbel, İmâm-ı Rabbânî, Şeyh Şâmil ve daha binlerce meşhur âlim, mürşid, şeyh, hoca, hatip, vaiz, derviş olarak İslamiyet’e hizmet edenlerdir. (AİC)

  • Tarih boyunca zalim yöneticiler, İslâm ülkelerinde zaman zaman yönetimleri ellerine geçirmişler. Ama hırslarını, zevk ve kaprislerini tatmin, sapık görüşlerini tasdik, zulüm ve sömürülerinin devamını temin hususunda Rabbanî âlimlerden asla yüz bulamamışlar, ellerindeki her türlü kuvvete ve sarf ettikleri tüm gayrete, hiddet ve şiddete rağmen ehlullahı kendilerine boyun eğdirememişlerdir. (AİC)

  • Âlimler idarecilere öğüt verdiler, zorunlu olmadıkça ziyaretlerine gitmediler, hediyelerini geri çevirdiler, mevki ve makam tekliflerini reddettiler, ziyaretlerine gelmek isteyen idarecileri de sınırlı ve zorunlu kabul ettiler, hür ve bağımsız yaşayarak sadece Allah’a bağlandılar, kula kulluk etmediler, mevki ve makam sahiplerinin emellerine, isteklerine alet olmadılar, eyvallah demediler. Ölümü göze alarak İslamiyet’e ters düşen idarecilerle mücadele ettiler, kınayanın kınamasına aldırmadılar, zindanlara girseler de yılmadılar, zindanları medrese ve ibadethane yaptılar, ilimlerini orada da neşrettiler. Yakın tarihimizde Bediüzzaman hazretleri ve talebelerinin durumu herkesçe bilinmektedir. (AİC)

AMEL

  • Amel; ibadet ve güzel ahlak ile fiiller olarak; kalpteki imanın dışa yansımasıdır. Çünkü ibadetin kaynağı imandır. Kuvvetli bir iman, kişiyi amel ve ibadete yönlendirir. Amelsiz olan ve davranışları etkilemeyen imanın gizli bir yer de saklanıp, kendisinden yararlanılmayan, gittikçe çürüyen değerli bir eşya veya şarj edilmiş bir akümülatör gibidir. İçinde enerji vardır. Fakat takviye şarjlar olmayınca gittikçe içindeki enerjinin azalıp bitmesi gibidir. (İYGAN)

  • Ameller; zahiri ve bâtınî olmak üzere ikiye ayrılır:

  • İnsanın bedeni veya organlarıyla yaptığı işler ve eylemlere zahiri (bedeni) ameller adı verilir. Bunlar namaz, oruç, zekât, hac ve cihad gibi fiillerdir.

  • İnsanın duygu ve düşüncelerine bâtınî (kalbî) ameller adı verilir ki; bunlar inanmak, tasdik etmek, düşünmek, ibret almak, sevmek, iyi niyet gibi amellerdir. (İYGAN)

  • Amelin “amel-i salih” olabilmesi için; o kimsenin mü’min olması, imanın gereği olarak yapılması, Kur’an, sünnet ve Allah’ın rızasına uygun olup, tam ihlâs ve güzel bir niyetle yapılması gerekmektedir. (İYGAN)

ANA VE ARA RENKLER

  • Renk göz ile yakalanan bir ışık tesiridir. Işığın eşya üzerine çarpmasıyla, yansıyan ışınlardan gözümüzde meydana gelen duyumların her birine “renk” denir. (RDİÜE)

  • Işığın ve ısının olduğu gibi, renklerin de aslı nurdur, güneştir. Zaten bütün renkler beyaz ışıktan doğar. Nurun, güneşin zâtî, aslî renkleri, yani ana renkler üçtür:

    • Kırmızı,

    • Sarı,

    • Mavi (RDİÜE)

  • Zahirde yedi renk göründüğünden yedi renkten söz edilirse de bu yedi renk zâtî olmayıp çeşitli cinslerin bir karışımıdır. Siyah ve beyaz ise renkten sayılmazlar; çünkü beyaz bu yedi rengin birbirine bir karışımı, siyah da bütün bu renklerin bulunmayışı, yokluğudur. (RDİÜE)

  • Bir renge beyaz ya da siyah katılarak o rengin farklı tonları elde edilir. Örneğin, yeşil renge bir miktar beyaz katılarak açık yeşil, mavi renge katıldığında açık mavi elde edilebilir. Beyaz ve siyahın birleşmesiyle ortaya çıkan renkte “gri renk”tir. (RDİÜE)

  • Ara renkler, esas renklerin ikişerli karışımından meydana gelir.

    • Sarı + Kırmızı = Turuncu

    • Sarı + Mavi = Yeşil

    • Mavi + Kırmızı = Mor (RDİÜE)

Renkler, şiddetlerine ve insanlar üzerinde oluşturdukları ruhsal etkilerine göre de sınıflandırılır. Bu bakımdan ana ve ara renkler; “sıcak ve soğuk” şeklinde de şöyle ayırımı yapılır:

Sıcak renkler: “sarı, kırmızı, turuncu”

Soğuk renkler: “mavi, yeşil, mor” dur. (RDİÜE)

  • İnsanlara ateşi ve sıcaklığı hatırlatan, canlı, dikkat çeken, insana enerji veren ve canlılık hissi uyandıran renkler “sıcak renkler”olarak adlandırılır. Pastel ya da soğuk renkler olarak gruplandırılan renkler insanda sakinlik hissi uyandırırken sıcak renkler keyif ve heyecan duygularını harekete geçirici etkilere sahiptir. “Sarı, kırmızı ve mor” renkler sıcak renklerin başında gelir. Bu renklerin pembe, altın sarısı gibi farklı tonları da sıcak renkler sınıfına girer ve benzer etkileri gösterir. (RDİÜE)

ANASIR-I ERBA

  • Hayatın temel taşları denen anasır-ı Erbaa/dört unsur; hava, su, toprak, nur ve nardır. (HTTAE)

  • Hava unsuru; Allah’ın izniyle yeryüzünün bütün nüfuslarına nefes vermek ve zîhayata lüzumulu olan hararet, ziya, elektrik gibi maddeleri ve sesleri nakletmek ve nebatatın telkîhine vasıta olmak ve vazifelerin birini diğerine karıştırmadan hem de her türlü sesin birini diğerine bulaştırmadan çok küllî vazifeleri ifa eder. (HTTAE)

ANLAYIŞ

  • Her bireyin anlayışı onun kültürel, bilimsel düzeyi, algılama biçimi, ihtiyaçları ve psikolojik durumu ile yakından ilişkilidir. (HMİHBA)

ARZ (DÜNYA)

  • Kâinat içinde arz bir hayat fuarıdır. Burada bütün hayat çeşitleri mevcuttur. Hatta hayat mertebe ve tabakalarının tamamı vardır. Ruhani varlıklar bulunduğu gibi, cismani varlık olan mikroptan gergedana, hücreden insana, bitkiden hayvanlara kadar hepsi de arz fuarında bulunmaktadır. (Kİ)

  • Arz üzerinde ve içinde hayat olduğu gibi, uzay ve gezegenlerde de hayatın var olması kaçınılamaz bir gerçektir. (Kİ)

  • Dünya (arz) kâinatın kalbi, imtihan ve hizmet yeri olan bir misafirhanedir. (Kİ; ÜAR)

BAKIŞ AÇISI

  • İnsanların dürüst olarak, olayları farklı değerlendirmesi “bakış açısı”ndan ortaya çıkar. (HMİHBA)

  • Olaylar karşısında insanların tepkileri farklı olduğu gibi, bakış açılarının da farklı olduğu bir gerçektir. (HMİHBA)

  • Tevhidi kabul eden insanların yalnız inançları değil, hayata ve dünyaya bakışları da, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde olmalıdır. (HMİHBA)

  • Bakış açısı; bir olayda, konuyu, düşünceyi belirli bir yönden inceleme ve görüş açısıdır. (HMİHBA)

  • Bakış açısı; kişilerin bulundukları yere göre dünyayı farklı algılayıp, dolayısıyla farklı yorumlamalarına sebebiyet veren olgudur. Burada asıl belirleyici olan, “her zaman nereye bakıldığı değil, nereden bakıldığı” önem taşır. Çünkü pencereye bakmak ile pencereden bakmak bir değildir. Pencereye bakan camı, pencereden bakan ise dışarıdaki manzarayı görür. (HMİHBA)

BAŞARI

“Başarı, insanın yapmak istediği güzel bir şeyi yapabilmesi, ulaşmak istediği hedefe varabilmesidir.” (BŞ)

“Başarı; azimli bir hareket, iyi planlama, disiplinli çalışma ve iyi iletişimin sonucudur.” (BŞ)

“Huzur başarının güç kaynağı, başarı da mutluluğun sihirli anahtarıdır.” (BŞ)

“Başarılı olmak için; önce inanç, bu inanç doğrultusunda azim, kararlılık, çalışma gücü ve istek şarttır.” (BŞ)

“İnanmak yarı yarıya başarmaktır.” (BŞ)

“İnanmak başarmanın yarısı, diğer yarısı da çalışmaktır.” (BŞ)

Başarı için çalışmak, çalışmak için de inanmak şarttır.” (BŞ)

Ümit, azim, sabır, kararlılık ve mücadele başarının kaynağıdır. (BŞ)

Başarılı olmanın en emin yolu kararlı olmak ve hayalinizi korumaktır. (BŞ)

Başarıda kişiler arasında ki  fark, zamanı iyi değerlendirmek, etkili kullanmak ve zaman yönetimini iyi bilmektir. (BŞ)

Başarının insana kazandırdığı en büyük armağan özgürlüktür. (BŞ)

Başarılı insanlar çok fazla seçeneklere sahip olduklarından, nefret ettikleri kişilere, kurum ve mekânlara ve zor durumlara katlanmak zorunda kalmazlar. (BŞ)

Başarmak, mutluluğa ulaşmak, huzura kavuşmak, keyifli bir yaşam sürmektir. Kara sevdaya tutulduğu hedefine ulaşmaktır. (BŞ)

Hayatta başarılı olanlar; pozitif olarak hayatı algılayan ve iletişimde, pozitif bir dili geliştirebilenlerdir. (HMİHBA)

  • “Yumruğun kuvveti, koldan çok zihindedir” sözü bir hakikattir. Tıpta geçerli olan Hastalık yoktur, hasta vardır” anlayışı gibi, eğitim ve öğretimde de; “Başarısızlık yoktur, başarılı olmak vardır” kaidesi geçerlidir. “Başarılı olmak istiyorum” demek yerine “başarılı olacağım” denilmelidir. (BEY)

  • Başarı, “yapamam” fikrini, “yapabilirim ve yaparım,” düşüncesine çevirmekle başlar. (BEY)

BAYRAK

  • Bayrak, devletlerin, milletlerin bağımsızlık sembolü, dinî ve millî değerlere sahip bir simgedir. Milletin birlik ve beraberliğini temsil eden her zaman önemli kutsal manalar ve değerler taşıyan simgesi ve şiarıdır. (M)

  • Türk Bayrağı, milletimizin şeref simgesi olan hilal ve yıldızı ile dünyada ve ülkeler arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin şeref ve onurunu büyük bir inançla simgeleyen şeref abidesidir. (M)

  • Bir milletin varlığının ve bağımsızlığının sembolü olan bayraklar; değerli kumaşlardan yapılmakla değil, taşıdığı mana ile değer kazanırlar. (RD)

  • Bayraklar üzerindeki bu renk, şekil ve semboller; milletlerin inançlarını, düşüncelerini ve hafızalarında derin izler bırakan hatıralarını yansıtır. (RD)

BAYRAĞIMIZIN AY, YILDIZ VE RENGİ

  • Hilâl’in kucağındaki yıldız da doğrudan doğruya Arapça Muhammed yazısının şeklinden alınmıştır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimizin ismi yazıldığı zaman birinci “Mim”in başı “Ha” harfinin dirseği, ikinci “Mim”in kıvrımı ve “Dal” harfinin alt ve üst kanadı beş tane çıkıntı meydana getirir ve tam bir yıldız şeklini alır. Zaten İslam’ın şartları da beştir. Demek hilâl “Allah” inancını, yıldız da, Hz. Peygamber (sav)’e bağlılığı dile getirir. Allah inancı “Amentü” ile bildirilen iman şartlarının temeli olduğu için, iman esaslarının hepsi bu sembolle ifadesini bulmuş olur. Bu iki sembolle hilâl ve yıldızla İslam dini bütün yönleriyle ifade edilmiş olur. (M)

  • Allah’ın birliği  ve tevhid inancı ve bu inancın “La ilahe İllallah, Muhammed’ür resulullah / Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir” formülüyle ifade edilen Kelime-i Tevhid’in manası böylece hilal ve yıldız şeklinin içinde sembol olarak ifadesini bulmuştur. Demek “hilâl”, iman şartlarını “yıldız” da İslam’ın şartlarını “Remz” (sembol) olarak dile getirir. (M)

  • Al renk, kutsallık içerdiği içindir ki, Türkler, “kırmızı bayrak” değil “al bayrak,” “kırmızı kan” değil “al kan,” demişlerdir. Yermek, aşağılamak anlamında “karalamak” derken, yüceltmek, övmek, kutsamak karşılığı da, “allamak” sözünü kullanırlar. Bugün dilimizde kullandığımız “allamak pullamak” sözü de aynı maksatla kullanılır.

  • “Al”, Türk lehçelerinde “yüksek”, “yüce” ve “kudret” anlamlarına da gelir. Altay dağının adı aynı maksatla söylenmiş olup, Al=yüce/yüksek, tay=tağ/dağ demek olup Al-tay=yüce-ulu dağ, yüksek dağ anlamındadır. (M)

  • Bayrağımızda; Hilal Yüce Allah inancını, Yıldız, Peygambere bağlılığı ifade ederken, rengi de şehitlerimizin kanını ve vatan topraklarını ifade eder. Ay yıldızlı bayrağımızın anlamı, Allah ve Hz. Muhammed (sav)’i temsil eder. Şanlı ay yıldızlı al bayrağımız; hem inancımızın, hem vatanımızın hem de bağımsızlığımızın sembolüdür. (M)

BAYRAM

    İslam dininde, Ramazan ve Kurban olmak üzere iki dini bayram vardır. (ÜAR)

    Bayram; Allah’a gerçek manada kul olmanın zevkine en üst seviyede varıldığı zaman dilimidir.

  • Toplumun ortak değerlerine saygı göstermektir.

  • Allah için sevmek, Allah için sevilmektir.

  • Büyük, küçük herkesi sevindirmek ve geçmişleri hatırlamak demektir.

  • Kur’an’a sahip çıkmak ve yaşadığı her ortamda O’nun havasını teneffüs edebilmektir

  • Resulullah (sav)’i sevmek olduğu kadar, onun sünnetlerini yaşayabilmektir.

  • İmanla yaşamak, imanla ölmek ve Rabbinin huzuruna imanla çıkabilmektir

  • Neşe, sevinç, sevme, sevilme ve sevindirme günüdür.

  • Toplumların milli birlik ve beraberlik duygularının zirveye ulaştığı, dayanışma ve kaynaşmanın daha yoğun yaşandığı en müstesna zaman dilimidir. (ÜAR)

BEDEN DİLİ

  • Beden dili insanın kendini ifade edebileceği yöntemlerin en doğalıdır. Karşınızdaki kişiyi anlamanın yolu; onun beden dilini çözmekten geçer. Beden dilini bilmek, kişinin çevresindeki insanlarla daha iyi iletişim kurmasını sağlamak demektir. (MMBİ)

  • İletişimde söz dili ile beden dili birbirini tamamlayan unsurlardır. Ancak sözü yalan olanı, beden dili doğruyu söyleyerek ele verir. (MMBİ)

BESLENME

  • Düşünce üzerinde ve bedenin beslenmesinde helal ve haram yiyeceklerin etkisi büyüktür. (HMİHBA)

  • Zihnin sükûneti, ruh ve bedenin maddî ve manevî güzel beslenmesine bağlıdır. (HMİHBA)

  • Beslenme iki türlüdür: Mide yoluyla bedeni, akıl ve kalp ile de ruhu beslemektir. (HMİHBA)

  • Beden beslenemeyince nasıl cılız, canlı cenaze gibi olursa, ruh da yeterli beslenemeyince, hem beden hem de ruh hastalanır rahatsız olur. (HMİHBA)

BESMELE

* Besmele; بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

* Allah, Rahmân, Rahîm isimlerinden müteşekkil İlayı Kelimetullah!..

* Allah’ın varlığına, birliğine, kudretine ve rahmetine delalet eden İlahi kelamdır.

* Kelamullah’ın anahtarı, sırların mahzeni, İlahi lütufların habercisi.

* Celâlî ve Cemalî isimlerin zikrini özünde barındıran İlâhî kelâm.

* Kâinatı yaratan ve idare eden en yüce varlığın adıdır.

* Hüda’nın ismi, Bismillah Yüce Rabbin adıdır. (HSFHYAB)

* Besmele; rahmet, merhamet ve şefkattir.

     * Bir inci söz, kelamların başıdır.

     * Kur’an’ın sırrı, surelerin altın tacı,

     * Kalemin ilk yazdığı, İslam’ın sembolüdür.

     * Hikmet deryasının incisi, İlm-i ledün denizinin dalgasıdır.

     * Semalarda yankılanan ses, mevcudatın virdidir.

     * Her surenin anahtarı.

     * Söyleyenin ağzını temizleyen iksirdir.

     * Zat-ı İlahiye ve Sermed-i bi nihayetin ismi.

     * Kalbe cila, hastalığa şifa.

     * Levh-i mahfuza yazılan ilk yazıdır.

     * Huzur, bereket ve mutluluktur.

     * Kalbe ferahlık, gönle rahatlık, sadırlara şifadır.

     * Besmele ruhların rahatı, bedenlerin kurtuluşudur.

     * Besmele kalblerin nuru işlerin nizamıdır. (HSFHYAB)

     * Besmele; Faziletli ve sırlı bir hazine, büyük bir deryadır.

   * Dünyevi kapıları açan, adetleri, söz ve davranışları ibadete çeviren sihirli bir anahtar.

     * İslam’ın şiarı ve bir sembolüdür.

    * Sözün özü, Besmele’yi anlatmaya söz yetmez. (HSFHYAB)

   * Bismillahirrahmânirrahîm; Fatiha’nın fihristesi ve Kur’an’ın mücmel bir hülasası.

     * Kalblere nur, gönüllere şifa, maksuda vusul, dualar onunla makbul olur.

     * Kalblere nur, gönüllere sürur, akıllara iz’andır.

     * İmana davet, kalbe hidayet, gönüllere sirayet.

     * Rahmet arşına yetişmek için bir mi’raçtır.

     * Yemeye bereket katar, yiyenlerin doymasını sağlar. (HSFHYAB)

     * Bismillah, ism-i azamı taşıyan, sırr-ı azim-i duadır.

     * Duaların sertacı, gönüllerin ilacıdır.

     * Mü’minlere en büyük şefaatcı.

     * Zikreden ve onu söyleyenlere gıda.

     * Allah’a ve Habibine aşık olanların zikri ve azığıdır. (HSFHYAB)

BESMELE ŞİFA KAYNAĞIDIR

  • Besmele hem ayettir, hem de Esma’ül-Hüsna’nın a’zamlarını içinde bulunduran, aynı zamanda bu isimlerde Esma-i İlahinin çekirdekleridir. Bu bakımdan Besmele hem Kur’an ayeti olarak, hem de Allah’ın en güzel isimleri ile birlikte iki yönlü şifa kaynağıdır. (HSFHYAB)

BESMELE İLE TEDAVİ

  • Tedavi maddî ve manevî olmak üzere iki şekilde olur. Gerçek tedavi şekli ise; hem maddî, hem de manevî tedavinin birlikte olmasıdır. Tedavi iki temel esasa dayanır:

Biri, hastanın tedaviye gönülden tam olarak inanması.

Diğeri, hastanın iyileşmeyi arzu etmesi gerekir. (HSFHYAB)

  • Ruhî enerji aslında bioenerji denilen şeydir. Buna hadis litaretüründe Rukye adı verilir. Bioenerji; Besmele, Esma-i Hüsnalar, ayet ve sureler ile çeşitli dualar okunarak yapılan şifa çalışmasıdır. (HSFHYAB)

  • Esma, ayet, sure ve duaların  enerjilerini, karşı tarafa pozitif enerji olarak aktarmak ve negatif enerjilerini de çekmek şeklinde yapılır.  Şifa enerjisi insanlık var olduğundan bu yana  vardır. (HSFHYAB)

  • Manevî hastalıkların bazıları Kur’an ayetleri, esma-i İlahi ve Hz. Peygamberden mervi bazı duaların okunmasıyla tedavi edilir. (HSFHYAB)

BESMELE TEMİZLEYİCİ İKSİRDİR

Resul-i Ekrem (sav) sonra emretmiş ki:

“Bismillah deyiniz, ondan sonra yiyiniz. Zehir daha tesir etmeyecektir.” (Buhari; Ebu Davud; Beyhaki; Darimi; Kadı İyaz; Ali el-Kari; Nursî, 19. Mektubat)

  • Besmele zehirin tesirini yok ederse, Allah’ın izniyle niçin günah kirlerini yok etmesin? Besmele’nin nuru söyleyenleri niçin temizlemesin? (HSFHYAB)

BESMELE TERCÜMESİ

  • Besmele’de geçen isimler ile Besmele’nin kendisi, Yüce Allah’ın özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez. (HSFHYAB)

  • Her dilde özel isimler tercüme edilmeden aynı şekliyle söylenip yazılırlar. İslam nişanı, alemeti ve şiarı olan Besmele, Allah’ın özel ismi olduğu için tercüme edilemez. (HSFHYAB)

  • “Rahmân-ı Rahîm Allah’ın adıyla” diye dilimize tercüme edilebilir. Ama “Besmele”yi, aslî ifadesi olan Arapça ile okuyup o şekilde korumak en uygun ve en makbul olanıdır. Besmele, tıpkı ezan ve selâm gibi, Müslümanların arasında ortak bir mesaj niteliği taşıdığından, İslam nişanı ve şiarıdır. (HSFHYAB)

BESMELE ZİKRİ

  • Besmeleyi fikre ve zikre konu eden kişi, kâinatı bir zikir hane olarak algılar. Her varlığın “Allah Allah” diye zikrettiğini hisseder ve o varlıkların zikrine ortak olur. (HSFHYAB)

  • Besmele çekirdeği insan ruhuna ekildiği zaman, arz üzerindeki o insan ruhî ile arş-ı alaya çıkarabilir. (HSFHYAB)

  • “Besmele zırhı”na bürünen insanı Allah muhafaza eder ve şeytana karşı zaferi kazandırır. Besmele, kendini zikredenle şeytanlar arasında bir sütre ve bir perde olur. Besmele eman ayetidir, şerlerden emin olmak isteyen Besmele söylemeli. (HSFHYAB)

BİLGİ

  • Bilginin üç temel kaynağı; “Okumak, dinlemek ve görmek” tir. Bunları kalıcı kılmakta “yazmak”tır. (AİC)

BÜNYELERDE GDO SAVAŞI

  • Kaliforniya’daki küçük bir biyoteknoloji şirketi olan Epicyte adlı şirket, Eylül 2001’de yaptığı basın toplantısında şu trajik müjdeyi verdi: “Gebeliği engelleyen mısır ürettik. Sperm öldürücü antikorlar üreten mısırlarla dolu bir seramız var.” (F William Engdahl, ‘insan Türünün Barındığı Tavuk Kümesi, Yaşlı Tilkilere Emanet’ adlı makalesi)

  • Günümüz insanı tabağındaki yiyeceğin niteliğiyle değil, niceliğiyle ilgileniyor ve övünüyorlar. Görselliğin büyüsü ve hazzın cazibesi nedeniyle, nitelik ve niceliğin farkını kavramaktan da oldukça yoksun kaldık ve yoksun bırakıldık. Böylece midesinin ifsadına izin veren insan, aklının ifsadına da izin vermiş oluyor. (TBGDOG)

  • GDO’nun etkisi akılla sınırlı kalmayarak, düşünceden eyleme, kısırlıktan kansere ve daha nice hastalıklara yol açarak bünyelerde savaş devam etmekte. Akılların mideye mahkum olmasıyla esaret başlamaktadır. (TBGDOG)

CEHALET

  • Cehalet şeytandan daha etkilidir; çünkü cahil insan, hem cehaletin kötü etkisi altındadır; hem de şeytanın etki alanı içinde olduğunun farkında olamaz. (AİC)

  • Cehalet düşmanı dost, dostu düşman, gerçeği sahte, sahteyi gerçek, iyiyi kötü, kötüyü iyi, doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterir. (AİC)

  • Cehaletin iki şekli cehl-i basît ve cehl-i mürekkeb. Cehl-i basît; bilmediğini bildiği için bir bakıma ilim olup, cehaletini kabuldür. Cehl-i mürekkeb ise; hem bilmiyor, hem bilmediğini dahi bilmiyor olduğundan katmerli cehalettir. Cehaletin en kötüsü de budur. (AİC)

CERBEZE

  • Cerbeze; aldatıcı sözlerle kurnazlık ederek, can alıcı kelamlarla aldatma ve haklı-haksız sözlerle hakikati gizlemektir. (İYT)

  • Cerbeze sosyal hayatta çok sık karşılaştığımız bir hastalıktır. Bu hastalığa yakalanmamak veya tedavi çarelerini bilmek için, cerbeze hastalığını da bilmek gerekir. (İYT)

  • Aklın ifrat mertebesi olan cerbeze hâlinde, akıl yalanda ileri derecede kurnazdır, hilekârdır. Yalan ve yanlışını lâf ebeliği yaparak örtbas eder ve kimsenin ruhu duymaz. İşte aklın bu mertebesinden uzak durmak ve Allah’a sığınmak lâzımdır. (İYT)

  • Cerbeze bir hatayı gösterip, bin hayrı yok etmeye çalışma becerisidir ki, şeytani bir vasıftır. (İYT)

  • Cerbezecinin maksadı batıl meseleleri iyice izah edip, sürekli anlatmakla, çok safi ve temiz, iyi niyetli akılları ve kalpleri bulandırmaktır. Onları tertemiz bir meselede şüphelere sokmayı başarmaktır. (İYT)

  • Cerbezecinin bir görevi de İslam’a hizmet eden ve sevilen Müslüman’ı gördüğünde; o insana ait kusur ve hata ya da şüphe oluşturacak şeyleri araştırmaktır. Eğer işine yarar sağlayacak zayıf ve çürük şüpheli birkaç şey bulsa, onu kendine büyük bir delil olarak alır. Habbeyi kubbe yapar, küçük bir meseleyi çok büyütür. (İYT)

CERBEZEDEN KORUNMA YOLU

  • Cerbezeye karşı; İslamiyet’in ana kaynakları ve mizanları olan Kur’an-ı Hâkim ve hadis-i şerifler bütünlüğü içinde, mizan-ı şeriatle tartmalı ve akıl, kalb ve vicdan ile karar vermeli. Yoksa hata yapma ihtimali çok olur. (İYT)

  • Cerbeze tehlikesinden kurtulmanın ilk şartı önce tövbe edilmeli, sonra aleyhine konuşulan veya su-izan edilen mü’min kardeşlerden helallık istenmelidir. (İYT)

CİNLER

  • Cinler enerji hızıyla hareket etikleri için, kısa zamanda bir yerden başka bir yere gidip gelmeleri nedeniyle birçok olaydan haberleri olabilir. (Kİ)

ÇALIŞMAK

* Çok çalışmak başarıya ulaşmak için yeterli değil, etkili ve verimli çalışmak önemlidir. (BŞ)

* Çalışmanın bedenî, hissî, haricî ve aklî olmak üzere dört şartı vardır:

1- Bedenî şart, sağlık ve sağlamlıktır.

2- Hissî şartı, sevmek ve içten arzu ederek yapmaktır. Yani gönüllü olmaktır.

3- Haricî şart ise, bulunduğumuz yerin ve diğer maddî durumların elverişli olmasıdır.

4- Aklî şartı ise, çalışmanın metodunu bilmektir. (BŞ)

  • Öğrencilerin anlama, kavrama ve muhakeme gücü bir birinden farklıdır. Bu nedenle kimi bir kez okuyunca, kimi iki, üç, kimi dört veya beş kez okuyunca anlar ve konuyu kavrar. Bunun içindir ki “Kavranılamayan ders yoktur, anlaşılamayan ders vardır”

  • Her öğrenciyi; “bilinçsizce çok çalışmak” yerine; “etkili ve verimli ders çalışma” yol ve yöntemlerini iyi bilmesi başarıya ulaştırır.

  • “Öğrencinin ders çalışmasında önemli olan dersin başında kaç saat geçirdiği değil, zamanı nasıl geçirdiğidir. Çünkü kitap okuyor mu, yoksa kitaba bakıyor mu? çok önemlidir.

ÇOCUĞUN ANNE KARNINDA EĞİTİMİ

  • Çocuğun ana rahminde beden yapısı, doğuştan bir hastalığı olup olmayacağı, mizaç özellikleri ve zekâ kapasitesi gibi, onun için hayatî öneme sahip birçok özellik şekillenir. İşte çocuğun yaşam süresi içerisindeki başarılarının temelini doğum öncesi oluşturur. (DÖSÇT; BEY)

  • Üç aylık çocuğunu kucağına alarak Resulullah (sav)’e gelen ve onu nasıl eğiteceğini soran bir sahabeye Efendimiz (sav) “çok geç kalmışsın; eğitim anne karnında başlar” (DÖSÇT; BEY)

  • Çocuğun yaşam süresi içerisindeki başarılarının temelini doğum öncesi oluşturur. Çünkü çocuk doğum öncesinde, yani anne rahminde teşekkül eder. Bu nedenle mebde ile münteha arasındaki hayat süreci cenin iken başlar. Bir hayat ağacının temelleri bu dönemde atılır. (DÖSÇT; BEY)

  • Anne-babanın “yediklerine-içtiklerine-giydiklerine” dikkat etmeleri, haram lokmadan ve haram kazançtan sakınmalarıdır. Daha yavrunun sperm ve yumurta buluşması anından itibaren gıdası, “annesinin davranışları, giyimi kuşamı, psikolojik hâleti, maneviyatı yediği içtiği, aldığı her türlü gıdası”; anne ve babanın daha önceki ve daha sonraki tavırları da onun şakî ve saîd olarak yazılmasında önemli vesilelerdir. (DÖSÇT; BEY)

ÇOCUK ANAOKULUNA NİÇİN GİTMELİ?

  • Anaokulu çocuğa, kendi hakkını korurken, paylaşmayı ve başkalarının özgürlüğünü zedelememeyi de öğretir. Bedensel, sosyal, zihinsel ve duygusal gelişmelerini sağlamada, okulöncesi eğitim kurumlarının önemli katkısının olduğunu, özellikle çocuk, ilköğretime başladığı zaman kendisini gösterdiği yapılan araştırmalara göre bilinmektedir. (ÇTBOİ)

  • Çocuklar anaokulunda; konuşmayı, dinlemeyi, soru sorabilme ve kendilerini yönetebilmeyi, akranlarıyla uyum sağlamayı ve sorumluluk yüklenmeyi öğrenmiş olacaktır. (ÇTBOİ)

ÇOCUKLARINIZI YETERLİ TANIYOR MUSUNUZ?

  • Her ana baba çocuğunu tanır. Öyle ise ana babaya “Çocuğunuzu tanımayı ister misiniz?” diye sorulur mu, acaba böyle bir soru yöneltmek doğru mudur? diyebilirsiniz. Çünkü çocuğu anne ve babasından daha iyi kimse tanıyamaz, diyebilir veya öyle düşünebiliriz. Ancak soruyu yine sormak istiyorum: “Çocuğunuzu tam anlamıyla ve her yönüyle tanımayı ister misiniz? (ÇTBOİ)

  • Anne baba olarak çocuklarınızın kabiliyetlerini, istidatlarını, zekâ seviyelerini, özel eğilimlerini, karakter yapılarını, kişiliklerini yani artı ve eksi bütün yönlerini biliyor musunuz? Beden dillerini okuyabiliyor musunuz? Veya bilmek ister misiniz? Biz anne baba olarak yeterince biliyoruz veyahut bildiklerimiz yeterlidir diye düşünüyorsanız, çocuğunuzun başarıya ulaşması için şimdiden engeller koymuş olmuyor musunuz? (ÇTBOİ)

  • Evde anne babanın sevgisinden mahrum kalmamak için davranışlarına ket vurabilen, gösterişli hareket eden acaba okulda ve dışarıda da aynı olabilir mi? Ne dersiniz? (ÇTBOİ)

  • Anne babalar şunu unutuyor olsa gerek, bir insanın müteaddit kişilikleri vardır. Bu kişilikleri ayrı ayrı ve farklı mekânlara göre davranış gösterir. Bir insanın evinde bir şahsiyeti, okulda ayrı şahsiyeti olabilir. Bu nedenle çocuğunuz kardeşleriyle ayrı, arkadaş çevresiyle ayrı iletişim kurup ve farklı davranışlar sergileyebilir. Ancak bazı insanlarda bu şahsiyetler bir birine yakın olabilir. Evde baskı veya korku ile büyütülen çocuklar, okul ortamında biraz özgürlük görünce hemen kıral olabiliyorlar veya kendilerini öyle zannedebiliyorlar, desem hata etmiş olmam herhalde. (ÇTBOİ)

  • Şimdi sorsam “Çocuğunuzun zihni nasıl çalışıyor?” Acaba cevabınız ne olur? (ÇTBOİ)

  • Çocukların hepsi aynı zihin yapısına sahip değildir. Yaşlara göre değiştiği gibi, soya çekim, yetişme tarzı, beslenme durumu, zihni güçlendirmek için koruma yöntemlerini yerine getirme vb. etkenlerden dolayı çok farklılıklar göstermektedir. (ÇTBOİ)

ÇOCUKLARIN SÖYLEDİKLERİ YALAN ÇEŞİTLERİ

1- Sözde Yalanlar:

Çocukların yedi yaş öncesi söyledikleri yalanlardır. Aslında bunlara tam anlamıyla yalan denemez.  Çünkü zengin hayal güçlerini kullanarak gerçek olmayanı veya çocuklar gördükleri rüyalarını yaşanmış gerçekler gibi anlatabilirler.

2- Alışkanlık Haline Gelen Yalanlar:

Çocuklarda temyiz yaşı olan yedi ve yukarı yaşlarda görülür. Yani çocuk gerçekle, gerçek olmayanı ayırt etmesinden sonra devam eden yalanlardır.

3- Patolojik Yalanlar:

Duyguların bozukluğundan kaynaklanan yalanlardır. Patolojik yalanların temelinde en sık aşağılık duygusu ve güç istemi ile karşılaşılmaktadır. Patolojik yalanda çocuk sevinçli ve kaygısız görülür ki, bu ilgi çekicidir. (ÇTBOİ)

ÇOCUK EĞİTİMİNDE İLK ALTI YIL

* “Allah sizi analarınızın karnından HİÇBİR ŞEY BİLMEZ İKEN çıkardı. Ve size şükredesiniz diye kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Nahl, 16/78)

  • Çocuk dünyaya geldiğinde, hiçbir şey bilemez ama özünde, atom çekirdeğinde olduğu gibi, istidat ve kabiliyetler gizli olarak mevcuttur. Bu istidat ve kabiliyetler de; ancak çocuğa sağlanacak iyi bir ortam ve olumlu bir eğitimin verilmesiyle gelişir. Bunun için en etkin rol, şüphesiz anne ve babaya düşmektedir. İnsan kişiliğinin temelleri ilk altı yılda atıldığını artık herkes kabul etmektedir. (ÇTBOİ)

  • Çocuk eğitiminde sertlik-yumuşaklık bir terazinin iki kefesi veya bir değneğin iki ucu olmakta, bunların ortası ise elbette ki bulunmaktadır. Yani ifrat ve tefrit arasında vasat yer almaktadır. Ortası ne otoriter ne hoşgörülü, ne sert ne yumuşak olmaktır. Buna “tatlı sert” olmak denilmekte ki; vasat bir tarzda hareket etmektir. En güzeli de budur. (ÇTBOİ)

  • Çocuğa karşı aşırı hoşgörülü tutumlar veya baskıcı ya da boyun eğici sert tavırlar uygulayan anne- baba tutumları, çocuk için sosyal uyumu önleyen, bencil, çekingen, şiddete yöneltici, özgüven oluşumunu ve sosyalleşmeyi engelleyen, aile içi ilişkileri bozan tavırlar olduğunu söyleyebiliriz. Karar anne-babalarındır. (ÇTBOİ)

ÇOCUK TERBİYESİ

  • Çocuk; aile, sosyal çevre, okul, televizyon, arkadaşlar, internet gibi bir takım unsurlar arasında maddî ve manevî eğitimini belirlemektedir. Bütün bunlara etki edebilecek olan anne babalardır. (BEY)

  • Çocuklar bir kamera, fotoğraf makinesi, video ve kayıt cihazı gibidir. Çocuklar, aile ve çevresinden gördüğü, duyduğu her şeyi anında hafızalarına kaydederler. Zamanı gelince kaydedilenleri uygulamaya koyarlar. (BEY)

  • Çocuklar, anne baba elinde hamur gibidir. Ebeveyn olarak istenen şekli vermek mümkündür. Aynen oyun hamurundan öğretmenin, öğrencilerine örnek olarak bir insan yapması gibidir. Veya heykel tıraşın taşa vermek istediği zihnindeki kişinin, bir sürü çalışmasından sonra ortaya çıkan büstüne benzer. Bunlar insanın maddi yönüne etki ederken, anne babalar çocukların hem maddi ve hem de manevî yönlerine şekil verebilmekte ve etkili olmaktadır. Bunun için çocukları nasıl yetiştirmek istiyorsanız ona göre görüntü sergilemeli; ona göre konuşmalı, ona göre hareket etmeli ve ona göre model olmalısınız. (BEY)

  • Çocuk eğitim ve terbiyesi; anne karnında başlar ve onun kucağında devam eder. Daha sonra çevresinden görür, öğrenir, okulda eğitim alır, hayat boyu eğitimi devam eder. Ancak her dönemde de etkili olan anne babadır. (BEY)

  • İslâm, çocuğun babası üzerindeki şu üç büyük hakkını dikkate alır:

  • Temiz ve ahlâklı bir annenin seçimi,

  • Güzel bir isim,

  • Dinî terbiye.

  • Henüz dünyaya gelmenin çok ötelerinde, anne ve baba evlenmeden önce bir çocuğun, babası üzerindeki birinci hakkını, ona temiz ve ahlâklı bir anne seçmesi; yani çocuk terbiyesinin nikâhla başladığını tespit eden İslamiyet; çocuk terbiyesini birçok pedagogların ve sosyologların; anne kucağında başlar düşüncelerinin aksine, nikâhla başladığını bildirmektedir. (BEY)

  • Ebeveynin çocuk yetiştirme tarzları; onların psiko-sosyal, zihinsel, dil, bedensel ve cinsel gelişimlerini büyük oranda etkilemektedir. (BEY)

  • Çocuklar anaokulunda; konuşmayı, dinlemeyi, soru sorabilme ve kendilerini yönetebilmeyi, akranlarıyla uyum sağlamayı ve sorumluluk yüklenmeyi öğrenmiş olacaktır. (OÖE; BEY)

ÇOCUKLAR YALANI NASIL ÖĞRENİYOR?

a) Aileden

Anne babaların yalan söz ve davranışlarından öğrenilir. “Oğlum sesiz ol sana çikolata vereceğim” deyip vermediğinde veya “Baban eve gelince sana oyuncak getirecek” dediğinde babanın oyuncak getirmemesi durumunda çocuk annem yalan söylüyor der ve yalan söylemeyi doğal kabul eder. Çocukların zihni, bu ve benzeri yalanları otomatik olarak kaydeder. Çocuk büyüdükçe ailenin başka yalanlarına da şahit olur. Eve gelen telefona baba sözlü veya beden diliyle oğluna “babam evde yok” söyletmesidir. Annenin evde çekiştirdiği komşusunu, mahallede görünce güler yüz gösterip övmesi gibi, böyle bir aile ortamında büyüyen çocuk yalanın gayet doğal bir şey olduğunu düşünerek, kendisi de yalan söylemeye başlar. (ÇTBOİ)

    b) Basılı ve Görsel Yayınlardan

Televizyon programlarındaki yalanları bulmak için kısa bir süre TV izleyin. Aşk dizilerinde, aksiyon filmlerinde, magazin programlarında, reklamlarda, sabah programlarında, haberlerde sizce ne kadar yalana rastlanılır? Bu yalanların yüzdelik oranlarına bir bakın. (ÇTBOİ)

    c) Çevreden

Aile içinde yalan söylenmese bile, görsel medyayı izlemesek de çevremizde yalan söyleyen günümüzde o kadar insan var ki, görme veya işitmeyle zihinlere kaydediliyor. Arkadaşlar, komşular, akrabalar yalan söyleyebiliyor veya onların içerisinde yalan söyleyenler olabiliyor. (ÇTBOİ)

ÇOCUK VE ARKADAŞ

  • Çoğu anne-babalar çocukla arkadaş olmaya çalışır, onun arkadaş ihtiyacını da karşılayacağını sanırlar. Oysa çocuğa en iyi arkadaşı kendi yaşıtlarıdır. (OÖE; BEY)

DEMEGOJİ

  • Demagoji, toplumun duygularını ve önyargılarını kullanarak var olan gerçekleri farklı şekilde gösterme sanatıdır diye de söylenebilir. (İYT)

  • Demagoji, bir kimsenin, bir grubun duygularını kamçılayarak abartılı veya gerçek dışı sözler söyleyip, onları aşağılama, alt etme ve onların rakiplerini taraftar kazanmaya çalışma, halk avcılığı yapmadır. (İYT)

DERT VE KEDER

  • İnsan derdini ve kederini kendisi üretir. Dert ve kederi tüketmekte insanın elindedir. İnsan acı, fırtınalı ve dağdağalı hayat şartlarında bile hayatın ve imtihanın cilvelerini görüp, Rabbinin rızasını düşünüp, ona göre davranması doğru olanıdır. Böyle davranan insan, bakış açısına göre acılardan bile tat alabilir. (HMİHBA)

  • İnsan, derdini, kederini kendisi üretir, icat eder. Bu da insanın hayata bakışını ortaya çıkarır. Yani dünyaya ve olaylara “iyimser” veya “kötümser” bakışlarımızdan dolayı insan; mutlu veya üzüntülü olur. Bu dahi kişinin inanç, iman, kadere inanma düzeyine ve itikadının kuvvetine göre şekillenir. (HMİHBA)

DİL

  • Dil, bir milletin ses dünyası; onu kullanan milletin kafa yapısı, nasıl düşündüğü, zihninin nasıl çalıştığı ve mantığını ortaya koyan özelliğe sahiptir. (SGDD)

  • Dil, bir iletişim aracıdır. Dil, insanların duygu, düşünce ve gözlemlerini anlatmak için kullandıkları sözlü ve yazılı bir araçtır. Söz, yazıdan daha önce, daha etkili ve daha pratiktir. (SGDD)

  • Dil nedir? Dil, insanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisanıdır. Dil, duygu, düşünce ve istekleri, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracıdır. (SGDD)

  • Dil, millî hafızanın, millî hatıraların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddî ve manevî değerlerin, bütün buluş ve icatların ortak hazinesidir. (SGDD)

  • Lisan anlamında olan dilden başka, birde ağızdaki dil vardır. Bu ağızdaki dilde duygu ve uzuvlara harika bir misaldir. Bu dil sayısız kelimeyi telaffuz edebildiği gibi, yemek yemedeki birçok fonksiyona ilaveten binlerce farklı tadı da alır. (SGDD)

  • Dil ile düşünce arasında sıkı bir yakınlık ve bağlantı var­dır. Dil, düşüncenin bir aracı, hem sonucu, hem de gerekli şartıdır. (ŞS)

DİNÎ İNANÇ

  • Dinin ruh üzerinde derin bir tesiri vardır. Bu tesirin derecesi, memleketlere, asra ve ortama göre değişebilmektedir. (MMBİ)

  • Dinî inanç, insanı birçok fenalıklardan, kötülük yapmaktan ve cinayet doğuracak sebeplerden korur. (MMBİ)

  • Şifanın Allah’tan geleceği inancı, en ümitsiz hastalarda dahi hastaya moral vermekte ve hastalıklarla mücadele gücü kazandırmaktadır. Hekime danışma ve ilâç almanın yanında, kesin şifanın ancak Allah’tan geldiğine inanan insanın, moral gücü çok yüksektir ve bu güç ona kanser dahil bütün öldürücü hastalıkların tedavisinde en büyük destektir. (MMBİ)

  • İnsan ruhunu geliştiren, olgunlaştıran manevî değerler hep ilâhî ina­yetin eseri ve tezahürüdür. Bu değerler, değer olarak bilindiği ve bütün bir hayat manzumesinde yer aldığı müddetçe faydalı olur. (MMBİ)

  • İnsanın inanç seviyesi, duygu ve düşüncesi davranışlarına değişik ölçülerde etki eder. (MMBİ)

DİSİPLİN

  • Disiplin deyince, ceza olarak algılanması hatadır. Disiplinin asıl anlamı “sistematik, sistemli” olmak demektir. Aslında disiplinin gerçek şekli “özdenetim”dir. (OŞYM)

  • Asıl disiplin saygı ve hoşgörü içerisinde sistemli ve kurallı davranışların sergilenmesi ve öğrencilerin “özdenetim” bilincine varılmasıdır. (OŞYM)

  • Disiplin sistematik, planlı ve programlı olmak demektir. (BEY)

  • Disiplin, davranış kuralları ve bu kuralları oluşturarak yürürlüğe koymak için kullanılan yöntemlere ilişkin bir kavramdır. (BEY)

  • Huzurlu ve mutlu bir aile yaşamı için sınırlar / kurallar gereklidir. Ancak evdeki kurallar, yani sınırlamalar okulda ve toplumda olan kurallarla çakışmamalı, oradaki kurallara uyumlu olmalıdır. (BEY)

  • Disiplin içinde hoşgörü, hoşgörü içinde disiplin olabilir mi?

Evet, olabilir. Disiplinde sertlik-yumuşaklık bir terazinin iki kefesi veya bir değneğin iki ucu olmakta, bunların ortası ise elbette ki bulunmakta. Yani ifrat ve tefrit arasında vasat yer almakta. Ortası ne otoriter ne hoşgörülü, ne sert ne yumuşak olmaktır. Buna “tatlı sert” olmak denilmekte ki; vasat bir tarzda hareket etmektir. En güzeli de budur. (BEY)

DÜNYA

  • Dünya bezenip, süslenmiş geline benzer. Herkese kaş göz eder ve kendine celbeder. İnsanları peşinden koşturur ama kimseye yar olmaz. (HİS)

  • Dünya, insanları kendine aşık eder ama hiç kimseyle gerdaha girmemiştir. (HİS)

  • Kur’an-ı Kerim’de arz coğrafî, dünya ise dinî ve ahlakî bir terim olarak zikredilmektedir. (YD)

  • Dünya ölümden önceki hayat, ahiret ise ölümden sonraki hayattır. (YD)

DÜŞÜNCELER

  • Düşünceler inançları, inançlar davranışları, davranışlar da çevre ile etkileşimi belirler. (HMİHBA)

  • İnsanlar; yaşadıklarını pozitif ve negatif düşünme sürecine göre değerlendirirler. (HMİHBA)

  • İnsan düşüncesinin efendisi, karakterinin kalıpçısı, söz, davranış ve işlerinin yapımcısı ve bir bakıma cüz-i irade noktasında kaderinin şekillendiricisidir. (HMİHBA)

  • İyi düşünce ve eylemler kötü sonuç getirmediği gibi, kötü düşünce ve eylemler de iyi sonuç getirmez. (HMİHBA)

  • Düşüncenin besinler üzerine olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Düşünce besinleri etkilediği gibi, besinler de düşünceyi etkiler. (HMİHBA)

  • Bedenin hastalıklarını yok etmek için müspet ve olumlu düşünce gibi, etkili doktor yoktur. (HMİHBA)

  • İnsan düşünce sayesinde huzurlu yaşar, mutlu olur. Çünkü insan acı ve mutlulukları kendi içinde geliştirir. (HMİHBA)

  • Kendimize telkinde bulunurken olumlu olmasına dikkat ederken, aynı zamanda kurduğumuz cümle kalıbının da olumlu olmasına özen göstermeliyiz. Çünkü beynimiz olumsuzluk eki olan ‘–me, -ma’ yı ayıramaz. (HMİHBA)

  • Zihne ekilen ya da düşünülmesine imkân tanınan ve izin verilen her düşünce tohumu kendi üretimini yapar. Sonuçta bunlar eyleme dönüşür ve kendi meyvelerini verirler. (HMİHBA)

  • Düşünce, aklımızın ve mantığımızın bir ürünüdür. (HMİHBA)

  • Düşünmek, aklımızı çalıştırmaktır. (HMİHBA)

  • İnsan düşünce dünyasına göre şekillenen bir varlıktır. Bu nedenle kişinin inançları ve bulundukları ortamlar kişinin düşünce dünyasını etkiler. (MMBİ)

DÜŞÜNCE ÇEŞİTLERİ

  • Harikulade düşünme, herkesin gördüğü şeyi aynı görüp onunla ilgili farklı şeyler düşünebilmektir. (HMİHBA)

  • Harikulade düşünme; sadece doğuştan gelen bir yetenek olmayıp, sonradan geliştirilebilen bir yetenektir. (HMİHBA)

  • Doğru düşünme; sürekli bir çabanın ve uzun bir sürecin bileşkesinin doğal bir sonucudur.

  • Olumlu düşünceler bedene dinçlik, vücuda zindelik ve ruha huzur kazandırır. (HMİHBA)

  • Olaylarda pozitif ve negatif görüşlerin ortaya çıkması, kişilerin düşünce tarzlarından ve olaya bakış açılarından kaynaklandığı görülür. (HMİHBA)

  • Pozitif düşünce moralize ve motivize edici olduğu gibi, negatif düşünce de demoralize ve demotivize eden etken olur. (HMİHBA)

DÜŞÜNMEK

  • Her şey düşüncede yatar, düşüncelerle yönetilir ve üretilir. (SGDD)

  • Kalbin ve gönlün süsü, ziyneti doğru inançlar, güzel düşüncelerdir. (SGDD)

  • Sahih itikad, kâmil iman, doğru düşünce, üstün ahlâk ve güzel edep sadece Kur’an ile elde edilir. (SGDD)

EDEBÎ SANATLAR

  • Her kelâm ve kalem sahibi olanlar veya olmak isteyenler edebî sanatları bilmeleri ve kullanmaları gerekir. Çünkü bu sanatlar; anlatımı güçlendirmek, söze gü­zellik, parlaklık, akıcılık ve değişik anlamlar kazandırmakta­dır. (ŞS)

  • Edebî sanatların çoğu nazımda ve nesirde ortaktır. Ama sadece nazma veya sadece nesre özgü olanları da vardır. (ŞS)

  • Bir dili veya edebiyatı iyi anlamanın yolu, edebî sanatları bilmekten geçer. (ŞS)

EĞİTİM

  • Günümüz Türkçesinde “terbiye”ye karşılık “eğitim” kelimesi kullanılır. Aslında bu iki kelime yer yer farklı anlamlarda kullanılmasına rağmen, çoğu zaman da aynı anlamda kullanılmaktadır. (ÜAR)

  • “Terbiyenin aslı; çocuğun iyi, başarılı ve mükemmel bir insan olmasını sağlamaktır.” (BŞ)

  • Terbiye, beden ve ruha kabiliyetlerine göre tekemmülü temin etmek ve onları geliştirmektir. (ÜAR)

  • Terbiye, her varlığın kendi sınırları içinde tekâmül etmesi demektir.

  • Oruç, nefsin isteklerinden iradi olarak uzak durulması yönüyle irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. İnsanın hayatta başarılı olabilmesi için irade hâkimiyetine ve güçlükler karşısında dayanabilme gücü de sabırlı olmasına bağlıdır. (ÜAR)

  • Eğitim, insanın doğuştan getirdiği yeteneklerini geliştirme ve şekillendirme; onu, din ve dünya ile ilgili vazifelerini hakkıyla yapabilecek duruma getirme faaliyetidir. (BEY)

  • Eğitimin esas amacı, bedenin ve aklın geliştirilmesi, iradenin güçlendirilmesi, ruha edebin verilmesi ve insanın te’dib edilmesidir.

  • Terbiye, Allah’ın kâinatı yaratmasıyla başlayan bir oluşumdur. O kâinatı ve bütün mahlûkatı yaratıp, terbiye etmiş ve eder. Rab ismi, âlemin her cüz’ünü, her zerresini tesiri altında bulundurur. (BEY)

  • Eğitim, mikro planda çocukta şahsiyeti inşa faaliyeti, makro planda da yarınki cemiyeti kurma ameliyesidir. (DÖSÇT)

  • Terbiye; mikro planda çocuğun kişiliği inşa edilirken, makro planda da istikbalin “Toplum Düzeni” ve “Temiz Toplum” yani “Sağlıklı ve Salih Toplum” kurma işidir. (DÖSÇT)

  • Çocuk konuşmaya başlamadan önce hâl ve hareketlerin, duygu ve hislerin ağırlıklı olduğu bir eğitim dönemi söz konusudur. Konuşmaya başladıktan sonra ise çok yönlü bir eğitim süreci içine girilir. Eğitim faaliyetleri, çocuğun gelişim basamakları dikkate alınarak, her yaşın özelliğine göre şekillendirilmelidir. (DÖSÇT)

EĞİTİMCİ / ÖĞRETMEN NASIL OLMALI?

  • Eğitimcinin Kendine Yönelik

  • Eğitimci mesleğini sevmeli.

  • Muallim, doğumdan ölüme kadar, bütün bir hayat boyu, hayatı şekillendiren kudsî üstad olduğunu bilmeli.

  • Alanında yeterli bilgi birikimine sahip olmalı,

  • Mesleği ile ilgili tüm gelişmelerden haberdar olmalı.

  • Genel kültür seviyesine sahip olmalı.

  • Yöneticilik ve rehberlikle ilgili formasyonu bulunmalı.

  • En zor şartlarda bile “güler yüzlü” ve “alçak gönüllü” olmayı becerebilmeli.

  • Etkileyici davranış ve konuşmaların neler olduğunu bilmeli.

  • Allah’ın insanları yükseltip, alçaltmasında kullandığı bir el ve bir dil olduğunu idrak etmeli.

  • Zamanı en verimli şekilde kullanabilmeli.

  • Her zaman prensipli ve bilinçli hareket etmeli.

  • Bilgisinin “etkileyici olabilmesi” için güzel bir hitabete sahip olmalı.

  • Düşüncelerini davranışları ile bütünleştirebilmeli, davranış ve konuşmaları ile örnek teşkil etmeli.

  • Okulda ve çevrede problem çıkaran değil problem çözen olmalı.

  • İyi bir eğitimci sürekli kendisini yenilemeli, bilgisayar, internet, yabancı dil gibi dünyaya açılan araçlardan  ve teknolojik yeniliklerinden yararlanmayı bilmeli.

  • Teknolojinin yeniliklerinden faydalanmayı bilmeli.

  • Bilgisiyle, hitabetiyle, davranışlarıyla herkese güven verebilmeli.

  • Hatalı durumlarda hatasını kabul etmeli.

  • Tartışmalarda ısrarcı ve inatçı olmamalı.

  • Eleştirilere her zaman açık olmalı.

  • Okul yönetimi, öğretmenler, öğrenciler ve velilerle iyi ilişkiler içerisinde olmalı.

  • Affedici olmalı. Başkalarının hatalarını affedenin kıymeti daha da artar.

  • Hiçbir zaman kötümser olmamalı. Maneviyattan yola çıkarak “olumlu” ve “umutlu” şeyler anlatmalı.

  • Karşısındaki kim olursa olsun, ona mutlaka değer vermeli.

  • Kendine saygılı davranılmasını istiyorsa, önce “kendi saygılı davranmalı”

  • Eğitimci, fikir üreten, fikre değer veren, öğrencisinin fikirlerini rahatça söyleyebilmelerini sağlayan, fikirleri dinleyen biri olmalı.

  • Eğitimci, dilinden güzel söz, yüzünden gülücük kalbinden sevgi eksik olmayan bir gönül eri olmalı.

  • Eğitimci, “ben ev geçindirme derdindeyim!. Bu kadar düşük maaşla nasıl da verimli olayım” diye asla düşünmemeli.

  • Eğitimci, insanı, topluma ve geleceğe hazırlayan en önemli mürebbî olduğunu bilmeli.

  • Bilgiyi, öğrenmeyi, elde etmeyi ve onu kullanmayı öğreten olduğunu bilmeli.

  • İdareciler, siyasetçiler, fikir ve düşünce dâhîleri, bilgin ve yüksek girişimciler ilk defa onun elinde yoğrulduğunu unutmamalı.

  • Toplumun, insanın ve eğitimin hamurunda mutlaka eğitimcinin eli var olduğunu düşünmeli.

  • Eğitimci, geniş bir sosyal vizyona, maddî-manevî donanıma, fedâkâr ve vefâkâr bir kimliğe sahip olmalı.

  • EğitimciO, hem erdemli bir toplumun, hem de fedakâr insanın, hoşgörünün ve diyaloğun taşıyıcısı olduğunu asla unutmamalı.

  • Eğitimci ve Muallim, gâh filozof, gâh zâhid, gâh derviş hâlinde zuhur etmiş ve yaşadığı zamana damgasını vuran olmalı.

  • Eğitimci, kendini irşad ve tebliğe adamış, öğrencilerini adım adım takip eden biri olmalı.

  • Toplumun yüreğini hoplatacak, himmetini bileyecek; zihinlere aydınlık ve kalplere kuvvet kazandıracak biri olduğunu unutmamalı. (BEY, BŞ)

  • b) Öğrencilere Yönelik

  • Hitap ettiği kitleyi “motive ederek” canlı tutmayı bilmeli,

  • Hiçbir ayırım yapmadan tüm öğrencilerine “eşit” davranmalı.

  • Başarıları ölçmede adil ve hassas olmalı.

  • Ceza ve ödül konusunu yapıcı ve teşvik edici bir şekilde kullanmalı.

  • Öğrenciler arasında dengeli, olumlu ve tutarlı davranışlar sergilemeli.

  • Öğrencilerle birebir diyalog içinde olmayı prensip haline getirmeli, onlarla devamlı konuşmalı ve dertlerini dinlemeli.

  • Öğrencilere özgürce soru sorma imkânı vermeli.

  • Eğitimci, bilmediği sorular hakkında bilmediğini söylemekten çekinmemeli. Ancak ertesi gün araştırıp sorunun cevabını mutlaka vermeli.

  • Kendinden emin ve medeni cesareti olmalı, olaylar karşısında soğukkanlı ve dengesini koruyabilmeli.

  • Öğrencileri değil, onların olumsuz davranışlarını eleştirmeli.

  • Eğitimci; öğrencide oluşan önyargıları gidermeli.

  • Öğrenci psikolojisini iyi bilip anlamaya çalışmalı ve onları dinleyip yardımcı olmalı.

  • Öğrencinin zihinsel ve bedensel gelişimlerini takip ederek, buna göre davranış sergilemeli.

  • İyi eğitimci, öğrenciye güven telkin etmeli ve davranışları ile örnek olmalı.

  • Eğitimci hiçbir zaman elindeki not aracını kalkan olarak kullanmamalı.

  • İyi bir eğitimci; disiplin uygulayacağım diye bağırıp, çağırmamalı, kesinlikle notunu öğrencilere karşı bir silah olarak kullanarak notla tehdit etmemeli.

  • Eğitimci, kesinlikle öğrencileri aşağılayıcı söz ve davranışlarda bulunmamalı ve asla alay etmemeli.

  • İyi bir eğitimci; gerektiğinde ceza verebilir ama asla dayağa başvurmamalı.

  • Affetme ve bağışlamanın en büyük ceza olduğunu bilmeli ve cezalandırmaktan mümkün mertebe kaçınmalı.

  • Eğitimci, “çok yumuşak davranmanın, çok sert davranmak kadar kötü olduğunu” da bilmeli.

  • İyi bir eğitimci; öğrenmeyi sevdiren, öğrenci kıyaslama yapma yanlışına düşmeyen, öğrencisinin sorunlarıyla ilgilenen biri olmalı.

  • Eğitimci, öğrencisinin ruhî âlemini keşfeden, onun düşüncesini ve gönlünü besleyen, şahsiyetini ve karakterini olgunlaştırarak geliştiren, geleceğini şekillendiren bir sanatkar olmalı.

  • Geleceğimiz olan gençler için kurulmuş olan her türlü tuzaklara karşı en iyi ve en güzel şekilde koruma tedbirleri almalı. (BEY, BŞ)

  • c) Ders Anlatım ve İşleyişine Yönelik

  • Bilgilerin hafızaya iyice yerleşmesi için şarkı, oyun ve boyamadan yararlanmalı.

  • İyi bir eğitimci; seçici olmalı, programda var diye bütün bilgileri aynı önemde öğrenciye aktarmamalı.

  • İyi bir eğitimci; değişik metot ve teknikleri uygulayarak öğrenmeyi ve öğrenme motivasyonunu kolaylaştırmalı.

  • Anlatım, soru-cevap, canlandırma, oyun, rol yapma, tartışma, deney, gezi-gözlem, inceleme-araştırma gibi değişik metotlar kullanmalı.

  • Eğitimci; öğrencileri ile iyi ilişkiler içinde olup derse hâkim olmalı.

  • Eğitimci, disiplinin olmadığı yerde öğrenmenin de gerçekleşemeyeceğini bilmeli.

  • Öğrenmeyi sevdirmek, öğretmeyi sevmekle mümkün olacağını bilmeli.

  • Zamanı en güzel bir şekilde kullanmasını bilmeli.

  • Eğitimci, daha kaliteli bir eğitim için gecesini gündüzüne katıp çalışmalı.

  • Kalabalık sınıflarda eğitim gören çocukların daha kaliteli bir öğrenim görmesi için çaba sarf etmeli.

  • İyi bir eğitimci; konumu anlatır, testlerimi çözdürür ve asla “Dinî, Ahlakî, Milli ve Manevî” konulara hiç değinmem dememeli.

  • İyi bir ders, okulda ve öğretmen önünde öğrenilen ders olduğunu unutmamalı.

  • Bu yüce vazife, mektepten mâbede kadar, bütün millî müesseselerde hassasiyetle benimsenmeli ve imkân elverdiği nispette de kafa ve kalp izdivacına muvaffak olmuş, aydın ve hasbî ruhlara gördürülmeli.

  • Ey Yüce Allah’ım!. Okuyanlara anlama kabiliyeti, anlayanlara anladıklarını, uygulama iradesi ver!. Amin… (BEY, BŞ)

EĞİTİMDEN MAKSAT

  • Eğitimden maksat nedir?

Eğitim; insanı tanımaktır.

      – insanı bilmektir.

      – insanı anlamaktır.

      – insanı kavramaktır.

      – insanı çözümlemektir.

      – insanın konum ve değerini bildirmektir.

      – insanın yaratılış gayesini bilmektir.

      – insanı mutlu kılma sanatıdır.

      – insanı olgunlaştırma eylemidir.

      – insanın geleceğini aydınlık kılmaktır.

      – insanı ilerletme çabasıdır.

      – insana çevresini tanıttırmaktır.

      – insana insani davranışları öğretmektir.

      – insana hayatın gayesini anlatmaktır.

      – insanı ahlakî değerler doğrultusunda eğitmektir.

      – insanın asli görevinin ne olduğunu bildirmektir.

      – insanın maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamaktır.

      – insanın hayat yolculuğunu öğretmektir.

      – insanının son durağı ahiret olacağını bildirmektir.

      – insanın bu dünyaya niçin gönderildiğini kavratmaktır.

      – insanın ceza ve mükâfatlandırılacağını anlatmaktır.

      – insanın Allah’a kul olduğunu kavratmaktır.

   – insanı “kamil insan” yapma eylemidir. (BŞ; BEY)

  Eğitim-öğretimden gaye dünya ve ahiret hayatı için “insanı geleceğe yönelik hazırlama eylemidir.” (BŞ; BEY)

EĞTİME FİZİKSEL MEKÂNIN ETKİSİ

  • Medeniyetler tarihe inşa ettikleri eğitim yuvalarıyla damgalarını vurmuşlar ve bu faaliyet alanlarını kendilerine övünç kaynakları yapmışlardır. (OŞYM)

  • Mekân, eğitim sisteminin bir parçası olması nedeniyle, eğitim sisteminin diğer parçalarıyla uyumlu olması zorunludur. Herhangi bir uyumsuzluk durumunda eğitim sisteminde aksaklıkların oluşabileceği söylenebilir. (OŞYM)

  • Öğretmen-öğrenci ilişkileri, büyük ölçüde bu fiziksel değişkenler tarafından etkilenir. Bu nedenle okulun fiziksel görünüşü, kullanışlık yönü, sağlık koşulları ve yeterli aydınlanma açısından uygun ve çekici olmalıdır. Çünkü iyi donanımlı, temiz ve bakımlı olan okullar, yalnız öğrenci moralini değil, onların davranışlarını da etkiler. (OŞYM)

  • Fiziksel ortam olarak kabul ettiğimiz okul, sınıf ve okulun çevresini oluşturmaktadır. Bu ortamları yapan ve şekillendiren insan, daha sonra bu ortamlardan da şekillenmekte ve etkilenmektedir. (OŞYM)

  • Fiziki mekânın, iyi düzenlenmesi ve döşenmesinden, inşaatından boyasının renk ve kalitesine, aydınlanmasından ısınmasına kadar öğrenci üzerinde psikolojik etkileri elbette ki olacaktır. Bu durum öğrenmeyi ve öğrenci gelişimini ya cesaretlendirecek ve artıracak ya da engelleyecek veyahut cesaretlerini kıracaktır. (OŞYM)

  • Kalıcı ve sağlıklı bir öğrenme atmosferinin; öğrencilerin uysal ve arkadaş canlısı olmalarına, akademik ve sosyal başarılarının yüksek olmasına, okulun ve çevresinin, güzel renkler, hoş ve aydınlık veren ışıklar, çok iyi bir temizlenmiş hijyenik ortamların olmasına bağlıdır. Çünkü fiziksel ortamın uygunluğu, etkili öğrenme-öğretme sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. (OŞYM)

EĞİTİMİN GAYESİ

  • İslam dininde talim ve terbiyenin ana gayesi, kâmil insan yetiştirmektir. (BEY)

  • Milletinin bekasını, dininin geleceğini ve Allah’a vereceği hesabı düşünen her hamiyet sahibi Müslüman “evlad yetiştirme”yi asıl gaye yapmaya ve her probleminin cevabını Kur’ân ve Hadis’e göre çöz­meye, bu konu üzerinde bu kaynaklarda gelenler ne­lerdir bilmeye mecburdur. (BEY)

  • Eğitim, insanın doğuştan getirdiği yeteneklerini geliştirme ve şekillendirme; onu, din ve dünya ile ilgili vazifelerini hakkıyla yapabilecek duruma getirme faaliyetidir. (DÖSÇT)

  • Eğitimin esas amacı, bedenin ve aklın geliştirilmesi, iradenin güçlendirilmesi, ruha edebin verilmesi ve insanın terbiye edilmesidir. (DÖSÇT)

  • Terbiyenin gayesi, insana insanî hayatın gayesini ve buna ulaşmanın yollarını göstermektir. (DÖSÇT)

  • Eğitim / Terbiyeden maksat; Allah sevgisine götüren yol, tehzib ve temizlikten sonra Rasûlullah (sav)’in sünnetine, fıtrat dini olan İslâm’ın prensiplerine uygun yaşayış ile kalbin nurlandırılmasıdır. (DÖSÇT)

  • “Yapan bilir bilen konuşur” kaidesince, bilgisayarı icat edip yapan elbette ki, diğer bütün insanlardan onu daha iyi bilir, madem bilgisayarı herkesten çok iyi bilir öyle ise sözde, konuşmakta onun olmalıdır. Bu bakımdan insanı yapan ve yaratan Allah; insan makinesinin çalışması, bakımı, yakıtı ve kullanım tarzını bildirmek için, bu makinenin kullanım kılavuzu olarak da Kur’an-ı Kerimi inzal etmiştir. Bu nedenle hakiki terbiye; Kur’an ve Sünnet ışığında ve emirleri doğrultusunda yapılandır ve yapılması hem gerekli hem de zorunludur. (DÖSÇT)

EĞİTİMDE SÜREÇ

  • Süreç bakımından eğitim; “Bir şeyi kademe kademe, tedriç ile kemaline eriştirmektir”

  • Ebeveyn gözünde evlat; yaşları kaç olursa olsun, her zaman için çocuktur. Bundan dolayı çocuk eğitim ve terbiyesinde evlilikle başlanıp, ölünceye kadar uzun bir yol izlenir. (BEY)

EĞİTİMDE TERBİYECİLER

  • Terbiye, her varlığın kendi sınırları içinde tekâmül etmesi ve ettirilmesi demektir.

  • Terbiye Ediciler:

1- Cenab-ı Hak; mutlak terbiye edicidir.

2- Melekler

3- Peygamberler

4- Âlimler

5- Anne-babalar

6- Öğretmenlerdir. (DÖSÇT; BEY)

ELEKTRONİK ÇOCUK BAKICILARI

  • Kişiliğin oluştuğu, gelişimin en hızlı olduğu, hayatın bilgi ve beceri temellerinin atıldığı 0-6 yaş çocuklarda; TV, Bilgisayar ve Telefonlar ilgilerini çeken görsel ve işitsel uyarıcıları ile anne ve babalarında çocuklarını bu “elektronik bakıcılara” teslim ettikleri bir gerçektir. Bu bakıcıların faydalarından çok çok fazla olan olumsuz etkileri vardır. (OŞYM)

  • Elektronik bakıcılar; çocukların son derece pasif, hareketsiz ve sessiz olmalarını sağlamaktadır. Bu bakıcılardan anne ve babalar çok memnun ki, çocuklarını bebeklik döneminden itibaren bu bakıcılara vermekte, o bakıcılara teslim edilen çocukları güya sözüm ona çok güvende olduklarına inanmaktadırlar. (OŞYM)

  • Elektronik bakıcıların olumsuz etkileri şöyle özetlenebilir:

1- Fikir ve inanç yayıcı,

2- Kültür aşılayıcı,

3- Aile ve toplumsal ilişkileri zayıflatıcı,

4- Yuva yıkıcı ve insanları zehirleyici,

5- Ahlak bozucu, insanları yozlaştırıcı,

6- Sürekli tekrarlarla düşünceyi devreden çıkarıcı,

7- İlluminati yöntemleriyle bilinç altına mesajlar gönderici,

8- “Elektronik kelepçeler” olarak insanları esir alıcı,

9- Kamuoyu oluşturulmasında büyük rol oynayıcı vb. gibi birçok olumsuz etkileri mevcuttur. (OŞYM)

1- Televizyon Bakıcısı

Kitle iletişim araçları içinde etki gücü en fazla olan televizyondur. Çünkü aile, dost ve misafirler arasında sohbeti engelleyen, çocuklarla oynamayı, konuşmayı ve eğlenmeyi ortadan kaldıran sihirli ve tesirli bir güçtür. (OŞYM)

  • TV’lerin ayakta durmalarını sağlayan, mali kaynakları arasında hayati önem taşıyan reklamların olumsuz etkisi ve tahribat gücü küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Çok sık tekrarlanmaları, her insanın özellikle de çocukların bilinç altına, farkına bile varmadan illuminati yöntemi ile birlikte ses, müzik ve cazibeli görselliklerle yeni tutum, hayat tarzı ve değerler yargı mesajları kodlanabilmektedir.

  • TV izlerken yemek yemek doğru olmadığı halde, öyle aileler var ki; program ve filmleri kaçırmamak için mutfaklara da televizyon alıyorlar. Hatta bu durumu bir övünç kaynağı, demokratik davranış ve bir ayrıcalık olarak görüyorlar. “Nasıl olur da sizin mutfağınızda TV olmaz? Hangi devirde yaşıyoruz” şeklinde karşıyı hakir, kendini de üstün olarak görüyorlar. Aslında bu bir çeşit psikolojik savaştır. Zaten çocuklarımız ailelerine ait olmaktan çok elektronik dünyayı kontrol eden yabancılara ait hale gelmiştir. (OŞYM)

  • Bebekler ve çocuklar yemek yesin, sözde karınlarını doyursunlar diye özellikle de çok sevdikleri program, film ve reklamlar açılarak izlettiriliyor. İşte beslenme hususunda vahim bir durum, zararlı bir davranış. (OŞYM)

  • Büyüklerde bile sofrada iken televizyona odaklanma neticesinde; kaşık ile içilecek çorbaya çatalını uzatanlar mı, bardak yerine tabak alanları mı, gözler televizyonda eller sofrada ne alacağını ararken mi desem bir hastalık haline gelmiş vaziyetindeyiz. (OŞYM)

  • İnsanın akıl, zihin, dikkat, düşünce ve hayali başka alemdeyken, yediği ve içtiği yiyeceklerin vücuduna vereceği enerjinin faydası ne ölçüde olacağı araştırılıp, incelenmeli, uzmanlarından öğrenilmelidir. Çünkü bu şekilde yeme ve içmelerin hem fizyolojik, hem biyolojik, hem de psikolojik açıdan zararları söz konusudur. (OŞYM)

  • En tehlikeli olan bir durum, anne-baba ve eğitimcilerin televizyonu -günümüz haliyle- eğitim aracı olarak görmeleridir. Çocukların eğlenerek öğrendiklerine inanıyorlar. Aslında arka perde de evde çocukların hareketli, sesli ve gürültülü hallerinin bir kaç saat “Elektronik Bakıcı olan Televizyon” tarafından kontrol altına alınmasıdır. (OŞYM)

  • 2- Multimedya Bakıcılar

  • Multimedya (çokluortam) metin, fotoğraf, video, ses ve canlandırma gibi farklı öğeleri bilgisayar ve çok fonksiyonlu telefonlar tarafından izlenilmesi, gösterilmesi, işlem yapılması ve işletilmesidir. (OŞYM)

  • Multimedya çocukların kendilerine ait dünyalarına ilişkin değerler, düşünce ve becerilerini erozyona uğratmaktadır. Saatlerce donuk bir şekilde bilgisayar veya telefondaki oyunlarla oyalanmakta bu bakıcıların esiri olmaktadır. (OŞYM)

  • Günümüzde “elektroniğe bağımlı çocuklar”, uzun süre hareketsizlik nedeniyle kas gelişiminden hayal dünyasına, içe kapanıklıktan iletişim bozukluğuna, göz sağlığından işitme bozukluğuna kadar rahatsızlık ve hastalıklara duçar kalıyorlar. (OŞYM)

  • Ortaokul öğrencilerine yönelik verdiğim konferanslarımın birinde, konferans bittikten sonra özel sorularını soranlardan bir öğrenci “kendisinde “telefon kullanma hastalığı”nın olduğunu söyledi ve kendisinin bu hastalıktan kurtulabilme çarelerini benden istedi.” Bu “telefon hastalığını” lise öğrencilerine verdiğim konferanslarda da gözlemledim, işittim ve anlatılanları hayretle ve şaşkınlıkla dinledim. (OŞYM)

  • Gençliğimizin büyük bir felaket içerisinde olduğuna kanaat getirdim. Acaba çocuklarımıza daha bebekken eline verdiğimiz telefonların bu hastalıkta etki oranı ne kadardır, diye düşündüm. (OŞYM)

  • Aileler çocuklarını her türlü dış tehlikelerden koruma düşüncesiyle, “Aman, gözümüzün önünde olsunlar!” diyerek bilgisayar oyunlarıyla baş başa bırakmakta veya “Oyalansın, ben de şu işleri yapayım!” düşüncesiyle bilgisayar başına oturtulan çocuklar, zamanla bilgisayar oyunlarına bağımlı hâle gelirler. (OŞYM)

  • Anne ve babalar çocukların çocukluklarını yaşayabilecekleri dünyalarına dönmeleri büyük önem taşımaktadır. Bunun için de yapılması gereken “elektronik bakıcılar olan televizyon ve multimedya”nın esaretinden çocukların kurtulmaları için tek çözüm çocuğu onlardan uzak tutmak olacaktır. (OŞYM)

ELEKTRONİK KELEPÇELER

  • TV, Bilgisayar, telefon vb. medya araçları; insanları hipnotizma eden sihirli kutular ve aynı zamanda kişileri kendisine mahkûm eden “elektronik kelepçelerdir.” (BŞ)

  • TV, Bilgisayar, telefon vb. medya araçları değil çocuk ve gençleri, hatta yetişkin olan bizleri bile “rehin” ve “esir” alan aletlerdir. (BŞ)

  • TV’lerdeki diziler ile internette çocuk ve gençler haz odaklı yaşadıkları bu dönemlerinde, kendilerini mutlu eden bir şeyleri gördükleri zaman yapışıp kalır ve tutku haline getirerek bağımlısı olurlar. (BŞ)

  • Mekanik, elektronik, beyaz eşya, otomatik eşyalar sayesinde zamanı artan boş vakti çoğalan insanlar; boş, işsiz, avare kalan ve ücretsiz veya ücreti çok az olan bu araçlar karşısında insan özne-nesne karışımı, sanal hayat yaşama haline ge/ tiri/ lmeye başla/ n/ dı. (Sılaçlar arası dikkate alınarak tekrar tekrar okunmalıdır. Örneğin bu cümlede dört ayrı cümle vardır.) (BŞ)

  • Zamanımızda; kişilere silah çekmekle kamera yöneltmek arasında fark kalmamış, her ikisi de insanları “rehin” ve “esir” almaya yeterlidir. (BŞ)

  • İnternet, dipsiz kuyu, manzaralı ve çekici mekân, mıknatıslı manyetik alan, ucu görünmeyen tünele benzer. (BŞ)

EMİR VE YASAKLAR

* Allah’ın emirleri ve yasakları, kulların iyiliği içindir. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kesindir. (ÜAR)

* Biz ibadetleri Allah emrettiği için yaparız. Fakat şu da muhakkak ki Allah, her zaman faydamıza olan şeyleri yapmamızı emreder, zararımıza olan şeyleri de yasaklar. (ÜAR)

FARKINDALIK

  • Farkı fark etmek, algıyla; algı da, zihindeki alıcıların açık olmasıyla sağlanır. (HMİHBA)

  • İnsan farkı fark etmeden, iletişim kuramaz ve kendini geliştirme sürecine giremez. (HMİHBA)

  • Her insanın şahsî hususiyetleri, kabiliyetleri, ilim ve bilgileri farklı olduğu için, fertler farklı şeyleri görür ve fark eder. (HMİHBA)

  • Farkındalık veya farkı fark etmek, güzelliklere açılan bir kapıdır. (HMİHBA)

  • Farklı yorumların yapılmasına neden olan konuların başında dinî bilgi birikimi gelir. (HMİHBA)

GDO’NUN KANITLANMIŞ ZARARLARI

  • GDO’lu mısır, soya, patates, fasulye yiyen ve yedirilen insan ve hayvan ölümleri. GDO’lu pamuğa dokunan çiftçilerde alerji ile pamuk hasadının artıklarını yiyen koyun ölümleri olurken, şunlar da GDO’lu yiyecekler sonucu gerçekleştiği tespit edilmiştir:

1- Erken Ölümler

2- Alerji rahatsızlıkları

3- GDO’lu Ürün Yiyen Koyun Ölümleri

4- Akciyerde İltihaplanmalar

5- Akciğer, Pankreas Ve Testisler De Sorunlar

6- Gizemli Hastalıklar

7- İnek Ölümleri

8- Organ Yetmezliği

9- Bağırsaklarda Sorunlar

10- Tavuk Ölümleri (TBGDOG)

GDO’LU ÜRÜNLER İÇİN: İnsanları İkna Yöntemleri

  • Çiftçiler az çalışıp, çok kazanacaktı. Ayrıca ürettiklerinin raf ömrü uzayacaktı. Lezzeti artacaktı. Mikroplardan arınacaktı. Peki, sonuç vaat edilen gibi miydi? Tam aksine çok çalıştı fakat daha az kazandı. Ürünlerin raf ömürleri uzadı fakat arıları tüketenlerin ömürleri kısaldı. Mikroplar, azalmadı arttı. Buna karşın insan, lezzetin esiri haline getirildi. (TBGDOG)

  • Günümüz insanı tabağındaki yiyeceğin niteliğiyle değil, niceliğiyle ilgileniyor ve övünüyor hale getirildi. (TBGDOG)

  • Televizyon her evi bir eğlence mekanına dönüştürüyor, insanları zevk ve hazzın esaretine sürüklüyor. Gıda reklamları olarak yiyecek ve içecekler zihinlere öyle işletiliyor ki, değil çocuğu, genci hatta büyükler bile yiyip içmeden kendilerini alıkoyamıyorlar. (TBGDOG)

  • Renk, şekil, ses, sunum ve görsel dil öyle konuşturulur ki, reklamlarda illimunati de kullanılarak bilinç altına yerleştirilerek zihinler değiştirildi. Çünkü renk, ses ve şekiller tek tek veya bunların hepsi birlikte, belli bir düzen ve sıralamayla ve hızla hareket ettirilmesiyle insanların, özellikle de çocukların beyni kontrol altına alabilmek mümkün. Bu nedenle marketlerde anne baba; çocuğun istediğini zararlı diye almak istemese de çocuk dinlememekte ve zorlada olsa aldırmaktadır. (TBGDOG)

  • Önce “tesisten tüketiciye kadar olan süreçte “ürün bozulmamalı” dediler ve sentetik koruyucular eklediler. Sonra tüketicinin beğenisini kazanmak için, sentetik renklendiricilerle boyadılar. O da yetmedi. Lezzet kölesi olmaları için, sentetik lezzet artırıcıları kattılar. Kaybolan kıvam için, kıvam artırıcılar, bozulan tadın yerine, tatlandırıcılar. (TBGDOG)

  • Yağı, kıyması, eti, sütü, lesitini derken; çikolatadan çorbaya, kekten pastaya, sütten yoğurda, helvadan ete hemen her hazır gıdanın içinde tükettirilen soyanın, erkekleri kısırlaştırdığının da tespit edilmesi “tedirginliğe yol açar mı” zaman gösterecek. (TBGDOG)

  • Yemek, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir unsuru iken; açlığı örten, haz ve zevk aracına dönüştürüldü ve insanlar hazzın esiri yapıldı. Doğal olanın tadı, yapay olanla bastırılarak, binlerce yıllık tat ve lezzetler unutturuldu. (TBGDOG)

  • İnsanlar öyle bir hale geldi ki; önlerine ne konursa yiyor, gördükleri her şeye hevesleniyor, satın aldıkları ürünlerin etiketini dahi okumuyor, hemen hiçbir uyarıya kulak asmıyor “onu yeme bunu yeme, o halde biz ne yiyelim” itirazlarını yükseltir hale geldi. Hatta “bize bir şey olmaz”, “atın ölümü arpadan olsun” şeklindeki sözler insanın kendini aldatması ve aldatılmasından ibarettir. (TBGDOG)

  • 1980’lere kadar köylülerimiz ektikleri her ürünün tohumunu hasat zamanı ertesi yıl ekeceği tohumu hemen ayırırdılar. Ya şimdi!. Maalesef, köyleri dolaşınız öyle köylerimiz var ki -sayısı oldukça çok yüksek olan köylerde- doğal tohum olarak arpa, buğday, mısır, mercimek, nohut, fasulye, salata, biber, domates vb. gibi burada saymadığımız birçok ürünün tohumunu bulmak mümkün değil. (TBGDOG)

  • Hep hazır tohum ve fideler alınmakta bunların üretimi yapılmaktadır. Bu tohumların da hemen hemen tamamı GDO’lu ve hibrit tohumlardır. GDO ve hibrit tohumların kısa, orta ve uzun vadede insanlığın zararına olacağı açıktır. (TBGDOG)

GDO’LU YİYECEKLER, TABAKTAKİ BOMBA

  • GDO Nedir?

“Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar”ın kısaltılmış adıdır. Bir canlının gen diziliminin bir bölümünün veyahut tümünün değiştirilmesi ya da ona kendi doğasında bulunmayan bambaşka bir karakter kazandırılmasıdır. (TBGDOG)

  • Modifiye Organizmalar

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) yerine “Genleri Modifıye Organizmalar” (GMO) da kullanılabilir. (TBGDOG)

  • Transgenik Teknoloji

Bir genin bir insan eliyle herhangi bir canlıdan alınarak başka bir canlının DNA’sına transfer edilmesini sağlayan teknolojiye “Transgenik Teknoloji”, bu şekilde genleriyle oynanan ürüne de genetiği değiştirilmiş ya da “Transgenik Ürün” deniliyor. (TBGDOG)

  • Hibrit Tohumlar

Bir veya daha fazla gen bakımından farklı iki veya daha fazla canlı arasında yapılan çaprazlama sonucu elde edilen melezleme ve tek kullanımlık tohum uygulamalarına hibrit-melez, kırma, ebter de- deniliyor. Özetle hibrit, sebze ve meyvelerin insan eliyle laboratuarlarda soysuzlaştırılmış halidir. (TBGDOG)

  • Terminatör Genler

Bitkinin genetik yapısına bir kere olgunlaştıktan sonra bir daha ürememesi için kendi kendini yok etmesini sağlayıcı gen ilavesi yapılıyor. Bu değişiklik sayesinde, bitkiden elde edilen yeni tohumun yeniden filizlenmesi engelleniyor. Bu duruma ve ilave gene “Terminatör Gen” deniliyor. (TBGDOG)

  • Hibrit ve GDO çalışmalarının ana amacı; tohumları insanlığın ortak mülkü olmaktan çıkararak küresel şirketlerin patentli mülkü haline getirmektir. Böylelikle tohumu elinden alınan insanlık, küresel şirketlere ve ülkelere bağımlı hale gelebilecektir. (TBGDOG)

GÜVENLİ OKUL

  • Güvenli okul, tüm personel ile öğrencilerin kendilerini fiziksel, psikolojik ve duygusal bakımdan özgür bir şekilde ifade edebildikleri ve her hangi bir tehlike ile çeşitli çetelerden arınmış bir eğitim yeri olarak tanımını yapabiliriz. (OŞYM)

  • Güvenli okul, öğrencilerin kendilerini tehlike ve korkulardan uzak hissettikleri mekânlardır. Yani okul içi ve çevresinde öğrencilerin bir sorun yaşamadıkları ortamlardır. (OŞYM)

  • Okullar hizmet üreten sektörlerdir. Okulların müşterisi öğrenci ile veliler olduğundan, güvenli okulda tüm müşteriler memnun ve aidiyet duygusu taşıyanların yüzdelik oranının yüksek olması gerekir. (OŞYM)

  • Güvenli okullarda “şiddet” ile sessizliği sağlamak yerine, hoşgörü, sevgi ve saygıyla “itaat” ile sessizliği sağlamak vardır. (OŞYM)

  • Güvenli okullar, aynı zamanda da özgürlükçü okullardır. (OŞYM)

  • Güvenli okul, eğitimi alan her öğrencinin güçlü irade, sevgi, hoşgörü, saygın ve saygılı bireyler yetiştirir. (OŞYM)

  • Güvenli okul, müşterisinin algısı, ilişkisi, memnuniyeti ve kaliteli eğitimi ile velilerin, öğrenci ve okul çalışanlarının aidiyet düşüncesine hakim olduğu kurumdur. (OŞYM)

GÜZEL SÖZ

  • Güzel konuşmak, güzel söz söylemek ve güzel söz dinlemek elimizdedir. (HMİHBA)

  • Şüphesiz ki, sözlerin en güzeli, Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan ve her peygamberin tebliğ ve irşatta temel hareket noktası sayılan “Lâ ilahe illâllahtır.” (HMİHBA)

  • Hiçbir söz kaybolmaz, zira kaydediliyor. (HMİHBA)

  • Taş başı yarar, bedeni ya­ralar, ama kötü söz gönlü yaralar. (HMİHBA)

  • Güzel söz söylemek ya da güzel olanı ifade etmek, en güzel olanı düşünmektir. Çünkü en güzeli düşünen insanın ağzından sözün güzeli çıkar. (HMİHBA)

  • Kelamdan asıl maksat, mananın ifade edilmesidir. Sadece kelimelerin güzelleştirilmesine çalışmak, sıradan bir mektubu, çok süslü bir zarfa koymak gibidir. (HMİHBA)

HARAMIN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Hz. Peygamber (sav):

“İnsan yediğinden ibarettir” buyurur.

  • Haram, bir vücuda girdi mi, insanın mayası bozulur, aklına kötü şeyler gelmeye başlar. Haramı kendine gıda yapan, ibadetlerden soğur. Haram yiyenin, günah işleyenin istikameti bozulur, itikadı sarsılır, günah, devamlı onu rahatsız eder. (AİC; BEY; İÇSO)

Hz. Peygamber günahı tarif ederken: “Günah, içini rahatsız eden şeydir” (Müslim Birr, 15) der.

Yüce Allah’da: “Onların yapmakta oldukları şey, kalplerini paslandırmıştır” (Mutaffifin, 83/14) buyurur.

  • Günahı günah haramı haram olarak bilmemek, Allah katında büyük günahtır. (AİC; BEY; İÇSO)

  • Haram, insanın rızkının daralmasına da sebep olur. (AİC; BEY; İÇSO)

Bir kudsî Hadiste Yüce Allah şöyle buyurur:

“Günahları toplayıp sırtına alma, yoksa rızkını daraltırım ve duanı kabul etmem” (Fikri Yavuz, 40 Kudsî Hadis, s. 97)

Biri Hz. Peygamber (sav)’e:

– “Dua et de duam kabul olsun” deyince Hz. Peygamber (sav) şöyle der:

“Yediğine içtiğine dikkat et, helâl ye iç, o zaman duan kabul olur.”

“Bir adam düşünün ki: Üstü başı tozlu uzunca yolculuk yapmış olduğu hal­de ellerini semaya doğru uzatır; “Ya Rabbim, Ya Rabbim” diye dua eder ama yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, haram ile gıdalanmışsa böyle birisinin du­ası nasıl kabul olunur?” (Müslim, Zekât 65; Tirmizî, Tefsir 2. sûre 37; Dârimî, Rikaak 9; Müsned, II, 328; Riyazü’s-Salihîn, 1883)

HARAM LOKMA

  • Haram lokma ve haram süt insanın asa­letini, tıynetini, mayasını bozduğundan Allah tarafından yasaklanmıştır. (MMBİ)

  • Haram lokma ve haram süt ile büyütülen ve kötü bir aile çevresinde yetişen kişilerde; fucûr denen, kötüye açık boyut gelişerek davranışlarına hâkim olur. (MMBİ)

  • Teheccüd namazıyla ve gece ibadetiyle karanlıkları aydınlatmanın önündeki en büyük engel haram lokmadır. (HHLİE, İÇSO)

  • Haram lokma yiyen anne-baba, hem kendini hem de zürriyetini öldürmüş gibi olur. Çünkü haram insanın helâkine ve âhirette azâbına vesîledir. (HHLİE, İÇSO)

  • Haramla beslenen beden, Allah’a kulluk görevini istese de yapamaz. O vücudun hakkı, cehennemde yanarak temizlenmesidir. Tıpkı paslı (oksitlenmiş) demirin ateşte pasının gitmesi gibi. Özellikle haram yiyen insanın organları isyan eder. Haram, insanı olumsuz yönde etkiler, insanı olumsuz yönde değiştirir, insanın mayasını bozar, insana isyan ettirir, azdırır, insanı rezil eder. (HHLİE, İÇSO)

HASTALIK

  • Hastalık, aslında vücudun sırtına yüklenen duygusal acılardan kurtulmak için çıkardığı feryatlardır. Hastalığın esası, bedenle zihnin tek bir bütün oluşturduğu inancıdır. Yani kişinin düşündüğü, inandığı, hissettiği ve duyduğu her şey, vücuduna yansır. (MMBİ)

  • Hastalık, beden veya zihinde meydana gelen, rahatsızlık, dert ve organlardaki görev bozukluğuna yol açan belirli bir anormal duruma verilen isimdir. (MMBİ)

  • İnanç sistemimizle sağlığımız arasında da bir bağ vardır. İnançsızlığın, sıkıntının, öfkenin, insan hayatındaki çelişkilerin, ızdırap ve acıların kısaca ruhsal dengesizliğin, ruhsal ve bedensel hastalıklara sebep olduğu, bugün artık kesinlikle bilinmektedir. (MMBİ)

  • Hastalıkların biyolojik kaynaklı olanları dışında, ruh hastalıklarının çoğu; sıkıntı, üzüntü, keder, kendine güveni kaybetme, aşağılık kompleksi, ihtiras ve arzuların tatmin edilmemesi, maddî ve manevî kayıplar, yalnızlık duygusu ve suçluluk duygusu gibi ruhî faktörlerden kaynaklanmaktadır. (MMBİ)

  • Maddî hasatlıklar; sadece dünyamızı tehdit ederken, manevî hastalıklarımız olan günahlar, tereddütler şüpheler, -Allah korusun- ebedi hayatımızı tehdit etmektedir. (HİS)

HASTA ZİYARETİ

  • Hastaları ziyaret etmek, İslâmî ve insanî bir erdem ve Müslümanlara sevap kazandıran salih ameldir. (HMİHBA)

  • Hastaların kalbini hoşnud etmek, teselli vermek, mühim bir sadaka hükmüne geçer. (HMİHBA)

  • Hastalandığında yaşadığın beklentilerini, hasta olanlara bekletme. Hasta ziyaretini acele ile ifa etmek lazım. (MHDD; HMİHBA)

  • Ziyaret hasta için moral, motivasyon, huzur ve mukavemet iken, ziyaret eden içinde makbul dua ve sevap kaynağıdır. (MHDD; HMİHBA)

HAYAL

* “Hayalin gücü his ve heyecandır. Hayallerimiz fikirlerimizi, fikirlerimiz de ideallerimizi oluştururlar.” (BŞ)

* Hayal dünyası çok geniş olduğundan, hayalinizdeki hedefleriniz akli ve mantıklı olmalıdır. (BŞ)

* Hayatta başarılı ve zengin olanların çoğu okuldaki notları nedeniyle değil, hayal güçlerinin sayesinde başarılı ve zengin olmuşlardır. (BŞ)

* Hedefe ulaşmak için tabii ki tek başına hayal yetmeyip basiret ve bilgi sahibi olmak, gayret etmek ve çalışmak gerekir. (BŞ)

* İnsan hayal ettiği kadar yaşar ve ideallerini hayal ettiği derecede hayata geçirme başarısına kavuşabilir. (BŞ)

* Kişi hayal gücüyle oluşturduğu görüntüleri “akıl gözü” ile görür. Zira hayal gücü, ruhun gözüdür. (BŞ)

* Hayallerimiz fikirlerimizi, fikirlerimiz de, ideallerimizi oluşturur. (HMİHBA)

* Hayal, güzel hülyalar kurdurur, insanı umutla doldurur. İflas eden birine genellikle intihara değil, yeniden kazanmanın yollarını düşündürür, azim ve gayretli çalışmasını temin eder. (HMİHBA)

* İnsanın geleceği tahmin etme gücü, hayal gücü ile orantılıdır. (HMİHBA)

HAYAT

    Hayat; maddeye canlılık veren İlâhî bir ruh ve bir kanundur. (Kİ)

  • Hayat; maddeye canlılık veren İlâhî bir ruh ve bir kanundur. (Kİ)

  • Hayat, canlı ile cansızı ayıran bir ölçüttür. (Kİ)

  • En küçük bir mahlûk hayatının var olması da, kâinat fabrikasının çalışmasına bağlıdır. (Kİ)

“Göklerde ve yerde olan canlılar ve melekler, kibirlenmez, Allah’a secde ederler. Üstlerindeki Rablerinden korkarlar. Ve emrolunduklarını yaparlar” (Nahl, 16/49-50)

“Gök inlemektedir ve inlemekte onun hakkıdır. (Çünkü) içinde dört parmak kadar bir yer (diğer rivayette bir ayak basılacak yer) yoktur ki, orada Allah’a rükû ve secde eden veya ayakta duran bir melek bulunmasın.” (İbnu Mace)

  • Ayet ve hadisin ifadesiyle, havada, karada, suda yaşayan canlılar olduğu gibi, arzın merkezinde de, güneşin içinde de hayat vardır. Kâinatta hayat olmayan boş bir yer yoktur. (Kİ)

HAYAT TARZI – YAŞAM ŞEKLİ

  • Cenab-ı Hak her canlıya bulundukları ortama göre hayat tarzı, yaşam şekli ve hayat şartları vermiştir. Yaşam özellikleri dışına çıkan ölümünü kâliyle veya haliyle ilan etmiş olur. Koyunu, kediyi deryaya koysanız; balığı karaya çıkarsanız yaşayamaz. Bunları havaya atsanız uçamaz, kuşlara sürekli olarak “yerde yürü” deseniz uzak mesafeleri gezemezler. Buna rağmen hem karada, hem havada, hem de denizde yaşayabilen canlılar vardır. (Kİ)

  • Hayat şartları farklı olduğundan, insanın yaşam ortamı da farklıdır. İnsan hayatının devam edebilmesi için hava, su, toprak ve nur (veya ateş) un mevcut olması şarttır. Hidrojen, oksijen, karbon ve azot gibi dört unsurun da yeterli ve dengeli oranlarda bulunması lazımdır. (Kİ)

HAYAT-I TAYYİBE

  • “Erkek veya kadın, kim mü’min olarak salih amel işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz” (Nahl, 16/97) ayette ki ifadeden; “Güzel ve hoş bir hayatın, birisi dünyevî ve ruhanî, diğeri uhrevî ve ebedî olmak üzere iki anlam taşıdığını söylemek mümkündür.” (MMBİ)

  • “Hayat-ı tayyibe” için; bireyin ruhsal, bedensel, toplumsal ve manevî yönden sağlıklı ve güzel karakterli, aynı zamanda Allah’ın emirlerine uyacak, yasaklarından sakınacak birey ile toplumun yetiştirilmesi ve eğitilmesi gerekmektedir. (MMBİ)

  • İnsanın mayasını, tabiatını, tıynetini tamamen değiştirmek imkân harici olsa da; ıslahı mümkündür. Çünkü terbiye vasıtasıyla onu kontrol altına almak mümkün. Yani öyle hastalıklar vardır ki, vücuttaki virüsünü başka bir ifadeyle mikrobunu yok edemezseniz bile, onu kontrol altına alıp kişinin sıhhatinin devamını sağlayabilirsiniz. (MMBİ)

HAYVAN

  • Cenab-ı Hak, hayvanatı bu dünya sarayının imarı ve şenlenmesi için yaratmıştır. (Kİ)

  • Hayvanların yaratılışı; insanlar için eğlence, dinlenme, düşünme ve nimet kaynağı olduğu gibi, insanların yiyecek, içecek, binek ihtiyaçlarını karşılamak ile servet ve ziynet ihtiyaçlarını gidermek içindir. (Kİ)

HEDEF BELİRLEMEK

Hedef, varmak istediğiniz yeri ifade eder. Nereye varmak istediğini bilmeyen boşuna zaman harcamaya mahkûmdur. (BŞ)

 Hedef belirlemek, kişiyi başarıya götüren son derece güçlü bir tekniktir. (BŞ)

 Avı görmeden ok atan avcı gibi, hedef tayin etmeyen birinin de karanlık hedeflere ok atması çoğu zaman kişinin boşuna yorulmasıdır. (BŞ)

Başarınızı başkalarının övgülerine ya da yergilerine dayanarak değil, hedefinizle kıyaslayarak ölçünüz. (BŞ)

Bir yelkenli gemiyi hedefine ulaştıracak rüzgârlar olduğu gibi, duygu rüzgârlarınızın yönü de her zaman hedefinize doğru esmelidir. (BŞ)

 Hedefiniz var, karar da vermişseniz o zaman umudunuz var demektir. Umudunuz varsa, kendinizden ümitli ve kendinize güvenmektesiniz demektir. (BŞ)

“Hedefe varmanın en emin yolu etkili ve verimli çalışmaktır.” (BŞ)

HELAL LOKMA

  • Helal lokma da, başka hiçbir şeyin yapamayacağı şekilde kalbe olumlu tesir eder ve onu cilalandırır; kalbi iyiliğe ve ibadete sevk eder. (HHLİE, İÇSO)

HELAL VE HARAM LOKMA

  • Helal lokma nur, haram lokma nardır. Helal kalbi nurlandırırken, haram lokma kalbi karartır ve katleder. (BEY)

  • Helal lokma da, başka hiçbir şeyin yapamayacağı şekilde kalbe olumlu tesir eder ve onu cilalandırır; kalbi iyiliğe ve ibadete sevk eder. (BEY)

  • Allah gıdaların haramlığını ve helâlliğini insanın doğasına göre be­lirlemekte, insanı merkezî değer olarak almaktadır. Aksi takdirde insanın he­lâl yemesiyle Allah’a bir fayda, haram yemesiyle de Allah’a bir zarar verme­si asla mümkün değildir. Allah kendi menfaatine değil, kulunun menfaatine hü­küm koymuştur. (İÇSO; HHLİE))

  • Allah emreder güzel, hoş ve helal olur, yasaklarsa çirkin, nahoş ve haram olur. Emir ve yasaklar Allah’ın takdiri iledir. Bu nedenle helal lokma nur, haram lokma nardır. Helal kalbi nurlandırırken, haram lokma kalbi karartır ve katleder. (İÇSO; HHLİE)

  • Çocuğun anne karnındaki teşekkülünün ilk döneminden başlanarak helal ve meşrû rızıkla beslenmesi fevkalâde önemlidir. Anne-babanın damarlarındaki bir parça haram, çocuğun muvakkat veya müebbet kayma sebeplerinden biri olabilir. (İÇSO)

  • Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulur:

  • “En faziletli amel helal kazançtır.” (Münavi, Feyzul-Kadir)

  • “En temiz ve üstün kazanç, kişinin el emeği ve her türlü dürüst alış-verişten kazandığıdır.” (Ahmed, Müsned; Münavi, age)

  • “Helali aramak cihattır.” (Münavi, age; Zebidi; Acluni, Keşfül-Hafa)

  • “Helalin ne olduğunu öğrenip onu kazanmaya çalışmak her Müslüman’a vacip (gerekli) dir.” (Heysemi, Mecma’uz-Zevaid; Zebidi, age; Münziri, Et-Terğib vet-Terhib)

  • “Ey insanlar! Allah’tan korkunuz ve (dünyalığı) isteme hususunda mutedil olunuz (her türlü aşırılıktan ifrad ve tefritten sakınınız). Çünkü rızkı gecikse bile tamamını almadıkça hiçbir nefis ölmeyecektir. O halde (rızık talebinde) Allah’tan korkunuz. Ve (dünyalığı) istemekte mutedil olunuz. Helal olanı alınız ve haram olanı terk ediniz.” (İbni Mace, Müsned; Hakim, Müstedrek)

  • Haram kazanç, mü’minin maneviyatına olumsuz manada tesir ettiği gibi nesline de tesir etmektedir. Haramlardan kaçınmak gibi helal kazanç sağlamak da farz bir emirdir. (İÇSO; HHLİE)

  • Helal lokma vücutta kulluk enerjisini meydana getirir. İnsanların isyanının sebebini haram lokmada aramak gerekir. Haram lokmayla beslenen bir vücudun ibadete meyilli olması mümkün değildir. Haramla beslenen bir vücut, ibadetlere değil, şehvete meyillidir. (İÇSO; HHLİE)

HELAL VE TEMİZ RIZIK

“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.”

Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.”

Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder” (Üç Ayet: Maide, 5/87-88; Bakara, 2/172,  2/168-169)

  • Bu ayetler ile tüm insanlara hitap ederek; helal ve temiz gıdaları yiyin ama şeytanın izinden gitmeyin ikazı yapılmaktadır. (İÇSO, HHLİE, TBGDOG)

  • Temizliğin ölçüsünü bize öğreten dindir. Çünkü temiz ve pis konusunda kıstas vahiydir, akıl değildir. Yani dinin temiz dediği temiz, pis dediği de pistir. Ayette “Tertemiz nimetler”diye çevirisi yapılan “tayyibât”kelimesi, hem şer’î bakımdan yenilip içilmesi ve kullanılması helâl olan, hem de saf, temiz ve sağlığa uygun olan nimetleri ifade eder.

Kur’an’da temiz ve yararlı olan şeyler için “tayyibât”, pis ve sağlığa zararlı gıdalar için “habâis” ifadesi kullanılır. (İÇSO, HHLİE, TBGDOG)

Temiz deyince ne anlayacağız?

Haram olan domuzu deterjanla yıkasak, ozonla temizlesek temiz sayılır mı? Genetiği bozulmuş ama dışı çok güzel gözüken gıdalar temiz sayılır mı? Günümüzde gıdaların temizliği sadece dış yapı ve görünüşleriyle ilgili değil, genetik yapısıyla da ilgilidir. (İÇSO, HHLİE, TBGDOG)

Kur’an-ı Kerimde:

“Peygamber, onlara ma’rufu/iyiliği emreder, münkeri/kötülükleri de yasaklar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar.” (A’raf, 7/157)

“İyi ve temiz şeyler (tayyibat) size helâl kılındı.” (Mâide, 5/4-5)

Ayetleri helal ve temiz olan gıda; ancak Allah ve Resûlünün temiz ve helal dedikleri temiz ve helal gıda olur. (İÇSO, HHLİE, TBGDOG) (Geniş bilgi için bkz. Makaleler; “Helal Ve Temiz Rızık”)

  • Temiz ve helal nimeti kirletenler, yani ekonomik hayatı haram gıda üzerinde kuranlar kendilerini helak edecek olan Allah’ın öfkesini üzerlerine çekmiş olacaklardır. Temiz rızkı kirletenleri, haram lokma ile ekonomik hayatın dengelerini bozanları Allah kirletecek ve dünya hayatlarının dengelerini bozacaktır. Bu kural Kur’ân’dan önce gelen tüm kitaplarda da yer almıştır. (İÇSO, HHLİE, TBGDOG)

HUZUR

  • Huzur maddî değil, duygusal bir olgudur. İnsanlara, geçmişe takılıp kalmadan günü yaşayıp, yarına umutla bakmayı öğretir. (HMİHBA)

  • Huzur, gönül ferahlığıdır. (HMİHBA)

HÜRRİYET

  • Hürriyet, insanın ne kendine ne de başkasına zarar vermemesidir. (MMBİ)

  • Hürriyet; serbest düşünebilme, söyleyebilme ve hareket edebilme hakkına sahip olmak demektir. Hürriyet, Allah’tan başka hiçbir mahlûkun kulu ve kölesi olmamaktır. (MMBİ)

  • Hürriyet, mukaddes bir hakikat, ilahi bir rahmet ve nimet olduğundan medeniyet-i hakikiyenin ruhu, kaynağı adaletin de temelidir. Zira hürriyetin olmadığı yerde adalet tecelli etmez, onun yerini istibdat ve zulüm alır. (MMBİ)

HÜR DÜŞENCE

  • Hür düşünce faaliyeti aklı geliştirir ve ufkunu genişletir. (MMBİ)

  • Akıllı olmak ile zeki olmak birbirinden çok farklıdır. Bunlar çoğu zaman birbirinin alternatifi olarak karşımıza çıkar. (MMBİ)

  • Hür düşünce, aklın bünyesine yerleştiğinde akıllı olmakla zeki olmak birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı haline gelir. (MMBİ)

İBADET

* İbadetler hikmetlere değil, illetlerine binaen farz olunurlar. Hikmetler çoğu zaman akılla kavranılsa bile, illetler, farz kılan Şâri bildirmedikçe kesin olarak hakikatini kimse bilemez. (ÜAR)

* Namaz ve oruçtan maksat, zaman ve içindeki belli vakitler değil, ruhen olgunlaşıp Allah’a daha yakın olmak ve Allah’a kul olmanın ölçü ve manasını ortaya koymaktır. Zaman ve içindeki belli ve belirli saat ve vakitler ibadeti ayarlamak, ona düzenli bir resmiyet vermek içindir. (ÜAR)

* İbadet esasen Hakk’ın emrine riayet olduğu gibi, netice itibariyle de halkın hakkına riayeti de içerir. Bu sebeple de ibadette; Hakk’ın ve halkın hukukuna riayet birlikte gerçekleşir. (ÜAR) 

İLİM

  • İlim, en büyük hazine ve en mühim kuvvettir. İlim, hakikat yolunu aydınlatan bir ışıktır. (AİC)

İLMİYLE AMİL ÂLİMLER

  • İslâm toplumunun en yüce, en şerefli, en üstün tabakası ilmiyle amil, takva ehli, Rabbanî âlimlerdir; sâdât-ı kirâm, meşâyih-i izâm, evliyâ-i fihâmlarımızdır. Yüce Allah bizleri o evliyasının yolundan, izinden, peşinden ayırmasın; o zümre-i mübâreke ile haşreylesin!. (Âmin) (AİC)

İMAN NEDİR?

İman; bir intisaptır.

            – insanı Sani-i Zülcelaline nisbet eder.

İman; en yüksek ve en dakik ilim.

            – Saadet-i ebediyyenin anahtarı,

            – her derdin en kudsi dermanı,

            – berzah zulûmatında kalbin cep feneridir.

            – kalp amellerinin şemsidir.

         – insanı insan eder belki insanı sultan eder. (B.S. Nursî)

İman; emn-ü emandır.

            – kalbin tasdikinden ibarettir.

            – fi’li kalb ile fi’li lisanın mecmuudur.

            – tasdik ve marifet, ikrar ve İslam’dır. (M. H. Yazır)

      – Allah’ın varlığını ve birliğini kesin olarak kabul etmektir.

İman; Allah’ın Vahdaniyetini kalb ile bilmek, dil ile söylemektir.

       – lisan ile ikrar, kalb ile tasdikten ibarettir. (İmam-ı Azam)

İman; hakdır ve hem zaruri bir ihtiyaçtır.

            – faziletlerin anası ve temeli,

            – bayağılıkların freni,

            – yüce değerlerin yapı taşıdır.

İman; vicdanın gıdası ve hayatın menbaı,

            – musibet ve felaketlerde sabır ve metanet kaynağı,

            – kadere boyun eğmenin ve teslimiyetin baş tacıdır.

İman; azim ve cesaretin yılmaz bekçisi,

            – kalplerdeki emellerin sönmez meşalesi,

            – hayattan kaçan insanların huzur yuvası,

      – ecelin yaklaştığı, günlerin azaldığı demlerde kalbin güven kaynağı,

          – insanın insanlığı ile yüce değerler arasında kopmaz bir bağdır.

İman; Allah ile kul arasında ki münasebetin ilk ve son bağı ve bağlantısıdır.

      – insan ruhunun, mayasının değişmeyen süsü ve gıdasıdır.

        – insanı nankörlükten kurtarıp dünya ve ahiret saadetine namzet eder.

        – insanı insanlık şerefine çıkarır ve İlâhi rahmetin gönüllere inmesine vesile olur.

İman; etmek, yüce bir varlığa bağlanmak, insanın yaratılışından, tabiatından doğan                bir ihtiyaçtır.

     – İnsanın güç, güven ve itimad kaynağı, en büyük dayanağı ve sığınağıdır.

İman; insanı ebediyete Cennet’e lâyık bir cevhere kalbeder.

         – Cennet’in bir manevî çekirdeğidir.

İman; hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir. İmanın kuvvetine göre hadisatın tazyikatından kurtulabilir.

     – nur-u iman insanı âlâ-yı illiyyine çıkarır, cennete layık bir kıymet kazandırır.

nasılki bir nurdur; insanı ve kâinatı ışıklandırıyor. Hem her ikisinde yazılan bütün Mektubat-ı Semadaniyeyi okutturur. (B. S. Nursî)

İman; birliğin, birleşip anlaşmanın, kaynaşmanın, dayanışmanın ve cemaatlaşmanın mihrakıdır. (İYGİAN)

  • İnsan iman etmediğinde bilmediğini, iman ettiğinde bildiğini arar. (MMBİ)

  • İman; insanı olgunlaştıran, “İnsan-ı Kâmil” yapan izzet ve şeref sahibi kılan ve onu Melekler seviyesine hatta daha fevkine çıkarandır.

İMAN’IN GÖSTERGESİ

* Amel, ibadet ve güzel ahlak ile fiiller; kalpteki imanın dışa yansımasıdır. Çünkü        ibadetin kaynağı imandır. Kuvvetli bir iman, kişiyi amel ve ibadete yönlendirir. (İYGAN)

* İbadet imanın koruyucusu ve geliştiricisidir. Amel ve ibadetlerle güçlendirilmeyen iman, zamanla zayıflar, yok olmaya mahkûm olabilir. (İYGAN)

İMTİHAN

  • Bela imtihan ve denemek olduğu için insanların hoşuna gidecek hayırlar ile nasıl şükredeceği, şerlerle de nasıl sabredeceği ölçülür. (HMİHBA)

  • Büyük belalara ancak büyük insanlar dayanabilir. (HMİHBA)

İNSAN

  • İnsan, çok boyutlu dinamik bir sistem olarak, hem maddî, hem de manevî âlemleri algılayabilecek ve gözlemleyebilecek cihazlarla donatılmıştır. (HMİHBA)

  • İnsan; madde ve manadan ibaret olup, mahiyeti hem cismani, hem de ruhidir. (MMBİ)

  • İnsanın gayesini tarif, sorunlarını tespit, marazlarını teşhis, yaratılanlar içindeki yerini tayin etmek ve ona göre de reçete sunabilmek için insanı tam manasıyla tanımak gerekir. (Kİ)

  • Cenab-ı Hak insanı; bu kâinat sarayına bir sultan hükmünde yaratmıştır. (Kİ)

  • İnsan, varlık itibariyle cansızlardan hayat, bitkilerden ruh, hayvanlardan ise akıl sayesinde ayrılmaktadır. (Kİ)

  • Akıl, şuur ile diğer canlılardan ayrılan insana, kendine ihsan ve ikram edilen nimetleri unutkanlığından dolayı insan ismi verilmiştir. (Kİ)

  • Varlıklar içinde en değerli olan insan; ruh ve beden itibariyle antika bir san’at eseri, mahlûkatın en şereflisi, arzın halifesidir. (Kİ)

  • İnsanın varlıklar içinde en mükemmel ve en üstün mahlûk olması; akıl, fikir, düşünme, konuşma ile sanat kabiliyeti verilmiş olmasından ve özellikle de irade sahibi bir varlık olarak yaratılmasındandır. (Kİ)

  • Kâinatın en büyük neticesi, en ehemmiyetli gayesi insandır. İnsan kâinattan süzülen en latif maya, en kıymetli hakikattir. (Kİ)

  • Kâinat bir kitap kabul edilirse, insan özeti; şayet ağaç kabul edilirse, insan meyvesidir. Ağaca göre meyve çok küçüktür, ama şecerin bütün esası ve fihristesi, meyvesinde dürülmüştür. (Kİ)

  • İnsan, mevcudat içinde en kıymetli ve mahlûkat içinde en ehemmiyetli bir varlıktır. (Kİ)

  • İnsan, hazırlık dönemi sayılan dünya hayatını ve mutlak saadet vadeden ebedi, sonsuz Cennet hayatını yaşamak için yaratılmıştır. (ÜAR)

  • İnsan; biyolojik, psikolojik, zihnî, sosyo-kültürel, tarihî, ahlâkî ve ruhî varlık boyutlarını içinde barındıran karmaşık bir ekosistemdir. Bu bakımdan insanlar istidat bakımından farklı yaratıldığı gibi, kabiliyetleri de farklı farklıdır. (BEY)

  • İnsanda kabiliyetler iki şekilde bulunur:

Birincisi, yaratılıştan gelen ve genetik yapımızda izdüşümleri ve işaretleri olan fıtrî-potansiyel kabiliyetlerdir.

İkincisi, bilgi ve tecrübelerle geliştirilip kullanıma sokulmuş aktif kabiliyetler veya maharetlerdir. İnsandaki kabiliyetlerin açığa çıkması fıtrî temayül ve tecrübe yoluyla olur. (BEY)

  • İnsanı; bir güzel söz, hikmetli bir cümle, bir kelime, hatta bir nokta baştan sona hayatını değiştirebilir. İbret gözüyle bakan insanları hidayete erdirebilir. (YD)

  • İnsanı tanımak, onun mahiyet ve gayesini kavramakla, gerçek değerini anlamakla olur. Toplumsal bir varlık olan insan, biyolojik, sosyolojik ve psikolojik açıdan en üstün bir yapıda yaratılmış ve diğer canlılardan daha üstün özelliklere sahip olduğu bir gerçektir. (Kİ; İYGİAN)

  • İnsan, ruhuyla ve cesediyle Allah’ın en antika bir san’at eseridir. (Kİ; İYGİAN)

İNSANIN YARATILIŞ AMACI

  • İnsanın yaratılış amacı; önce kendini yoktan yaratan ve tekrar yine kendisine döndürecek olan Allah (cc)’a inanmak, O’nu bilmek ve tanımak, emir ve yasaklarına uyup dünyada ve ahirette huzur ve mutluluğu tadacak şekilde yaratılış gayesine uygun amel işleyip, vazifesini ifa etmeye çalışmaktır. (İYGİAN)

  • Her insanın fıtratında Allah’a inanma ihtiyacı vardır. Ancak insan, hayatın meşgalesi, dünya sarhoşluğu ve dış tesirlerin etkisiyle bu ihtiyacının yönünü saptırmaktadır. (İYGİAN)

  • İnsan, hazırlık dönemi sayılan dünya hayatı ve mutlak saadet vadeden ebedi, sonsuz Cennet hayatını yaşamak için yaratılmıştır. (İYGİAN)

  • İnsanın asıl vazifesi; iman, amel ve duadır. (İYGİAN)

İNSAN YAŞAMINI KAYDEDEN ŞAHİDLER

  • MADDÎ ŞAHİDLER  

  • a) İnsanlar

     1- Kişilerin kendi maddî organları

     2- Kişilerin birbirlerine şahidlikleri

     3- Peygamberlerin şahidliği

     4- Ümmet-i Muhammed (sav)in şahidliği

b) İnsanın dışındaki varlıklar

     1- Ezan ve Namazın şahidliği

     2- Günlerin şahidliği

     3- Hacerü’l-Esvedin şahidliği

     4- Dünya malının şahidliği

a) Zekatı verilmeyen malların şahidliği

b) Devlete ait olup, çalınan malların şahidliği

     5- Arz’ın şahidliği

  • MANEVÎ ŞAHİDLER

  1. a) İnsanda bulunan manevî şahidler

     1- Kuvve-i hafıza

     2- Vicdan

  1. b) Kainattaki manevî şahitler

     1- Levh-i mahfuz

     2- Melekler

     3- Amel defteri

  • İLAHÎ ŞAHİDLER

     1- İlahî Kelam Kur’an’ın Şefaat Ve Şahidliği

     2- Zat-ı İlahî ve Şahidler Şahidi: ALLAH

     3- Esma-i İlahiyenin Şahidliği (HİS)

İNTERNET İLE TELEVİZYON

  • İnternet, dipsiz kuyu, manzaralı ve çekici mekân, mıknatıslı manyetik alan, ucu görünmeyen tünele benzer. Bir bakayım derseniz derinliklerinde ve manyetik alanına kapılır, kalırsınız.

  • Gençlerde; akılları başından alan, onları hipnotizma ederek canlı cenazeler haline getiren, vücudunu yakıp kavuran, aşk-meşk denen hayal dünyalarında gezdiren, asıl maksat, amaç ve gayelerinden uzaklaştıran araçlardır. (OŞYM)

  • Zamanımızda öyle bir hal almış ki, kişilere silah çekmekle kamera yöneltmek arasında fark kalmamıştır. Her ikisi de insanları “rehin” ve “esir” almaya yeterlidir. (OŞYM)

  • Elektronik Kelepçeler (TV; Bilgisayar; Telefon vs); “gizli suçlar”, “anti-sosyal davranışlar”, “illuminati görseller”, “müstehcen veya ahlak dışı sahneler” film ve arka planlarında kişiler farkına varmadan bilinç altına gönderilen mesajlar; insan ruhunu ve dolayısıyla da davranışını alt üst ederek, bu davranışlarda bulunmasını sağlamaktadır. (OŞYM)

  • Her türlü reklamlarda hiç ilintisi olmayan reklamlarda bile müstehcen kadın görüntüleriyle, bayanlar bir meta haline getirilmektedir. (OŞYM)

  • Maneviyata yönelik sözler, olumsuz davranışlar, imam tiplemeleri, hatta “Recep, Şaban, Ramazan, Yusuf” veya “Fatma, Ayşe, Hatice, Feride” vb. isimlerin aşağılanması, anne-babaların dinî duyguları nedeniyle veya çeşitli sebeplerden dolayı çocuklarına bu isimlerden birisini koymaları sonucu okullarda ve mahallede alay konusu, aşağılama ve gülmelere meydan vermektedir. Nedense filmlerde hep dinî terim ve isimler aşağılanmakta, diğer isimler yüceltilmektedir. Acaba bu Müslüman millet ne zaman uyanacak?!. (OŞYM)

İSLAM

  • Kur’an’da “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” Çünkü “Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.” (Ali İmran, 3/85,19)

  • İslâm dini insan fıtratına uygundur. Çünkü İslam, Yüce Yaratanın bizim için seçtiği dindir. (AİC)

  • İslâm, Allah’ın ilk yaratılışta insan için belirlediği değişmeyen inanç, Allah’ın dünyaya gelmeden önce Âdem’in neslinden aldığı söz (mîsâk) anlamlarında kullanılmıştır. (AİC)

İSLAMÎ DÜŞÜNCE VE MEDENİYET

  • İslam düşüncesi ve İslam medeniyeti, kaynağını Kur’an’dan almış ve almaya da devam etmektedir. Zaten Müslümanların bilgi kaynağı da Kur’an ve hadislerdir. (HM)

İSLAMIN ŞARTI

İslam’ın şartları bilindiği üzere; “savm, salat, hac, zekat ve kelime-i şehadet” getirmektir. (ÜAR)

İSLAMİ TERBİYE

  • İslam terbiyesi; İslam dininin esaslarına uygun olarak insan fikrinin gelişmesi, davranış ve duygularının tanzimi, düşünce, söz ve fiilde, usul ve nizamda istikamet yolunu göstermek, dünya ve ahirette mutlu olacak iyi insan yetiştirme sanatıdır. (BEY)

  • İslami talim ve terbiyenin (eğitim ve öğretimin) gayesi, sadece bulunduğu mahalde, yaşadığı memleket sınırları içinde, mutlak manada “iyi insan” ve “iyi vatandaş” yani “kâmil insan” yetiştirmektir. (BEY)

İSTİAZE

  • Yüce Allah, isti’azeyi, insan için faydalı olacağından dolayı emretmiştir. İnsan düşünce itibariyle Allah’a yöneldiğini, isti’aze ile ifade eder. (AİC)

  • İsti’aze, insanın kendine yöneldiğinin, kendini hissettiğinin ve kendini an­lamasının işaretidir. (AİC)

KALEM

  • İlmin temeli, okuma ve yazmanın simgesi olan kalem; Kur’ânı Kerîm’de iki yerde tekil, iki yerde çoğul şekliyle (aklâm olarak) geçer. Tekil olarak kullanıldığı ayetlerin biri Kur’an’ın ilk nazil olan beş ayetinin dördüncüsüdür. “O, kalemle yazmayı öğreten, insana bilmediğini öğretendir” (Alak, 96/4-5) ferman-ı İlahidir. (AİC)

  • Kalem,  öyle ulvi ve büyük bir nimettir ki, onun mahiyetini, hizmet ve faydasını en beliğ edipler dahi tariften acizdir. Cenab-ı Hakk’ın hiçbir mahlukuna vermediği ve sadece insana bahşettiği konuşma ve yazma kabiliyeti,  bütün takdirlerin fevkinde kıymeti olan ve şükrü ödenmez iki büyük nimettir. (M. Kırkıncı)

  • Ağızda lisan, elde kalem insaniyet için iki ayrı nimettir. Lisan ve kalemin derecelerini mukayese edecek olursak, kalemin sahasının lisandan daha geniş ve daha güçlü olduğunu görürüz. Zira “söz uçar yazı kalır, resmiyetin dili kalemdir”, bunun için kalemden dökülen ifadeler, daha beliğ, daha tesirli ve daha devamlıdır. Bir insan, ne kadar muntazam ve güzel bir söz söylerse söylesin, muktedir bir kalem sahibi gibi meramını anlatamaz. (AİC)

  • Kalem, ilim, sanat ve marifetin intişarına, insaniyetin maddî ve manevî terakkisine vesile olduğu gibi, vahşet ve cehaletin izalesine de en büyük vesiledir. (AİC)

  • Kalem ilmin dostu, cehaletin düşmanıdır. (AİC)

  • Sözün asıl muhafazası, kalemle olur. Söylenen sözün kuşaktan kuşağa devamlılığı da kalemle sağlanır.

  • İnsan, istek ve maksatlarını dil ile yakınında olanlara ve dinleyenlere anlatabildiği gibi, kalem ile de en uzakta olanlara ve her okuyucuya da anlatabilmektedir. Hatta kendi asrına hitap ettiği gibi, kendinden sonraki asırlara da hitap edebilmektedir. (AİC)

  • Gerçek fetih ulemanın yaptığı gibi, “kelâm ve kalemle” (AİC)

  • “Kalem, aklın dilidir”, “kalem kalbin isteklerini yazan araçtır”, “söz uçar yazı kalır” ve “resmiyetin dili kalemdir” sözleri de boşuna söylenmemiştir. (AİC)

KALP

  • Kalp, maddî ve manevî olmak üzere iki manada kullanılır:

Biri manevî kalptir ki, bazen aklı da ihtiva eden hissiyatın ma’kesi bir latife-i Rabbaniyedir. Bu kalp, imanın mahalli, marifet ve muhabbetin, sıfat ve esma-i ilâhiyenin tecelligâhı, bütün feyizlerin ma’kesi ve manevî duyguların merkezidir.

Diğeri de biyolojik kalptir ki, sol memenin altında bulunan, kozalak şeklinde bir cisimdir ki, kanın bedendeki akışını sağlayan ve onu her tarafa pompalayan bir maddî mekanizmadır.

  • Kalbin maddî olanına YÜREK, mânevî olanına da GÖNÜL denilir. (MMBİ)

  • Kalbin hayatı iman, marifetullah ve muhabbetullah iken; ölümü de, küfür ve günahlarda ısrar iledir. (MMBİ)

  • Kalbin sarayı beden, azığı ilim ve marifet ile salih ameldir.(MMBİ)

KANDİL GECELERİ

Üç aylar içinde bulunan; Regaip, Miraç, Beraat ve Kadir geceleri, Rabbimizin affının ve lutfunun yağmur gibi insanlığa Rahmet olarak indiği mübarek zaman dilimleridir. (ÜAR)

 

KÂİNAT

  • Kâinat, uzayı içine alan, insanlara göre sınırsız ve sonsuz mesafelere kadar uzanan, zaman boyutu ile birlikte düşünülmesi gerekli bir geometrik sistem olarak kabul edilmektedir. (Kİ)

  • Kâinat, bize göre meçhuller ülkesidir. Büyüklüğünü tayin etmeğe çalışmak, mevcut rakamlardan daha büyüğünü bulmaya çalışmak demektir. (Kİ)

  • Kâinatta gayesiz, lüzumsuz, abes ve manasız hiçbir yaratık yoktur. (İYGAN)

KAR

  • Kar; bir toz zerresi üzerinde yoğunlaşarak katı hale geçmiş sudur. (YD)

  • Kimileri kar yağışını görünce “eyvah yine beyaz afet” geldi derken, kimileri de “rahmet ve bereket hazinesi” nazarıyla bakıp, uzun vadeli düşünerek karın faydalarını hatırlarlar. (YD)

KAVMİYETÇİLİK

  • İslamda kavmiyet var ama kavmiyetçilik yoktur. (MDKK)

  • İslâm ırkı reddetmez, ırkçılığı men eder. (MDKK)

  • Müslüman, milletini, millî değerlerini, vatanını sevip, sahip çıkan kişidir. (MDKK)

  • Kavmiyetçilik illetine müptelâ olanlar, insanlar arasındaki birlik ve beraberliği, uhuvvet ve muhabbeti, şefkat ve adaleti emreden dine sarılmak yerine, ırkçılığı esas alırlar. Böyle kimselerin hamiyet duyguları daralır, körelir, söner, gider. (MDKK)

  • Herkes aile efradını ve hanesini sevdiği gibi, ait olduğu milletini ve vatanını da sevecektir. Sevmemek bir noksanlık, hatta kusurdur. Herkes, ailesiyle iftihar ettiği gibi, kendi milletiyle de iftihar edebilir, böyle bir iftihar meşrûdur. Ancak böyle iftiharı, nefis adına veya ‘millî enaniyet’ nâmına değil; Yaratan adına, hak nâmına, şükre vesile olmak itibariyle olabilir. (MDKK)

  • Peygamber (sav) bir hadis-i şeriflerinde; “Haberiniz olsun ki size iki şey bırakıyorum. Biri Allah’ın kitabıdır. O hablullahtır / Allah’ın ipidir. Kim ona uyarsa doğru yolu bulur, kim onu terk ederse sapıklığa düşer. Diğeri ise benim sünnetimdir” (Müslim, Fedail, 37) buyurmuşlardır.

  • Dinde yasak edilen ırk değil, ırkçılıktır. (MDKK)

  • Kavmiyetçilik, kuru bir davadan ve vehimden ibarettir. İslâm’da, güzel amellerin sevabında ve günahların azabında, kavimlere göre bir taksimat yapılmamıştır. (MDKK)

Hadis-i Şerif:

Kavmiyet dâvasına çağıran, bizden değildir. Kavmiyet uğruna savaşan da bizden değildir. Keza kavmiyet dâvası üzerine ölen de bizden değildir

Kim kavmiyetçilik dâvası güderse, Cehennem’de iki dizi üzerine çökecek olanlardır.”

Dediler ki:

Ey Allah’ın Resulü, oruç tutsa ve namaz kılsa da mı?

Evet!” cevabını verdi. “Oruç tutsa da, namaz kılsa da

“Asabiyet davasına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir” (Ebu Davut, Edeb, 121)

“Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7)

KİBİR

  • Kibirli insanlar, şeytanla ortak yönü olan insanlardır. Varlıklar arasında ilk günahı işleyen şeytan, kibrinden dolayı bu günahı işlemiştir. İnsanların şeyta­na en yakın olanları, kibirli olanlarıdır. (İYT)

KİŞİSEL DÜŞÜNME MODELLERİ

  • Kişisel düşünme modellerini zihnin bilinçli, bilinçaltı ve bilinçsiz olarak ve kullanım sıraları göz önünde bulundurulduğunda şöyle sınıflandırılabilir.

  • 1- Görsel – İşitsel – Kinestetik (GİK)

Öğrenme yolu: Görmek / Duymak / Denemek.

İfade etme şekli: Göstermek / Söylemek / Yapmak.

GİK’lerin pırıl pırıl gözleri vardır. Kıyafetlerinin görünümüne çok önem verirler, ekseriyetle de renkleri uyumlu kıyafetleri seçerler. Okunaklı el yazıları vardır. Genellikle başarılı birer öğrencidirler. (ÇTBOİ)

  • 2- Görsel – Kinestetik – İşitsel (GKİ)

Öğrenme yolu: Görmek / Denemek / Duymak.

İfade etme şekli: Göstermek / Yapmak / Söylemek.

GKİ çocuklarının empatik enerjileri çoktur. Hatta bu onların gördüklerini, gözleriyle yudumlarcasına içmelerine ve o hisleri taşımalarına neden olabilir. (ÇTBOİ)

  • 3- İşitsel – Kinestetik – Görsel (İKG)

Öğrenme yolu: Duymak / Denemek / Görmek.

İfade etme şekli: Söylemek / Yapmak / Göstermek.

İKG gruba dâhil olan çocuklar; konuşkan, enerji doludurlar. İKG’ler için dinlemek pek kolay değildir, heyecanlı oldukları için başkalarının sözünü sıklıkla kesebilirler. (ÇTBOİ)

  • 4- İşitsel – Görsel – Kinestetik (İGK)

Öğrenme yolu: Duymak / Görmek / Denemek.

İfade etme şekli: Söylemek /  Göstermek / Yapmak.

İGK’li olanlar, oldukça “zekidirler”, bunun için düşündüklerini hemen kelimelerle ifade temek onlar için çok kolaydır. Konuşmaları ekseriyetle kavramsaldır. (ÇTBOİ)

  • 5- Kinestetik – Görsel – İşitsel (KGİ)

Öğrenme yolu: Denemek / Görmek / Duymak.

İfade etme şekli: Yapmak / Göstermek / Söylemek.

KGİ çocukları derin bir sessizlik içindedirler. Tabiatı çok severler. Sözlü ifadelerden çok fiziksel hareketleri kolay öğrenebilirler. Genellikle başkalarının hareketlerini izleyen ve sakin duran çocuklardır. (ÇTBOİ)

  • 6- Kinestetik – İşitsel – Görsel (KİG)

Öğrenme yolu: Denemek / Duymak / Görmek.

İfade etme şekli: Yapmak / Söylemek / Göstermek.

KİG’ler hemen hemen her zaman hareketlidirler. Adeta fokur fokur olup, oturdukları yerde bile duramazlar. Bunlar dokunarak, tadarak, koklayarak dış dünyayı daha iyi tanırlar. (ÇTBOİ)

  • Çocuğunuzun düşünme modelini keşfetmek istiyorsanız, konuşurken, dinlerken, oynarken, spor yaparken, okurken, resim çizerken onu izlemelisiniz. Gözlemleriniz sonucunda artık elde edeceğiniz bilgiler doğrultusunda çocuğunuzun görsel, işitsel veya kinestetik kanalların hangisini ve hangilerini daha çok kullandığını en basit yolla tespit edebilirsiniz. Ancak şunu özellikle dikkatinize sunmak isterim ki; çocuğunuzun bu kanallardan birine tamamen uymasını beklemeyiniz. (ÇTBOİ)

  • Düşünme modelleri vasıtalara benzer. Ben sadece şu veya bu araçtan başkasına binmem demek pek doğru olmasa gerek. İşte aynen misalde olduğu gibi, düşünme modelleri de birer araçtır. Bu altı düşünme modeli bir elbise gibidir. Hepsini birden giydirmek isterseniz, çocuk bunalabilir, terleyebilir ve sıkılabilir. Ama bu elbiselerin mevsimine ve ortamın durumuna göre giydirilmesi gerekir. (ÇTBOİ)

KİTAP

  • Kitap insana fikir veren, yön ve doğrultu tayin eden bir vasıtadır. Bu vasıtanın ne kadar faydalı olanını seçer ve seçilen eseri ne ka­dar iyi kullanır, ifade edilen fikirleri ne kadar iyi inceler, üzerinde tarafsız olarak düşünürsek o ölçüde gerçeği bulmuş oluruz. (AİC)

  • Yazarın kitabı yazmaya harcadığı zaman ve de yıllarca kazandığı tecrübe ve birikime, bizler o kitabı bir kaç saat veya birkaç gün içinde okuyarak ulaşabiliriz. (AİC)

KİTAP OKUMAK

  • Kitapları okşamak, sevmek, açıp bakmak bile ibadet hükmündedir. Nazarımız kitapları okşamadan elimize alıp da okuyabiliyor muyuz? Kitabın halinden okuyan anlar. Altının kıymetini sarrafın bildiği gibi. (AİC)

  • Raflara dizilmiş kitapların sırtından bakmak başka, yüzünden bakmak başkadır. Kitapların kapaklarını açın, bir de öyle bakın. O vakit kitabın size daha çok şeyler söylediğini ve sizinle konuştuğunu göreceksiniz ve bu tespite hak vereceğiniz kanaatini taşıyorum. (AİC)

  • Okunacak kitabın seçilmesine özen gösterilmeli. Yüzlerce ve binlerce kitap arasında elbette faydalı eserlerin seçilmesi çok önem taşır. Çünkü okunacak eserlerin DÜNYA ve AHİRET açısından faydalı olması gereklidir. (AİC)

  • Okuduğumuz her kitap bize BİLGİ, TECRÜBE, BAŞARI ve İYİLİK, DOĞRULUK, SEVGİ, HOŞGÖRÜ ve EŞİTLİK gibi hayatın temel taşları olan unsurları kazandırmalıdır. Özellikle DİLİMİZİ, DİNİMİZİ öğretip, bizleri GERÇEĞE kavuşturup, ZAMANIMIZI ve HAYATIMIZI en güzel şekilde değerlendirmemizi sağlamalıdır. (AİC)

  • Kitap okumak, sadece öğrenci ve gençlik için değil, aynı zamanda çocuk, yetişkin ve yaşlılar için de lazımdır. (AİC)

  • Kitap okuma alışkanlığının çocukluk döneminde kazanılması gerekir. Bu alışkanlığın kazanılmasında “okul ve ailenin” etkisi büyüktür. Ancak toplumumuzda bu alışkanlık yeterince kazanılmadığından kitap yeteri kadar okunmamaktadır. (AİC)

  • Kitap okumanın sınav hazırlığına da katkısı vardır. Kitap okuyan ve okuduklarını çok iyi değerlendirebilen öğrenciler, diğer öğrencilere göre çok daha başarılı olmaktadırlar. (AİC)

  • Çok kitap okuyan öğrenci, hızlı okuyup anlayarak, dakikaların altın değerinde olduğu sınavlarda daha da başarılı olacaktır. Sınav soruları incelendiğinde okuma hızı ve yorumlayabilmenin; büyük önem taşıdığı görülmektedir. (AİC)

KİTAP OKUMANIN FAYDALARI

  • Kitap Okumak; Bir ilaçtır.

     Aklın cilasıdır.

     Hayatı sevdirir.

     Düşünceleri olgunlaştırır.

     Muhakeme gücünü geliştirir.

     İnsanı hidayete erdirir.

     Stresi azaltır.

     Zihni açar, hafızayı kuvvetlendirir.

     Doğru karar verme yeteneğini geliştirir.

     Güzel düşünme ve görmeyi sağlar.

     İnsanı olgunlaştırır, erdemli kılar.

     Etkin ve etkili bir insan olma yollarını açar.

     Meslek hayatındaki başarı düzeyini yükseltir.

     Okuyanı ‘Bilgili İnsan’ yapar. (AİC)

  • Kitap Okuyanın; Güvenilir bir çevresi oluşur.

     Bilgi dağarcığı ve kelime hazinesi zenginleşir.

     Anlama gücü ve konuşma yeteneği güçlenir.

     Genel kültürü artar.

     Okuma hızı gelişir.

     Sınavlarda başarısı artar.

     Dünyaya bakış açısı değişir.

     Toplumsal ilişkilerindeki kalitesi yükselir.

     Okul hayatındaki başarılarını pekiştirir.

     Hayal etme gücü gelişir.

     Devletine ve milletine faydası çok olur.

Kısaca; “Kitap okumanın faydaları saymakla bitmez”… (AİC)

KUR’AN-I KERİM

  • Kur’an’ı Kerîm, insanlığın hidayeti, mutluluğu ve refahı için Yüce Allah tarafından gönderilmiş son İlahî kitaptır. (HM)

  • Kur’an-ı Kerim, sadece bir asrın ve bir dönemin insanına değil, her asır ve her dönemin insanına hitap eden bir kitaptır. (HM)

  • Kur’an-ı Kerîm’in muhatabı insan ve cinlerdir. (HM)

KUR’AN OKUMAK

  • Ebeveynler olarak hem kendimizin, hem yavrularımızın ahireti için, evlerimizi Kur’an okulu haline getirmek zorundayız. (BEY)

  • Kur’ân’ı; lisân ile okumak, göz ile takip etmek, üzerinde düşünmek, manasını tefekkür etmek, ezberlemek, namazda kıraat etmek ibadettir. (BEY)

  • Kur’an’ı doğru yorumlamak, onu iyi anlamak, Kur’an’ın hükümlerini öğrenmek ibadettir. Kur’an’ın emirlerine uymak ve yaşamak ibadettir. Kur’an’ın doğru yorumlanan tefsirlerini mütalâa etmek ibadettir. (BEY)

  • Spor, resim, müzik, tiyatro, balo kurslarına zaman ayırıp para, fırsat ve imkân bulurken; Kur’an kursunu ihmal etmek izah edilir cinsten değildir. Yalnız Mahşerde değil; dünyada bile bizi mahkûm etmeye yeter ve artar. Öyleyse, Kur’an öğrenmeyi bir seferberlik haline getirelim, ne dersiniz? (BEY)

  • Kur’an okurken, dil, kalp ve akıl işbirliği halinde olmalı. Kur’an okurken dilin söylediği mesaj gönülde yankılanmalı ve akıl ile yoğrularak düşünce ve davranışlara yansımalıdır. (BEY)

KUR’AN VE İNSAN

Kur’an baştanbaşa hikmetler hazinesi, insan ise onun canlı bir kasidesi. İnsan Allah’ın antika bir eseri, Kur’an ise onun tarifnamesi. İnsan maddî ve manevî cihazlar manzumesi, Kur’ an onun kurtuluş reçetesi. Hem insanın rotasını tayin eden dünya ve ahiret haritası. (İYGAN)

KURBAN ETİNİN TAKSİMİ

  • Kesilen kurbanın eti üçe ayrılır. Bir kısmı ev halkı için ayrılır, üçte biri akraba ve komşulara ikram edilir. Geriye kalan üçte biri de fakir ve muhtaçlara dağıtılır. (SPAKİ)

KUVVET

    İnsanın en büyük kuvveti, ruhi dinamizmindedir. (BŞ)

KÜTÜPHANE

  • Bilginin merkez bankaları olan kütüphanelerimiz, bizlere karşılık istemeden hizmet sunan, kitap dolu hazine kaynaklarıdır. (AİC)

LAFIZ MANA İLİŞKİSİ

  • İnsan ceset ve ruhtan meydana geldiği gibi, kelâm dahi lâfız ve manadan meydana gelir. Lâfızlar manaya hizmet eder. Lâfız bir sedefse, mana o sedefteki inci; lâfız bir elbise ise, mana o elbise içindeki dilberdir. (ŞS)

  • Kelâmdan asıl maksat, mânânın ifade edilmesidir. (ŞS)

  • Şiirler, elfazların tecessümüyle terkip edildiklerinden, lâfızlar taşıdıkları mânâlara göre değer kazanırlar. Bu ne­denle lâfız mânâya bakar, ona göre nurlanır ve hayatlanır. (ŞS)

MÂLÂYÂNİ

* Mâlâyanî “ebedî âleme fayda sağlamayan ve meyveleri sadece dünyada kalan her şeydir.” (HİS)

* Mâlâyâni, vakit öldürmektir. Vakit öldürmek ise hüsran ve pişmanlığa sebeptir. (HİS)

* Mâlâyâni ile meşgul olmak, mü’minin asıl gayesine göre yapılması gerekenleri ihmal etmeye götürür. (HİS)

MEDENİYET

  • Medeniyet, bir ülke veya toplumun, maddî ve manevî varlıklarının, fikir, düşünce, sanat, bilim ve teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eder. (HM)

MEKTUP

  • “Her bir masnu’ ve herbir mevcud bir mektub-u Rabbanidir.” (BSN)

  • “Mektup gelir mi? Yoksa mektup gönderilir mi?” Elbette ki, mektup gönderilirse gelir. Mektup geliyorsa, gönderilmiş demektir. (HTTAE)

MESULİYET

  • İnsan gideceği yolu ve işleyeceği fiilleri ihtiyarı ile seçtiği için mesuliyette insanın kendine ait olacaktır. (HMİHBA)

MİLLET

  • Millet kelimesi inanç yönüyle din, amel yönüyle şeriat, bir toplanma zemini olması yönüyle de millet adını alır. (MDKK)

  • “Millet ile Ümmet” arasında fark var. Millet dini anlamıyla, İslam milleti olarak sadece Hz. Peygamber (sav)’e inanan Müslümanları değil, ilk peygamberden son peygambere kadar yaşamış tüm Müslümanları kapsar. Ama ümmet belli bir peygambere tabi olan Müslümanlara verilen addır. (MDKK)

  • “Millet”, kabile veya kavim demek değildir. Millet kavramı, daha çok, din etrafında bir araya gelen insanlar topluluğunu anlatır. Millet, toplumun adı olmaktan çok; toplumun üzerinde toplandığı inancı ifade etmektedir. (MDKK)

  • Millet kelimesinin kavim/ulus anlamında kullanılması, 19. asırdan sonra ve özellikle 20. asırda yaygınlaş(tırıl)mıştır. Böylece “milliyet” kelimesi; kavmiyet, inanç, tarih, dil, gelenek, kültür, ideal ve vatan birliği anlamında kullanılmaya başlanmıştır. (MDKK)

MUGALATA

  • Mugalâta onur kırıcı ve ahlâkî bir zaaf olup, özellikle siyasal ve ideolojik tartışmalarda sıkça başvurulan bir yöntemdir. (İYT)

MUSİBET

* Hadiste: “Mü’mini rahatsız eden her şey musibettir” (Kütüb-i Sitte) buyrulur.

* Musibet; âfet, belâ, felâket, helâket ve hastalık gibi insanın karşılaştığı şeylerdir. (HİS, HMİHBA))

* Her alanda önderlerimiz olan peygamberlerin hayatı incelendiğinde bizlerin başına gelen bela ve musibetlerin hemen hepsi de çok hafif kalır. (HİS)

* Mü’min birinin başına üç türlü musîbet gelebilir:

Bunlar mala, cana ve dine gelen musibetlerdir.

Mala ve cana gelen musibetler, asıl musibet değil, dünyevî musibetlerdir. Çünkü musibet geçtikten sonra zahmeti biter, rahmeti bâkî kalır. Fakat dine gelen musibet, insanın ebedî hayatını sıkıntıya sokar. (HİS, HMİHBA, MMBİ)

MUSİBET-İ DİNİYE

* Dinî musibet; Allah’ın emir ve yasaklarını çiğnemek, dinin yolundan çıkmak demektir. (HİS)

* Dinî musibetlerin farklı sebepleri vardır. İman zayıflığı, nefs-i emarenin şımarıklığı, şeytanın tuzağı, dünyanın cazibesi, kötü çevrenin etkisi, bu sebeplerin başında gelir. Her şeyden evvel, -dinî musibetlerden korunmak veya kurtulmak için- sağlam bir imana sahip olmak gerekir. (HİS, HMİHBA)

MUTLULUK

  • İnsanı mutlu ya da mutsuz kılan yaşadıkları değil, yaşadıklarına yüklediği anlamlardır. (HMİHBA)

  • İnsan, kendi düşüncesiyle gelişen bir varlık olduğunu anladığı ölçüde huzura kavuşur. (HMİHBA)

  • Manevî boşluk içinde olan insanların hiçbir yolla, hiçbir yöntemle “gerçek” mutluluğu elde edebilmeleri mümkün değildir. (HMİHBA)

  • Mutluluk için para, bir uyarıcı olabilir ama tek başına yetersizdir. Çünkü “para mutluluğun tamamı değil, bir parçasıdır.” (HMİHBA)

  • Zengin olanlar paranın mutluluk getirmediğine, fakirler ise, paranın mutluluk getireceğine inanırlar. (HMİHBA)

  • Hayatında iyilikleri çok olanlar huzurlu ve mutlu, kötülükleri çok olanlar ise muvakkat mutlu gözükse de, yine mutsuz ve huzursuzdurlar. (HMİHBA)

  • Acıları hissetmek, sıhhattaki mutluluk seviyesini artırır. (HMİHBA)

  • Mutlulukla acı ilişkisi, fiziksel ve ruhi lezzetlerin tadını ve zevkini yükseltir. (HMİHBA)

  • Gerçek mutluluk her an, her yerde ve her şartta ruhun memnun ve kalbin huzurlu olmasıdır. (HMİHBA)

NAMAZ

  • Namazın güneş saatine göre ayarlanıp kılınması, yeryüzündeki enlem ve boylamlar üzerinde bulu­nan İslâm ülkelerinde günün her saatinde ezan okunmasını ve Allah’a her an secde edenlerin bulunmasını sağlar. Çünkü güneş her yerde ne aynı anda doğar, ne de aynı anda batar. Bundaki hikmet, günün her zaman parçası içinde yeryüzünde Allah’a ibadet edilmedik bir an geçmesin diyedir.

NİMET

  • Her mevcud bir nimettir. Allah’ın yarattığı her şeyde bir hikmet ve bir nimet vardır. (HMİHBA)

  • Allah insanlara sayısız nimetler vermiş ama onları başıboş bırakmamış, onlara bir takım görevler yüklemiştir. (Kİ)

  • Kâinatta ki her varlığın gaye ve hedefinde insan vardır. Ne güneş kendi için doğup, batmakta. Ne de bulut yağmuru kendi tarlasını sulayıp, rızkını yetiştirmek için yağmaktadır. (Kİ)

  • Dağından bağına, havasından suyuna, hayvanından bitkisine, yerinden göklerine ve güneşinden ayına… kısaca kainatta ne varsa her biri birer nimettir. İnsanın zâhiri ve bâtıni duygularına, âzâsından cihazatına, hatta vücudundaki kıllara kadar hepsi birer nimettir. Allah’ın insanlara lütuf ve ihsanının tamamı nimettir.

OKUL

  • Okul öğrencileri, yani talebeleri (ilim talep edenleri) dinî ve ilmi açıdan akademik olarak yetiştiren ve hayata hazırlayan kurumdur. (OŞYM)

  • Hiddeti, şiddeti, nefreti, kin ve adaveti izale eden, empati, sempati, ünsiyeti, merhameti, sevgi ve hoşgörüyü veren ve insanî erdemleri öğreten kurum okuldur. (OŞYM)

  • Okulun ve okul sitelerinin estetiği bir toplumun eğitim durumu ve eğitime verdiği değer konusunda bilgi verir. (OŞYM)

  • Okulun dış görünümü/estetik mimarisi ile çevre düzenlemesi ve bakımlı olması okula ilgi uyandırır. Güzel ve albenisi olan bir mimari ile uyumlu renk, şekil olarak okulun yapılmasının öğrenciler için olumlu etkisi kaçınılmazdır. (OŞYM)

  • Okulun dış yapısı kadar iç yapısı da çok önem arz eder. Çünkü basık tavanlar, çıkık kolon ve direkler, labirent yapılı sınıf ve diğer ortamlar, boya renkleri, dar pencereler, mat ve itici renkte sıra, masa ve diğer eşyalar; öğrenciler için çekici değil, itici, moral ve huzur verici değil, sıkıcı, öğrenci enerjisini artırıcı değil, enerji söndürücüdür. (OŞYM)

  • Bir okulu en iyi şekilde kullanabilmek için dört kural vardır:

1- Temiz ve bakımlı,

2- Tertip ve düzenli,

3- Estetik ve güzelliği,

4- İyi ve kaliteli donanımlı olmasıdır. (OŞYM)

OKUL ÇETELERİ

  • Okul çeteleri; öğrenci, personel, işletmeci ve dış gruplardan teşekkül etmiş ve bir birinden ayrı şiddet gruplarıdır. (OŞYM)

  • Okullarda “bir veya birden fazla öğrencinin kendilerine göre daha güçsüz öğrenciler üzerinde çeşitli şekillerde uyguladıkları baskı grupları öğrenci çetelerini oluştururlar.” Bunlar şu şekilde ortaya çıkarlar:

  • A- Öğrenci Çeteleri

Öğrenci akran ilişkilerinde ortaya çıkan şiddet unsurlarından olan öğrenci grupları (öğrenci çeteleri)’dir.

1- Fiziksel Şiddet

2- Duygusal Şiddet

3- Parasal Şiddet (OŞYM)

  • B- Okul Personel Hegemonyası

Okullarda kökleşmiş, grubunu oluşturmuş, otoritesini sağlamış ve dedikleri dedik, istekleri yerine gelmesi şart olan gruplar mevcuttur. Okul yönetimini etkileri altına alır, istediklerini yaptırırlar. (OŞYM)

  • C- İşletmecilerin Etkileri

 Okul kantinleri, yemekhaneleri, hatta yurtlar ile okullara çeşitli mal ve malzeme satan firma elemanları ile öğrenci servislerinin sürücüleri öğrenci ile iç içe olmalarından dolayı hem maddî, hem manevî olarak öğrencileri çok etkilemektedirler. (OŞYM)

  • D- Okul Dışı Çeteler

Birçok okulun güzergâhında ve yakın çevresinde, hemen bahçe kenarında çeşitli satıcılar, boş gezen gençler tarafından kuşatılır. Kimi geçim derdi, kimi güya aşk meşk işi, kimi keyif için bulunduklarını ifade ederler. (OŞYM)

OKULLARDA ŞİDDET

  • Hemen her okulda yüzdelik oranı az veya çok şiddet olabilir. Şiddet, ya öğrenciler arasında veya öğrenci öğretmenler arasında ya da öğrenci, öğretmen ve yönetim arasında yaşanmaktadır. (OŞYM)

OKUL ŞİDDETİNE AİLENİN ETKİSİ

  • Aile çocukların ilk ve sürekli olan bir mektebidir. Bu nedenle şiddet olaylarında ailenin de etkisi söz konusudur. Aileden etkilenen çocuk yaşantı olarak şiddeti okula taşımaktadır. (OŞYM)

  • Ailenin okul şiddetine etkisi şu şekillerde olabilmektedir:

1- Ailenin çocuğu ihmal etmesi,

2- Anne babanın ayrı yaşaması,

3- Anne babanın boşanmış olması,

4- Ebeveynlerden birinin ölmesi,

5- Aile geçiminde dar ve kısıtlı gelire sahip olması,

6- Ailede işsizlik nedeniyle ekonomik sıkıntının olması,

7- Ailede şiddete neden olan alkol, uyuşturucu  kullanımı,

8- Aile içi gerilim ve geçimsizliğin bulunması,

9- Ruhsal ve psikolojik rahatsızlıklar,

10- Ebeveynde aşırı saldırganlık eğilimleri vb. gibi. (OŞYM)

OKUL VE KURUMLARDA GELENEK

  • Eski köye yeni adet getirilmezmiş, bizde sizin gibi ilk yıllarda heyecanlıydık, sizde bizim gibi olursunuz, bu işi yapmak ve kabullendirmek çok zor vs. telkinleri insanın çalışma azmini kırmakta. Gerçekten bir müddet sonra yeni ekibe katılanlar da onlar gibi olup çıkmakta olduğunu görmek mümkün. Yani bir mekânın dokusunu, kokusunu, dekorunu değiştirmek yerine; dokuya, kokuya ve dekora alışıp mevcuda iktifa ediliyor. (OŞYM)

OKUMAK

  • Okumak hayatın gayesini anlamaktır. Okumak farzdır. Allah’ın adıyla okumak, hem ibadet hem de niyazdır. (AİC)

  • Okumak ilim hazinelerine sahip olmaktır. Dünyanın en kıymetli hazineleri, bazen bir kitabın tek satırından elde edilecek bilgiye bile değmeyebilir. Çünkü bir güzel söz, bir hikmetli cümle baştan sona hayatı değiştirebilir. İnsanı hidayete erdirebilir. (AİC)

  • Okumak insan için bir zevk, bir eğlence olduğu gibi, aynı zamanda da insanı eğitici bir eylemdir. Okuyup yazanla, okumayanlar arasındaki fark; ölülerle diriler arasındaki fark gibidir. (AİC)

  • Okumak hırsa fren, bitmişliğe sigortadır. Okumak ilmin kapısını çalmaktır. (AİC)

  • Bir insanın okuması, Allah’a yakın olması ve sahip olduğu nimeti yine O’nun kullarıyla paylaşması ve bilgisiyle çevresini aydınlatmasıdır. Asıl fakirler, okumayan ve okuyanları da tenkit edenlerdir. (AİC)

  • Okumak kâinatın hamuru ve mayasıdır. Çünkü kâinat kitabı, okuyanlar için yaratılmıştır. (AİC)

  • Okumak hayatı yaşamak, hayattan ders almaktır. Okumak hayatı paylaşmak, hayatı anlamaktır. (AİC)

  • Okumak inanmaktır. Okuyamamak ise bir pişmanlık, nasıl ki, kalemin tövbesi yazmaksa, okuyamamanın tövbesi de yine okumaktır. Okuyan insan, hayatı anlamaya çalışan insandır. Okuyan; gören değil, bakan ve baktığından anlam çıkaran insandır. (AİC)

  • Okuma zevkini tadıp, okuduğunu içine sindirip, yaşantısına uygulayan kişi, mutlu bir insandır. Bu anlamda kalbimiz, ruhumuz ve Allah için okumaya ne dersiniz? (AİC)

  • Okumak uzun bir yolculuktur; aktif olarak doğumla başlar, ölümle son bulur. Okulla beraber biten okumalar yarıda kalmış demektir. (AİC)

  • Okumak, iğneyle kuyu kazmak gibidir; kararlılık ister, sabır ister. Okumak bir arayış, hakikati, doğruyu, güzeli bulma çabasıdır. (AİC)

  • Okumak marifet, okuduğunu anlamakta idrak etmektir. Yani okuduğunu anlamak başlı başına bir sanattır. Okuma sanatı ve kavrama idraki de, bir takım bilgi ve yöntemlere bağlıdır. (AİC)

  • Okumak; sözcükleri için değil, düşünceyi anlamak amacıyla olmalıdır. (AİC)

OLAYLAR / VAK’ALAR

  • Olaylar, hem ayıraçtır, hem olgunlaştırıcı. İnsanlar dost ve düşmanlarını olaylarla tanıdıkları gibi, bu olaylarla pişkinleşerek tecrübe kazanıp kemale ererler. (HMİHBA)

  • Her insan şahsiyet ve kabiliyet motifine göre, olayları anlar ve yorumlar. (HMİHBA)

ORUÇ

* Oruç, köklü bir irâde terbiyesi verir, insanı her yönüyle olgunlaştırır, insanın içinden gelen bazı olumsuz duygulara gem vurmasını öğretir. (ÜAR)

* Nefse hâkimiyeti ve onu kontrol altında tutmayı insana öğreten en güzel okul Ramazan ve oruçtur. (ÜAR)

* Oruç; iradeyi kuvvetlendirir. İnsana sabrı öğretir. (ÜAR)

* Oruç; şefkat ve merhamet duygularını geliştiren, yardımlaşma ve dayanışma duygusunu öğreten bir ibadettir. (ÜAR)

* Oruç, Allah’ın emrini yerine getirmek, ona yakınlaşmak ve onun hoşnutluğunu kazanmaktır. (ÜAR)

* Oru­ç, insana dînî, ruhî yönden, sos­yal, sağ­lık, eko­no­mik ve pe­da­go­jik açıdan pek çok faydala­r sağlar. (ÜAR)

* Oruçta temel esas, insanın mide ve cinsiyet şehvetlerinden alıkonmasıdır. (ÜAR)

* Oruç ne­fis­le ci­had, şeh­vet ve nefsâni ar­zu­la­rı kır­ma­da bir kal­kan­dır. (ÜAR)

  • Oruç, namaz gibi hayatı disipline eden önemli bir ibadettir. (ÜAR)

  • Oruç, riyasız/gösteriş ve çıkar duygusu karışmaksızın, yalnız Allah için yapılabilen bir ibadettir. (ÜAR)

  • Oruç, insanın maddi ve manevi duygu ve azalarını kontrol altına almasıdır. (ÜAR)

  • Oruç, hakikî ve halis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. (ÜAR)

  • Oruç, maddî ve manevî bir perhiz ve bu itibarla önemli bir ilaçtır. (ÜAR)

  • Oruç, sahip olduğumuz nimetlerin değerini bilmeyi öğretir. (ÜAR)

  • Oruç, bedene sağlık, gönle rahatlık verir. (ÜAR)

  • Oruç, manevî duygulara güç verir, insanı ruhen yüceltir. (ÜAR)

  • Oruç, riyanın en az karışacağı bir ibadet olduğu için sevabı en fazla olan ibadetlerden sayılmıştır. (ÜAR)

  • Oruç, kamerî yıla göredir, Güneş yılına göre değil. Bu ikisi ara­sında, bilindiği gibi 11 gün fark vardır. Böylece bu ibâdet yılın her mev­siminde tutulsun, mü’minler arasında uzun ve kısa, sıcak ve soğuk gün­lerde eşitlik sağlansın diye Allah ve Peygamberi bu ibâdetin kamerî seneye göre yerine getirilmesini emretmişler. (ÜAR)

ORUÇ TUTMAK

  • Müslümanlar, Ramazan ayında, kalp ve ruhun derece-i hayatına girer. Açlık bedenin sükûtu olup, müminin ruhunu şahlandırır. Oruç tutup zamanını Kur’an, istiğfar, salâvat, zikir ve fikirle geçirir. Böylece ehl-i iman için bir ticaret mevsimi olan Ramazanda; Müslüman kendini arındırır ve manevî mahsulâtını alır. Müslümanlar, sadece dillerine ve midelerine oruç tutturmazlar. Onlar gözlerine, kulaklarına ve bütün azalarına da bir nev’î oruç tuttururlar. (ÜAR)

  • Oruç tutan insan; nice hikmet ve faydaların yanında, manevî açıdan “bolluk, kazanç, ticaret, bereket, rahmet, mağfiret, cehennemden azad, feyiz ve sevab”lara ulaşır ve Allah’ın emrine itaat etmekle de rızaya mazhariyet kesb etmiş olur.

OYUNUN ÇOCUĞA KAZANDIRDIKLARI

  • “Anne-babayla oynanan oyun, çevresini saran dünyayı keşfetmesi ve değişik roller deneyebilmesi için çocuğa güven verir.” Oyun çocuğa şu faydaları kazandırır:

1- Enerjisini boşaltma imkânı bulur.

2- Yeni beceriler geliştirir.

3- İşbirliğini ve paylaşmayı öğrenir.

4- Hayal gücünü geliştirir.

5- Duygu ve ihtiyaçlarını, aile fertlerine karşı ifade imkânı bulur.

6- Düşünmeyi ve kendi başına karar vermeyi öğrenir.

7- Oyun yoluyla toplu yaşam kurallarını öğrenir. (ÇTBOİ)

ÖĞRENCİ MAZERETİ

  • Kimi öğrencilerin anlama, kavrama ve muhakeme gücü bir birinden farklıdır. Bu nedenle kimi bir kez okuyunca, kimi iki, üç, kimi dört veya beş kez okuyunca anlar ve konuyu kavrar. Bunun içindir ki “kavranılamayan ders yoktur, anlaşılamayan ders vardır” bir başka ifadeyle “öğrenilemeyen ders yoktur, öğrenmek istenilmeyen ders vardır” sözleri geçerlidir.

  • Öğrencinin okul başarısının düşük olmasında değişik birçok neden vardır. (BŞ; BEY)

  • Çocuğun öğrenme kabiliyeti,

  • Okul ve öğretmenlerinin çocuklara yaklaşımı,

  • Anne babanın beklenti ve tutumları,

  • Çocuğun zihinsel yeterliliği,

  • Çocuklarda herhangi bir gelişimsel gerilik ya da bozukluk,

  • Çocuğun yaşadığı problemler, aile içi huzursuzluk,

  • Anne babanın ayrılması, ebeveynlerden birinin hastalanması veya ölmüş olması

  • Yeni kardeşin doğması gibi sebeplerin olması yer almaktadır. (BŞ; BEY)

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

  • Öğrenme güçlüğünün ortaya çıkmasında etkili olan nedenler:

  • Doğum öncesi,

  • Doğum anı,

  • Doğum sonrası,

  • Genetik (kalıtsal) etkenler olarak gruplandırılabilir. (DÖSÇT; BEY)

ÖVGÜ

* “Övgü ilaç gibidir. Zamanlama ve dozu iyi ayarlanmazsa, faydalı olacağı yerde zararlı da olabilir.” (BŞ)

PALAVRA

  • Palavra uydurma söz veya haberi ortaya atan, yaptığı işleri abartan demek olup, bu davranışları huy edinmiş olan kişilere de palavracı adı verilir. (İYT)

PEYGAMBER

  • Cenab-ı Hak fazlından bazı seçkin kullarını insanlığın irşad ve tenviri için Peygamberlik vazifesiyle göndermiş. Allâh Teâlâ ilk insanla başlayarak her devirde peygamberlerini, “nebî” veya “rasûl” sıfatlarıyla insanlara bir rahmet olarak göndermiş. İnsanlık tarihinin en büyük liderleri, muallim ve terbiyecileri, peygamberlerdir. (RGHM)

  • İmtihanlarının ağır geçmesi Peygamberlerin umumi bir vasfıdır. Ancak, her peygamber, derece itibariyle aynı olmadıkları gibi, maruz kaldıkları belâ ve musibet itibariyle de bir değildir. (RGHM)

PLAN

  • Planlı çalışma başarının artmasında en önemli bir koşuldur. (BŞ)

  • Çalışmada plan; “nasıl”, “ne zaman” ve “nerede” çalışılacağına karar vermek demektir. (BŞ)

  • Plan, hedefe ulaşmak için önemli bir basamaktır.

– hayatı disipline etmektir.

– işlerinizi öncelik sırasına koymak demektir.

– zamanı en iyi kullanmaktır.

– işleri zamanında yapmaktır.

– devamlı çalışma imkânı bulmaktır.

– bilinçli hareket etmektir.

– telaş ve paniği ortadan kaldırmaktır.

– insanın kendini değerlendirmesine imkân vermektir.

– az zamanda çok iş yapmak ve başarıya ulaşmak demektir. (BŞ)

  • Plan; kişilerin işlerinde; “Neyi?, Nasıl?, Niçin?, Nerede?, Ne zaman? ve Ne şekilde?” yapılacağı sorularına cevap bulmasını sağlar. (BŞ)

RAHATLIK

  • Rahatlık, çoğu kişinin heyecan ve şevkinin azalmasına sebeptir. (BŞ)

RAMAZAN AYI

* Ramazan ayı, rahmet ve mağfiretiyle gönüllerimizi Allah’a yaklaştıran, fazilet ve bereketiyle ruhlarımızı olgunlaştıran, orucu, teravihi, mukabelesi, iftarı, sahuru, Kadir gecesi, zekât, sadaka ve diğer ibadetleriyle, bizleri Müslüman olduğumuzun şuuruna erdiren, mübarek bir aydır. (ÜAR)

* Ramazan ayı, insana sabrı, şükrü, kanaati, iktisadı, itaati öğretiyor. (ÜAR)

* Ramazan ayındaki orucun nefsin ıslahında mühim bir tesiri vardır ve cihâd-ı ekber olan nefisle mücadelede en tesirli silah oruçtur. (ÜAR)

* Ramazan ayında; Kelime-i Şehâdet, Kur’an-ı Kerim okumak, tüm azalara oruç tutturmak, ibadet, tevbe ve istiğfar, tefekkür ve zikir, salâvat, rıza-i İlahiye mazhar olmak için amel-i sâlih, teravih namazı kılmak, haramlardan ve çirkin şeylerden sakınmak, imkânlar nispetinde çokça hayır ve hasenatta bulunmak, kırık ve mahzun kalblerin duasını almak, oruçlu bir kimseye iftar ettirmek Hz. Peygamberimiz (sav)’in yapılmasını tavsiye ettiği belli başlı işlerdir. Ayrıca fitre, zekat ve sadaka vermek de ramazan ayının özelliklerindendir. (ÜAR)

* Ramazan ayında; orucunu tutanla tutmayan, çeşitli nedenlerle bu ibadeti ifa edenlerle etmeyenler, Ramazan bayramında aynı konuma kavuştukları halde, manevî olarak derece ve konumları ile mükâfat ve mücazatları bir olmamaktadır. (ÜAR)

* Müslümanlar, Ramazan’ın ardından bir muhasebe yapmalı, ramazan ayı nasıl gelip geçti diye hesap etmeli. Ramazan ayında oruç tutan mı kârlı tutmayan mı? Oruç tutanlarda ise, derecesine göre en kârlı kim? diye düşünülmeli!.. (ÜAR)

* Her mü’min Ramazan Ay’ında Cennet’e liyakat kazanabilecek derecede tezkiye-i nefs etmeli, nefsi kötülüklerden, kalbi ve malı günah kirlerinden arındırmalı, farz olan oruç ve namazla Allah’ın her emrine, “Lebbeyk!” dediği gibi, zekat emrine de aynı heyecanla “Lebbeyk” diyerek, kalbine rikkat, incelik ve duyarlılık kazandırmalıdır. (ÜAR)

RENKLER

  • Renk göz ile yakalanan bir ışık tesiridir. Işığın eşya üzerine çarpmasıyla, yansıyan ışınlardan gözümüzde meydana gelen duyumların her birine “renk” denir. (RD)

  • Renkler insanın ruh halini yansıtır ve etkilediği gibi, sağlığını ve enerjisini de etkiler. (RD)

  • Renkler nesnelerin dış görünümlerindeki en temel unsurlardandır. (RD)

  • Renklere karşı verdiğimiz tepkiler biyolojik, fizyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel etkiler olarak karışımıza çıkmaktadır. (RD)

  • Renkler; insanların duygusal, zihinsel ve fiziksel yapılarını etkilemekte ve insan psikolojisi üzerinde tesirleri vardır. (RD)

  • Psikolojik etkilerine göre renkler, sıcak ve soğuk olarak sınıflandırılır:

  • Sıcak renkler, dalga boyu yüksek olan sarı, kırmızı ve turuncudan oluşur. Dalga boyu daha düşük olan soğuk renkler; mavi, mor ve yeşildir. (RD)

  • Kur’an’da ana renklerin çoğunluğu zikredilmektedir. Bunun gayesi, insanın ilgi, anlayış ve tefekkürünü Yüce Allah’ın yaratma sanatına ve sonsuz kudretine yönlendirmektir. (RD)

RENKLERİN DİLİ

* Canlılar, yaratıcıları tarafından kendilerine verilen, ışık ve algılama sistemlerine göre işleyen bir “renk dili”ne sahiptirler. (RD)

* Renklerin insanlara daha faydalı olması için, giyeceği elbiselerden, kullandığı eşyalara, oturduğu ev duvarlarından, çevredeki renklere kadar renklerin dili ve etkileri bilinerek ona göre düzenlenmeleri gereklidir. (RD)

RENKLERİN ETKİLERİ

  • İnsan ve renkler arasında çok sıkı bir ilişkinin var olduğu bilinmektedir. Çünkü insanlar üzerinde renklerin olumlu ve olumsuz tesirleri vardır. (RD)

  • Renkler, sağlığımızdan karakterimize kadar pek çok alanda ruh dünyamızı etkilemektedir. Dolayısıyla, farkında olmadan seçtiğimiz renkler, aslında bazen sağlığımız, bazen de ruh halimizi ortaya koyan ipuçları vermektedir. (RD)

  • Renkler, bireylerin duygu, düşünce ve eylemlerinde değişiklikler yaparak, onları doğrudan etkilemektedir. Renk tek başına mesaj verebilir, davranışları yönlendirebilir ve insan fizyolojisi üzerinde etkiye sahiptir. (RD)

  • Renklerin insan üzerindeki etkileri sağlık, psikoloji, zihinsel ve fiziksel performans, alışveriş, üretim, tüketim, eğlence vb. konularda ve bu sektörlerde kullanılmaktadır. (RD)

  • Renkler,  insanın duyguları ve ruh haliyle çok yakından ilgilidir. Yapılan araştırmalara göre insanların üretkenlikleri çevrelerini saran rengin etkisine bağlı olarak artar ya da azalır. (RD)

  • Renkler kişilerin psikolojik dürtü, güdü ve ihtiyaçları üzerine de etkili olduğu, yapılan çeşitli araştırmalarla ortaya konmuştur. Mesela, açlık duygusu üzerinde turuncu, kırmızı ve sarı renkleri iştahı; mavi, turkuaz yeşil renklerin susuzluk duygusunu; kırmızı ve eflatun renkleri cinsellik güdüsünü arttırdığını, pastel tonların annelik ve şefkat duygusunu çağrıştırdığını, mavi ve yeşilin sessizlik, sükunet duygusu verdiği saptanmıştır. (RD)

RENKLERİN KAYNAĞI

  • Dünyanın en önemli enerji ve renk kaynağı Güneştir. (RD)

  • Renklerin oluşması için gerekli olan ışınlar Güneş’ten Dünya’ya ulaşır. (RD)

  • Renk, farklı dalga boyları ve frekanslarındaki ışık ve ışık fotonlardan yapılan bir enerji formudur. (RD)

  • Güneşten ışıkla renkler gelmeseydi; dünyamız renksiz bir hal alacak, o zaman hayat ne kadar tatsız ve tuzsuz olacaktı değil mi? (RD)

  • Cisimlerin rengi ışık kaynağından gelen ışığın özelliğine ve söz konusu cismin bu ışığın ne kadarını dışarı yansıttığına bağlıdır. (RD)

RENKLERİN KEŞFİ

  • İnsan bu dünyaya misafir olarak gönderilmeden öncede renkler mevcut idi. Çünkü makro anlamda kâinat, mikro anlamda dünya sarayında renkler vardı. Renklerin keşfi insanlık aleminin farklı dönemlerinde renklerin kullanılması ve anlamlandırılması ile daha anlaşılır hale gelmiştir. (RD)

RENKLER NİMETTİR

“Sizin için yeryüzünde (muhtelif renkleri de) çeşitli renklerde yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır.” (Nahl, 16/13)

  • Renkler hiç şüphesiz hayatın vazgeçilmezlerinden birisidir. Çünkü renkler insana dünyada Allah’ın verdiği en büyük nimetlerden biridir. (RD)

  • Renk nimetini fark etmek için üç soru:

  • Renksiz bir dünyada yaşamayı hiç hayal ettiniz mi?

  • Tek renkli bir dünyada yaşamayı hiç düşündünüz mü?

  • Varlıkların renkleri hep bir olunca cisimleri acaba nasıl ayırt edecektik? (RD)

RENKLERİ ANLAM VE ETKİLERİNE GÖRE KULLANMAK

  • Okul ve sınıfların rengi yeşil ve mavinin açık tonları olabilir ya da krem, fildişi gibi daha açık renklerle de sınıflar boyanabilir. Çünkü renkler öğrencinin fiziksel, duygusal, psikolojik ve davranışsal durumunu etkilemektedir. (RDİÜE)

  • Sıcak renkler dalga boyu yüksek olan sarı, kırmızı ve turuncu; soğuk renkler ise dalga boyu düşük olan mavi, yeşil ve mordur. Bu renklerden kırmızı ve tonları insanı hırçınlaştırabilir ve şiddeti körükler. Çünkü kırmızı renk, intikam, kin, öfke, aşk ve seks duygularını da harekete geçirebilen bir renktir. (RDİÜE)

  • Kahverengi insanı hızlandırır. İnsanlar kahverengi ve tonlarının bulunduğu mekânlarda fazla oturamamaktadır. (RDİÜE)

  • Doğaya şemsiye açmış ağaçların doğal rengi olan yeşil dalları ve bir halı gibi yerlere serilen yeşil çimenler huzur denge ve güveni aşılar. Yeşil renk sakinleştirici bir özellik taşıdığı için, enerjimizi dengeler ve şefkat duygularımızı arttırır. Dostluk, ümit, inanç ve barış duygularının geliştirilmesine yardımcı olur. Yeşil renk insanı rahatlatıyor ve huzur veriyor, gözleri dinlendirmek için ideal bir renk seçimdir. (RDİÜE)

  • Gök kubbe ve denizlerde kendini gösteren berrak olduklarında insanı daha çok rahatlatan mavi rengin verdiği enerjiden her kes payını alır. İnsana enginliği ve derinliği aşılar. çok koyu mavi rengi fazlaca kullandığı zaman, kişi melankolik ya da karamsar bir ruh haline girebilir.  Zaten mavi ve yeşilin sessizlik, sükunet duygusunu arttırdığı tespiti yapılmıştır. (RDİÜE)

  • Renkler kendilerini ve etkilerini daha çok tamamlayıcı renklerle ortaya koyarlar ve etkileri artar. Mesela, mavi için turuncu, kırmızı için yeşil, sarı içinse mor tamamlayıcı renk işlevi yapar. Aynı zamanda sıcak ve soğuk renkler birbirlerine birlikte kullanıldıklarında da denge oluşturabilirler. (RDİÜE)

  • Renkler nefes alınışından, kan basıncına, nabız atışından, kas etkinliğine, rahatlatıcı, gevşetici, heyecanlandırıcı özelliğinden, kışkırtıcı, gerilim oluşturucu ve uyarıcı özelliklere sahiptirler. Renkler duyguları ve edimi etkileyebilmekte. Bunun için iş görüşme mekânları, açık oturumlarda mekân aksesuar ve renkleri, ticaret logo ve merkezleri hep renklerin diliyle amaçlarına ulaşmak için eşya ve boya renkleri seçilmiştir. (RDİÜE)

RENKLERİN ÖĞRENCİLERE ETKİSİ

  • Okulları monoton renklerden kurtaralım. Sınıf, salon, koridor ve diğer mekânları farklı renklerde boya yaparak çeşitlilik oluşturarak, ferah, huzur verici, personel ve öğrencileri dinlendirici olmasına dikkat edelim. (RDİÜE)

  • Okul ve sınıfların renk uyumunun duygusal anlamda öğrenci üzerinde oluşturacağı etki göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü bir okul veya sınıfın hatalı renk seçimi, hem öğrenci, hem öğretmen, hem de okuldaki diğer çalışanları duygusal olarak olumsuz yönde etkileyeceği unutulmasın.

  • Sınıfın rengi denilince sadece duvarların rengi değil, eşyaların renk uyumu ile seçilen renk sayesinde mekana verilen rahatlık ve genişlik de akla gelmelidir. (RDİÜE)

  • Donuk ve mat renklerle okulun tüm bölümlerinin boyanmaları doğru değildir. Tek düze monoton renkler yerine, uyumlu çok renklilik daha iyidir. Katlarda, hatta aynı katta olan sınıflarda dahi farklı renkler kullanılmalı, farklı renk ve görünümle göz ve gönüllere hitap edilmeli, öğrenciyi bunalıma itme yerine, onları motive edici, huzur verici, moral ve mutluluklarını artırıcı renklerle boyanmalıdır. (RDİÜE)

RIZIK

  • Rızık kişiye Allah’ın ana karnında ve dünyaya geldikten sonraki dönemde tahsis buyurduğu şeylerin tümüdür. (İÇSO, HHLİE))

  • Ana karnı da dâhil olmak şartıyla Rabbimizin kula tahsis buyurduğu şeylerin tümüne rızık denir. (İÇSO, HHLİE)

  • Rızkın temizi, insana zarar vermeyen sıhhatini bozmayan gıdalardır. (İÇSO, HHLİE)

RUH

  • Ruhun gıdalaşması; maneviyatla ilgili olup, İlahî emir ve yasaklara tam anlamıyla uymaktan geçer. (HMİHBA)

  • Ruh ve bedenin sağlığı, iyi ve kötü düşünceden etkilenir. (HMİHBA)

  • Beden, ruhun ülkesidir. Bu ülkede ruh sultanı hükmeder. Vücuttaki bütün âzâlar, duygular ve bedendeki bütün hücreler ruhun tasarrufundadır. (İYGAN)

  • İnsan; ruh sayesinde düşünmekte, konuşmakta, duymakta ve görmektedir. (MMBİ)

RUHUN İŞLEVLERİ

  • Ruh, sahip olduğu maddî ve manevî cihazlarıyla işler yapar.

Şuuruyla fark eder,

Aklıyla anlar,

Vicdanıyla tartar, karar verir,

Hayaliyle planlar yapar,

Hafızasıyla bilgi depolar,

Kalbiyle sever. Ruhun sayılamayacak kadar çok kabiliyetleri vardır. Bunların bir kısmı da maddi uzuvlarla ortaya çıkar. (MMBİ)

  • Ruh, bedenin tamamını idare eder. Bedenin her yerinde mevcuttur, bölünmez ve parçalanmaz. Eli çalıştırır, ayağı yürütür; gözden bakar; dilden söyler, kulaktan işitir, yani bütün azalarda tasarruf eder. Ruh, eliyle tutar, gözüyle görür, kulağıyla işitir, ayağıyla yürür. O, bizatihi kâimdir, dâimdir. Herhangi bir uzvu kesseniz, ruha hiçbir noksan ve zeval ârız olmaz. Cesede fena ve yokluk da arız olsa, o yine varlığını devam ettirir. (MMBİ)

  • Ruh, tecezzi ve inkısam etmez; yani ruh, insan bedenini bölünmeden ve parçalanmadan idare eder. Ruh için, beden ülkesinde uzak-yakın farkı yoktur; bütün ihtiyaçlara aynı anda cevap verir; bütün hücreleri birlikte ve bir anda idare eder. (MMBİ)

RUH VE BEDEN İLİŞKİSİ

  • Ruh, bedene dahil olmadığı gibi, hariç de değildir; bitişik olmadığı gibi, ayrı da değildir. Bir şeye dahil veya hariç olma, cisim ve maddenin özelliğidir. Ruh ise, maddeden mücerred bir cevher ve lâtife-i Rabbaniye’dir. (MMBİ)

  • Bu hakikata misal:

Bilindiği gibi, elektrik, ziyaya dönüştüğü avizeye dâhil olmadığı gibi, hariç de değildir. Hariç değildir; çünkü elektriğin ışığı onda tezahür etmektedir. Dâhil de değildir; zira avize kırıldığında, onun parçalarında elektrik bulunmaz. (MMBİ)

  • Bir başka misal:

Bir fabrikadaki bütün âlet ve çarkları çalıştıran elektriktir. Elektrik, kesilince, faaliyetin duracağı muhakkaktır. Cereyan, o fabrikaya vücud veren maddelere dahil değildir. Zira aynı fabrikanın çarklarında elektrik yoktur. Ancak, fabrikayı çalıştıran o olduğundan, elektrik o âlet ve çarkların haricinde de değildir. Çünkü fabrikaya hareket veren odur. (MMBİ)

  • Bir misal de:

Elektrikle çalışan elektronik ve beyaz eşyaların hepsini birden – mümkün olsa – bir büyük prize takılarak çalıştığını farz edelim. Bir tek kanunu olan elektrik; kendindeki güç sebebiyle buzdolabı-dondurucu, bulaşık-çamaşır makineleri, ısıtıcı soba (klima)-fırın, ütü-tıraş makinesi, radyo-televizyon-bilgisayar vb. elektrikle çalışan ve evde bulunan tüm alet, cihaz ve makinelerin  hepsinde aynı anda iş görür, yani çalıştırır. Bir anda çok farklı hatta birbirine zıt (ısıtma-soğutma gibi) işler yaptırır. Biri diğerine mani olmaz, aynı zamanda hepsini bir anda çalıştırmakta elektriğe ağır gelmez. Elektrik bu aletlerden şunda veya bundadır da diyemeyiz. Elektrik kanunu hem hepsinde varken, hem hiçbirini de mekân ittihaz etmez. Ruhta vücutta aynen öyledir.

Yani elektrik bu alet ve edevatların içinde olmadığı gibi, onların dışında da değildir. Çünkü onları çalıştırıp iş gördüren elektriktir. Ancak bu aletlerden birinin fişi prizden çıkarıldığında elektriğe zararı olmadığı gibi, çalışması da durur.

Aynen her hangi bir uzvu kesseniz, yani irtibatını ruhtan koparsanız ruha hiç bir noksan ve zarar veremezsiniz. Çünkü ruh bedene dâhil olmadığı gibi, hariç de değildir; bitişik olmadığı gibi, ayrıda değildir. Ama tüm vücudun hücrelerini, aza ve cihazatlarını aynı anda çalıştırır. Misallerde olduğu gibi, ruh sultanı da bedende aynı şekilde bulunur. (MMBİ)

  • İnsanın maddî âleme bakan yönü olduğu gibi, manevî âleme bakan yönü de vardır. Beden ruha tesir ettiği gibi, ruh da bedene tesir eder ve onu biçimlendirir. (MMBİ)

  • Bedene canlılık veren ruh iken, ruha da yuva olan bedendir. Bedenin tüm aza ve hücrelerini ruh faaliyete geçirirken, ruhun da icraatı beden ve onu oluşturan hücre, aza ve cihazatlarıdır. (HMİHBA)

RUH-BEDEN ARASINDA MAHİYET FARKI

  • Beden atom ve zerrelerden meydana gelmiş, ruh ise bir kanun-u emri ve latife-i Rabbaniyedir. Nasıl ki, mürekkep başka, mana başkadır. Saray başka, misafir başkadır. Aynen öylede beden başka ruh başkadır. (MMBİ)

  • Ruh ve bedenin sağlık ve hastalığı adeta bütünlük arz eder ve birbirini etkiler. Ruh ve bedenin sağlığı, iyi ve kötü düşünceye bağlıdır. Kötü düşüncelerin barındırılmasının beden üzerinde hastalığa, iyi düşüncelerin ise beden üzerinde sağlığa etkisi vardır. Çünkü hastalık ve sağlığın kökeni düşüncede yatar. (MMBİ)

RUHÎ SIKINTILAR

  • Ruhsal sıkıntılar, vücudun sinir sistemine etki etmekte ve bu da bedensel hastalıklara neden olmaktadır. Midede hazımsızlıkla başlayan şikâyetler, kısa zaman içinde gastrite ve ülsere dönüşebilmektedir. (MMBİ)

  • Ruhî sıkıntıların şifâ kaynağı Kur’an-ı Hakim’i okumak, zikri ilahi ile meşgul olmaktır. (MMBİ)

  • Ruhsal gerilimleri hafifletici, sıkıntıları giderici ve insanı rahatlatıcı Kur’an-ı Azimüşşan’ın emirlerini dinlemek ve onlara göre amel etmek; psikoz ve nevroz gibi ruhsal hastalıkların meydana gelmesini büyük ölçüde önlemekte ve insanların ruhsal hayatlarını dengeleyici ve tanzim edici bir rol oynamaktadır. (MMBİ)

  • Ruhi sıkıntıdan kurtulabilmek için; Cenab-ı Hakk’ın isimlerini en kapsamlı olarak bir arada bulunduran ve esma hazinesi olan, bin bir ismin zikredildiği Cevşen-i Kebir’i okumaktır. (MMBİ)

  • Ruhun huzuru ancak İslâm’la mümkündür. Burada bilinmesi gereken, kişilerin iman ve itikad mertebelerine, ibadet ve taat durumlarına, kabiliyet ve idraklerine ve esma-i İlahiyeye mazhariyetlerine göre değişebilmektedir. (MMBİ)

SAADET VE ŞEKAVET

  • Terazinin bir gözünde insanın hasenatı ve diğer gözünde de seyyiatı vardır. Eğer iyilikleri ve ihlası ağır gelirse, saadetli; fakat günahları, kötülükleri hata ve kusurları ağır gelirse şekavetli olur. Bu durum hem dünya hayatında, hem de ahiret hayatında gerçekleşen mutlu- mutsuz yaşam gerçeğidir. (HMİHBA)

  • Allah, insanın dünya ve ahiret saadetini kazanması için Kur’an-ı Kerimi göndermiştir. (İYGAN)

SABIR

   * Sabır, başarının en önemli sebebi ve anahtarıdır. (BŞ)

   * Sabır, her başarının başıdır. (BŞ)

   * Sabır insanı hedefine ulaştıran kılavuzdur. (BŞ)

   * Sabır coştukça Hakka koşulur. İşte asıl lezzetli olan da bu koşuşun ta kendisidir. (HMİHBA)

SADAKA

  • Sadaka yalnız mala ve paraya münhasır değil, ilim, fikir, kuvvet, amel, söz, fiil, nasihat gibi şeylerde de muhtaç olanlara verilmesidir. Mesela; bir a’mayı yoldan geçirmek gözün, ihtiyara yardım kuvvetin, doğru söylemek dilin, ihtiyacı olanlara ilim, irfan öğretmek ilmin ve helal dairede yaşamak, yasaklardan sakınmak bütün bedenin… vd. bu gibi şeyleri yapmak âzaların şükrüdür. (İYGAN)

SEVGİ VE BİLGİ

  • Hayatta iki değer var ki, paylaştıkça artar: SEVGİ VE BİLGİ. (HMİHBA)

  • Sevgisini ve bilgisini paylaşan insanlar, en zengin insanlardır. (HMİHBA)

SINAVLAR

  • Sınavlarda kişileri uyutan “meme ile mama” lardır. Yani “…gelmemelidir?”, “…olmamalıdır?” olumsuzluk ekleridir. (BŞ)

SÖZÜN GÜCÜ

  • Sözün gücü en güçlü silahları bile gölgede bırakır. Çünkü silah insanları yok eder, söz insanı dirilterek zoru başarır. (SGDD)

  • Söz kalb toprağına atıldı mı, hafıza dağarcığına koyuldu mu, tabiî olarak bir gün filizlenecektir. Söz sermayedir, kelimeler azık, cümleler servettir. (SGDD)

  • Söz, zihinlere ekilen tohumdur. Bu tohum cesarette üretebilir, korkuda. Sevgide yeşerebilir, nefrette. Söz yapıcı olabileceği gibi, yıkıcı da olabilir. Sözün hem öldürücü etkisi, hem de diriltici tesiri vardır. (SGDD)

  • Sözde mucize gücü de, musibet gücü de saklıdır, insanı marifete yükseltirken, felakete de götürebilir. (SGDD)

  • Kelâmın gücü, lâfzında değil, manasındadır. Kim daha çok bağırıyor, kimin sesi daha gür çıkıyorsa, onun kelâmı daha güçlü demek değildir. Kimin kelâmından hak söz çıkıyorsa, o kelâm güçlüdür.

SU

  • Su, hidrojen ve oksijenden oluşan, renksiz, kokusuz, şeffaf ve berrak olan akıcı bir sıvıdır. (HTTAE)

  • Su tüm canlılar için hayat kaynağıdır. Su, sağlıklı bir yaşam sürebilmek için ihtiyacımız olan en önemli kaynaktır. (HTTAE)

  • Su eşsiz fiziksel ve kimyasal özellikleriyle yeryüzündeki canlılığın en büyük temel taşıdır. İnsan vücudunda meydana gelen tüm fiziksel ve kimyasal değişmelerde suyun önemi büyüktür. (HTTAE)

  • Su hem hayattır, hem arındıran, hem varlıkları temizleyendir. (HTTAE)

  • Su hayat iksiri, en iyi doğal ilaçtır. Susuz hayat mümkün değildir. (HTTAE)

  • Sudaki hidrojen yakıcı, oksijen yanıcı bir madde olduğu halde bir araya geldiklerinde harareti düşüren ve ateşi söndüren özelliğe sahip olan anasırdır. (HTTAE)

  • Su, “can” dediğimiz “hayat”ın arşıdır. Allah her şeyi onunla diriltmiştir. (HTTAE)

  • Su canlıdır ve her canlı gibi onun yapısı da hastalanabilir, bozulabilir. (HTTAE)

  • Su, havadaki oksijen, azot ve karbondioksiti; topraktan kalsiyum, sodyum, magnezyum, potasyum ve diğer mineralleri alarak, bunları tüm canlılara ve bütün gerekli yerlere taşıyıp dağıtarak hayatın devam etmesini gerçekleştirir. (HTTAE)

SUYUN GÖREVLERİ

* Suyun ana hatlarıyla görevleri şöyledir:

* Besinlerin sindirimi,

* Besinlerin emilimi ve taşınması,

* Atık maddelerin vücuttan dışarı atılması,

* Eklemlerin kayganlığının sağlanması,

* Elektrolitlerin taşınması,

* Toksinlerin dışarı atılması,

* Vücut ısısının denetimi,

* Kan dolaşımının sağlanması,

* Hücre, vücut dokusu ve organ yapılanması,

* Katı maddelerin çözülmesi,

* Vücudun iç ve dışının temizlenmesi,

* Beynin çalışması ve dış etkenlerden korunmasının sağlaması. (HTTAE)

SUYUN HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ

  • Suyun sağladığı faydaları şöyle sıralayabiliriz:

  • Hücrelere oksijen ve besin öğelerinin taşınmasını, ayrıca atık ürünlerin taşınarak böbreklerden atılmasını sağlar.

  • Ağız, göz ve burun gibi vücut dokularının nemlenmesini sağlar.

  • Vücuttaki kan, gastrik sıvı, tükürük, amniyotik sıvı (gebelikte) ve idrar gibi vücut sıvılarının büyük bir kısmı sudur.

  • Cilt sağlığında, bağışıklık sisteminde, vücut ısısının denetiminde, ödemin atımında rolü vardır.

  • Tükürük ve mide salgısında besinlerin sindirilmesinde görev alır.

  • Su, vücudu içten temizler. Saç, deri, tırnaklar bunların hepsinin sağlıklı ve temiz olması için suya ihtiyaç vardır.

  • Su, çok içildiğinde vücudun atıklardan temizlenmesini sağlar.

  • Su, fazla içildiğinde sindirim sistemi ve metabolizma, böbrekler, kalp ve dolaşım görevlerini daha iyi yaparlar. Bu da organlar ve özellikle deri için iyi gelir.

  • Su bize hayati önemi olan maddeleri sağlar. Taşıma aracı olan kan olmasa vücudumuzda hücreler metabolizma işlemini devam ettiremezler. Ne kadar fazla su içersek, kan daha iyi akar ve vücut fonksiyonları daha iyi çalışır.

  • Kan miktarını dengeler enerjimizi korur.

  • Vücuttaki bütün hücrelerin çoğunluğunu oluşturmaktadır.

  • Hücrelere besin ve oksijen taşıyarak ve atıkları uzaklaştırarak kan lenf sistemimizin en büyük yardımcısıdır.

  • Sağlığımızı ve zindeliğimizi korur.

  • Hücrelere oksijen taşır. Hücre, doku ve organların düzgün çalışması suya bağlıdır.

  • Cildi besler.

  • Susuz kalmak, önce ciltteki bozulma ve kırışıklıklardan belli olur.

  • Gerekli olan protein, mineral ve B-C gibi vitaminleri vücudumuza su taşır.

  • Su eklemlerin rahat çalışmasını sağlar.

  • Böbrekleri çalıştırır, toksinleri vücuttan atılmasını sağlar.

  • Burun kanallarımızı, gözlerimizi ve ağzımızı nemli tutar.

  • Yakılan kaloriyi arttırır. Zayıflamak için bol bol su önerilir.

  • Dışarıdan gelen ve strese bağlı zararlar karşısında iç organları korur.

  • Böbreklerimizin toksit maddelerden temizlenmesine yardımcı olur.

  • Göz, ağız ve burun kanallarımızın nemlenmesine yardımcı olur.

  • Sıcak havalarda vücudumuzu serin tutar ve soğuk havalarda vücut izolasyonu sağlar. (HTTAE)

SUYUN LEZZETİ

  • Suyun lezzeti, suda erimiş oksijen ve karbondioksit gazlarına, içerdiği diğer kimyasal maddelere ve suyun sıcaklığına ve soğukluğuna göre değişir. (HTTAE)

  • Hangi su içilmelidir?

Elbette ki temiz, canlı, doğal kaynak suyu, hafif olan, sert olmayan, alkali, akarsu ve soğuk su tercih edilmelidir. En kaliteli su bol miktarda oksijen ve iyonize mineraller içeren, molekül grup yapısı küçük, alkali yapıda ki soğuk su olduğu tespit edilmiştir. (HTTAE)

  • En sağlıklı su kaynağından alınıp içilen sudur. Çünkü en temiz saf su kaynağından alınan sudur. Akan su da kendini yenileyen sudur. Ancak durağan veya uzun zaman ışık ve güneş ışınlarına maruz kalan suyun yapısı bozulur. (HTTAE)

SOĞUK SU VE SAĞLIK

 “(Ey Muhammed!.) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine,

– “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti. Biz de ona,

 اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ

– “Ayağını yere vur!. İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su” dedik. (Sad, 38/41-42)

Ayette geçen “muğteselün”; gusledilecek ve içilecek su demektir.

  • Ayette ifade edilen ve Hz. Eyyub (as)’ın uygulaması olan “soğuk su ile yıkanmanın” önemini yansıtmaktadır. Bilindiği gibi, de­rinin içinde her yana yayılmış birçok kan damarları, ter bezleri, sinir uçları vardır. Deri bunlar sayesinde beslenir. Vücutta toplanan zehirleri dışarı atar; dışarıdan gelen etkilerin sertliğini, yumuşaklığını, soğukluğunu ve sı­caklığını duyar. (HTTAE)

  • Derinin bu işleri gereği gibi yerine getirebilmesi için temiz olması, ya­ni üzerindeki gözeneklerin açık bulunması gerekir. Sıcak su ile banyo deri üzerindeki kirleri iyice eritip gözenekleri açar. Soğuk su ile banyo, damarların gerilmesini ve gücünün artmasını sağlar. Aynı zamanda vücut içerisindeki yanmayı kamçılar. Böylece vücudu ısıtır, kalp atışı ve solunum artarsa da kalp daha güçlü çalışır, soluk alma daha da genişler. (HTTAE)

Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

– “Kulun, kıyamet günü, hesaba çekileceği ilk şey (mazhâr olduğu) nimettir. Kendisine: “Bedenine sıhhât vermedik mi, soğuk sudan içirmedik mi? denecektir.” (Tirmizî, Tefsir, 3358; Kütüb-i Sitte, Tefsir, 880)

Sıcak su ile banyo deri üzerindeki kirleri iyice eritip gözenekleri açar. Soğuk su ile banyo, damarların gerilmesini ve gücünün artmasını sağlar. Aynı zamanda vücut içerisindeki yanmayı kamçılar. Böylece vücudu ısıtır, kalp atışı ve solunum artarsa da kalp daha güçlü çalışır, soluk alma daha da genişler.

  • Su serinlik, rahatlık ve ferahlanma unsurudur. (HTTAE)

Hz. Âişe (r.anha)’dan rivayete göre:

“Rasûlullah (sav)’in en çok sevdiği içecek tatlı ve soğuk içeceklerdi.” (Müsned: 22971 hno: 1895)

Rasûlullah (sav)’e hangi içecek daha lezzetlidir? diye soruldu.

Rasûlullah (sav) dedi ki:

“Tatlı ve soğuk olanı.” (Müsned: 22971, hno: 1896)

Bu hadisin manayı mefhumu ile asitli içeceklerin zararlı olduğu anlatılmaktadır.

İnsan, bedeninin temel ihtiyacı olan suyu yeterince içer ve stresten de uzak kalır ve bol oksijenli ortamda yaşarsa, yaşlanma hızı azalmaya başlar.

  • Yüksek dağlık yerlerde yaşayan genç ihtiyarların uzun ömürlü olmalarının sırrı; buzullardan gelen suyun içerisinde bol miktarda oksijen ile iyonize mineraller bulunan küçük moleküllü “alkali ve soğuk sular” olduğu sonucuna varılmıştır. İyonize alkali sular; temiz, bakterisiz, oksijeni bol olan sular antioksidan yapıya sahip sulardır. (HTTAE)

Kur’an’da:

  وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتاًۜ

“Yeryüzünde sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?” (Mürselat, 77/27) ferman edilir.

  • Tatlı su kaynaklarının tamamına yakını dağlardan çıkmakta ve bu sular temiz, soğuk, içilmesi hoş ve güzel olanlarıdır. Çünkü sular çıktıkları yere ve içerdikleri minerallere göre farklılık göster

Ayette sabit dağlar ve tatlı su ilişkisi kurulmakta. Ekseriyetle soğuk ve alkali sular dağlarda veya dağ yamaç ve eteklerinden çıkar. İşte bu soğuk suyun vücuda değişik etkileri vardır. Re-enerjizer olduğundan hastalıklara karşı direnç geliştirilmesine yardımcı olur. Çünkü su vücudun soğutma sistemidir. Ayrıca su kanın akışkanlığını sağlar ve besinleri, oksijeni, hücrelere taşırken, atık maddeleri ve karbondioksiti de dışarı atmak üzere damarlardaki kanın % 90’a yakını sudur. Soğuk su; yüksek ateşin düşürülmesi, susuzluğun giderilmesi, diüretik, anestezik, ağrı giderici, kabızlığı sökücü ve toksinleri vücuttan atılmasına yardımcıdır. (HTTAE)

ŞÂİR

  • Şâir, duygu ile düşünceyi, his ile fikri, sır ile ustalığı, şiir­de muhteva ile şekil unsurlarını birleştirebilen insandır. (ŞS)

  • Şâir; iman vesikası, İslâmiyet sevdası ve Allah aş­kına bürünüp gönlü yanan, o vakit ruhunda feveran eden coşkuların, inci gibi dudaklarından dökülen ve şiir olarak tertip edilen söz ustasıdır. (ŞS)

  • Şâir öyle bir sanatkârdır ki; şekil unsurları ile şiire vücut verdiği gibi, muhteva unsurları ile de şiire ruh verir. Bu ruh ulvî ise insanı yükseltir, süflî ise insanı alçaltır. (ŞS)

ŞAİR VE YAZARLIK

  • Şâir ve yazarlık; askeriyedeki onbaşıdan mareşâle kadar olan rütbeler gibidir. Ordudaki; hava, kara, deniz ve jandarma kuvvet bi­rim ve bölümlerinde olduğu gibi, şâir ve yazarlıkta da farklı alanlar vardır. Kimi şiir, kimi fikir, kimi hikâye, kimi roman, kimi tiyatro vb. alanında yazar. Kimileri de, iki veya üçünde ihtisaslaşabilir. (ŞS)

  • Şâir, ne, niçin ve na­sıl yaptığının ilmine muhtaç ve marifetinin sırrına müştak, bir tılsım ustasıdır. (ŞS)

  • Şâir; şiiri oluşturacak kelimeleri adeta bir mimar ve minare ustası gibi hangi taşın nereye konması gerektiğini bilerek ve itina ile seçerek yerine koyan sanatkârdır. (ŞS)

ŞÂKİLE

  • “Herkes kendi yapısına (şakilesine) uygun amel eder” (İsra, 17/84) ayetin ifadesiyle herkes yaratılışına, huyuna, karakterine göre hareket eder. Herkesin hareketi, davranışı, yaşantısı kendi mizaç ve karakterine göredir.

Mesela, bir kurt hiçbir zaman koyun mizacına giremez. Ama kurdun karakteri de eğitilebilir. Demek her mizaca göre karakter kazandırılabilir. (MMBİ)

  • İnsanın mayasını, tabiatını, tıynetini tamamen değiştirmek imkân harici olsa da; ıslahı mümkündür. Terbiye vasıtasıyla onu kontrol altına almak mümkün. Yani öyle hastalıklar var ki, vücuttaki virüsünü başka bir ifadeyle mikrobunu yok edemezseniz bile, onu kontrol altına alıp kişinin sıhhatinin devamını sağlayabilirsiniz. (MMBİ)

  • İnsanın mayası, tıyneti, tabiatı ne ise Kur’ân o şekilde onu etkile­r ya da o, Kur’ân’dan o doğrultuda istifade ile etkilenir. Nasılki beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Mesela, güneş suyu ısıtır, yağı eritir, tuzu sertleştirir, yu­murtayı pişirir. Her madde ya da cisim kendi yapısına göre Güneş’ten etkilenir. İnsan da kendi şâkile (mayasına) göre Kur’ân güneşinden öyle etkilenir ve etkilenecektir. (MMBİ)

  • “Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır”, (Enfal, 8/2) “Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır.” (Maide, 5/64, 68)

“Herhangi bir sûre indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) “Bu hanginizin imanını artırdı?” diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sûre onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler. Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.” (Tevbe, 9/124-125)

ŞERİAT İKİDİR

  • Kâinatta iki türlü şeriat vardır:

Birisi Allah’ın kelam sıfatından gelen ve vahiy ve peygamberler vasıtasıyla insanlığa gönderilen dinlerdir.

Diğeri de, Allah’ın irade ve kudret sıfatından gelen tekvini şeriattır. Yani kâinata konulmuş bütün kanun (adetullah) lardır. (AİC)

  • Cenab-ı Hakk; insanlar okusun diye iki kitap yazmış:

Biri Kitab-ı Kebir-i Kâinat, diğeri Kur’an-ı Mucizü’l-Beyandır. Kur’an’da ne varsa Kâinat kitabında mevcut, Kâinat kitabında ne varsa Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur. (AİC)

  • Allah’ın kanunları ve kuralları ikiye ayrılır:

Birisi: Allah’ın “İlim, İrade ve Kudretinin” eserleri kainatta cari olan “Şeriat-ı Fıtriye-i İradiyedir.” Bu manada Allah’ın “Adetullah” ve “Sünnetullah” tabir edilen “Tabiat Kanunları” “İrade” sıfatının tecellisinden başka bir şey değildir.

Diğeri: Kur’ân-ı Kerim “Kainat kitabının bir tercüme-i Ezeliyesi ve kâinat kitabının kıraatı olan” kevnî ayetleri tercüme ederek bu hususları bizlere ders vermektedir. Bu kurallara uyma mecburiyeti vardır ve uymayan dünyada peşinen, ahirette ise tehiren cezasını çeker. (AİC)

  • Nasıl kelam sıfatından gelen dinin hükümlerine uymak  insanların ve cinlerin vazifesi  ise, irade sıfatından gelen fıtri ve tekvini şeriata da uymak yine bütün insanların ve cinlerin görevidir. (AİC)

ŞEYTAN

  • İslâmiyet suyu ile sulanmayan, iman nuruyla nurlanmayan insanlara; şeytan, emirlerini kolayca yaptırabilir. (İYT)

  • Şeytan, insana kusurunu itiraf ettirmek istemez, tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın.

ŞİDDET

  • “Şiddet” kelimesinin sosyolojik açıdan manası; suçlu olup olmadığına bakmaksızın herhangi bir öğrenci veya kişinin canına, malına, dinine, namusuna ve meşru düzenine kasteden, kaba kuvveti ve sertliği içeren saldırılardır. (OŞYM)

  • Şiddet, kişilere fiziksel ve ruhsal acı vermek, korkutmak, yıldırmak veya eziyet ve işkence niyetiyle yapılan yıkıcı, yok edici sözlü veya fiili saldırgan davranışlar olarak da tanımlanmaktadır. (OŞYM)

  • Şiddet, kişinin bilinçli olarak kendisine, başkasına karşı psikolojik, sosyolojik, ekonomik zarar verme, kişi ve kişilik gelişmesini engellemek gibi, fiziksel, sözel olarak güç kullanılmasıdır. (OŞYM)

  • Şiddet, kişinin “sosyopsikokültürelekonomik” olarak çevresel iç veya dış etkenler sonucu, nörolojik ve hormonal yapısının etkileşimiyle ortaya çıkabilmektedir. (OŞYM)

  • Şiddet; fiziksel, sözel, cinsel, ekonomik, psikolojik şeklinde olabilir. (OŞYM)

  • Şiddet; biyolojik, psikolojik olarak bireysel görülebilir. (OŞYM)

  • Şiddet; kendi kendine, aile içi veya arkadaş grubunda meydana çıkabilir. (OŞYM)

  • Şiddet, sosyal uyum, demografik ve etnik, çeteler şeklinde ortaya çıkar. (OŞYM)

  • Şiddet; inanç, ahlaki ve duygusal olabilir. (OŞYM)

  • Şiddet; sürekli, geçici veya ağır, hafif ya da doğrudan veya dolaylı olarak da sınıflandırılmaktadır. (OŞYM)

  • Şiddet; suça yönelik olarak cinayet, hırsızlık, soygun, aletle (silah, bıçak) saldırı ve tecavüz şeklinde de olmaktadır. (OŞYM)

  • Şiddetin bedensel bütünlüğe, mala, cana, sağlığa ve davranışlara yöneltilen sertlik, tehdit, acı verme, hürriyet sınırlandırılması şeklinde de olması söz konusudur. Zaten şiddetin temelinde saldırganlık vardır. (OŞYM)

  • Şiddetin en tehlikeli, en acımasız biçimi, sindirme yoluyla; yıldırma, korkutma, sindirme, direncini kırma özellikleriyle kendini gösteren şiddettir. (OŞYM)

ŞİDDET ÇEŞİTLERİ

  • Şiddet çeşitleri şöyle sınıflandırılabilir:

1- Fiziksel Şiddet

a) Bedensel Etkileri

b) Ruhsal Etkileri

2- Sözel Şiddet

3- Psikolojik Şiddet

4- Sosyal Şiddet

5- Ekonomik Şiddet

6- Medya Şiddeti

7- Cinsel Şiddet

a) Cinsel Taciz

b) Cinsel Tecavüz

8- Öğretmene Şiddet (OŞYM)

ŞİDDETE FİZİKÎ YAPI, ISI VE IŞIĞIN ETKİSİ

  • Okul binaları, tuğla, sıva ve boyalardan ibaret yapılar değil, aynı zamanda eğitimin yapıldığı mekânlardır. Fiziksel şartların insanları motive edebileceği gibi, tam aksine motivasyonlarını düşürebileceği de unutulmamalı. (OŞYM)

  • Işıktaki değişmeler, insanın psikolojik sistemini etkiler. Işığın az olması ya da hiç olmaması görme olayını zorlaştırır. Eğer ışık miktarı çok olursa yine göz algılayamaz, aşırı parlaklıktan bakamaz, göz kamaşır, görme gerçekleşemez. (OŞYM)

  • Işığın, insanlar ve hayvanlar üzerinde bazı ilginç ve görülmeyen etkileri vardır ve bunların bazıları fizyolojik, bazıları da psikolojik olabilmektedir. (OŞYM)

  • Sınıf ışığı kadar ısınması ve ısı derecesi de çok önemlidir. Çünkü ısınında insanlar üzerinde önemli etkileri vardır.Yapılan araştırmalarda ısı sistemi performansı ve davranışı etkilediği tespit edilmiştir. Isının fazla veya az olması kişileri olumsuz yönde etkiler. (OŞYM)

  • Hemen hepimizin bildiği üzere sınıfta ısının fazla yükselmesi öğrenci de uyuşukluğa ve uykuya, ısının düşmesi ise öğrencinin üşümesine kas gerilimine ve dikkatinin dağılmasına neden olabilir. (OŞYM)

  • Sınıfın aşırı sıcak veya soğuk olması, öğrencilerin derse yönelik dikkat yoğunluklarını olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle de öğrencilerin akademik başarılarının düşmesine etki eder. Okulun ve özellikle sınıfın ısısının iyi ayarlanması gereklidir. (OŞYM)

ŞİDDETE ÖĞRETMEN ETKİSİ

  • Şiddet, “sertlik, katılık, sözle yola getirme yerine kaba kuvvet kullanma; azarlama, kızma ve cezalandırmada aşırı gitme” şeklinde tanımı yapılmaktadır. (OŞYM)

  • Öğretmenlerin davranışları çocukların sosyal, duygusal ve zihinsel gelişimlerini büyük oranda etkiler. (OŞYM)

  • Öğretmenlerinde sınıflarda ders anlatırken giysi renklerine çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bazı öğretmenlere karşı, öğrenci tutum ve davranışlarının temel nedenleri arasında giysilerinin renkleri de olumlu ve olumsuz yönde etkisinin olduğunu bildirmek isterim. (OŞYM)

  • Öğrencilere karşı hiç bir zaman öfkeyi tetikleyici dille değil, onlarla her zaman yumuşak ve tatlı dille konuşulmalı. Çünkü “Kelimelerin Gücü ve Etkisi” tesir bakımından çok önemli olduğu gibi, çocuğun geleceği içinde büyük önem taşır. (OŞYM)

  • Öğretmen bazen şiddetin merkezinde, bazen şiddetin içinde, bazen de dışında bulunur. Farkına varılsın veya varılmasın, bilinçli veya bilinçsiz olarak şiddetin aktörlüğünü yapabilir. (OŞYM)

  • a) Öğretmen Şiddetin Merkezinde Şu Şekillerde Bulunur

  • 1- Sözlü Ve Uygulamalı Olarak

Öğretmen isterse şiddeti ustaca öğrencilere sezdirmeden, normal sohbet ediyor veya konuya örnek veriyormuş gibi empoze edebilir ve şiddeti körükleyebilir. Diğer öğretmenlere, okul yöneticilerine karşı öğrencileri yönlendirebilir. (OŞYM)

  • 2- Fiili Ve Fiziksel Olarak

Fiziksel şiddet uygulamaktır. Öğrenciye dayak atma, itekleme ve dövme çeşitli darp, yaralama sonucu geçici veya kalıcı iz bırakma ve kırıklara sebep olur. (OŞYM)

  • 3- Duygusal Ve Düşünsel Olarak

Duygusal şiddet sürekli olarak manevi baskı görmek ve sözel olarak hakarete uğramaktır. Mesela, öğretmenin öğrenci duygu ve düşünceleriyle oynaması, alay etmesi, korkutması, azarlamasıdır.

Öğretmenin sınıftaki bir veya birkaç öğrenci yüzünden sınıftaki tüm öğrencilere öfkelenmesi, kızgınlığı, cezalandırılması veya çeşitli tehditleri şiddete sebep olur. (OŞYM)

  • 4- Öğretmen Şiddetin İçinde Şu Şekillerde Yer Alır

 Okula her çevreden ve etnik yapı, değer yargıları, mikro veya makro ölçüde kültür yapıları, konuşma lehçe ve şiveleri bir birinden farklı öğrenciler gelir. Hatta aynı ilçe merkezinin farklı köylerinden gelen öğrencilerde bile bir gruplaşma, bazen çete oluşturma, yakınlık hisleriyle birbirini koruma, kollama adına arka çıkmalar olur. Öğretmen, bu farklılıkların bilincinde olmalı, tanımalı ve öğrencilerin geldikleri çevrelerin yapısını bilmelidir. (OŞYM)

  • 5- Öğretmen Şiddetin Dışında Yer Alır

Okulda, sınıfta öğrenci arasında şiddetin önlenmesinde öğretmenin rolü büyüktür. Çünkü öğretmen her gün bir arada olup, öğrencileri sürekli olarak gözlemleme imkânına sahiptirler. (OŞYM)

ŞİDDETE RENKLERİN ETKİSİ

  • Fiziksel ortam olarak kabul ettiğimiz okul, sınıf ve okulun çevresinin renkleri öğrenci üzerinde olumlu-olumsuz etkileri mevcuttur. (OŞYM)

  • Okulun yapılışında sorumlu olan üst yetkililer ile okulun farklı yıllarda boyanmasını sağlayan okul yöneticilerinin sorumluluğu büyüktür. Bilerek veya bilmeyerek okul şiddetine sebep olunmakta, öğrenci başarısına olumlu-olumsuz katkı sağlanmaktadır. (OŞYM)

ŞİDDETİN NEDENLERİ

  • Şiddetin nedenleri olarak şu faktörler sayılabilir:

    1- Çevresel Faktörler

a) Medyanın etkisi,

b) Sosyo-ekonomik faktörler,

c) Yabancılaşmak,

d) Göç etmek. (OŞYM)

2-Toplumsal Faktörler

a) Toplumun üreticiliğinin engellenmesi,

b) Uyuşturucu ve ateşli silahlara kolay ulaşma,

c) Sosyal düzensizlik,

d) Eğitim kalitesinin düşmesi,

e) Sınıf geçme sistemindeki adaletsizlik,

f) Sosyal ve sportif faaliyet alanlarının yetersizliği,

g) Ekonomik kazanç ve sosyal statü edinme çabası. (OŞYM)

3- Ailesel Faktörler

a) Aile çocuğun psikolojik veya maddi ihtiyaçlarını karşılamaması,

b) Aile içi etkileşim ve iletişimin bozulması, çocuk ihmali ve istismarı,

c) Yetersiz gözetim ve yönlendirme,

d) Uygunsuz ve tutarsız aile disiplini,

e) Evlilikte veya ailede anlaşmazlık, çatışma, şiddet gösteren ebeveyn,

f) Abi, abla kardeşleriyle veya akranlarıyla kıyaslanmak,

g) Aşırı beklenti içinde olmak,

ğ) Küfre, kavgaya teşvik etmek,

h) Bir ebeveynin veya yakının kaybı,

I) Soydan getirilen kalıtımsal hastalık,

J) Ebeveynlerin yoğun stres içinde bulunması. (OŞYM)

4- Bireysel Faktörler

a) Okulu benimsememe,

b) Okul başarısızlığı veya okuldan alınma,

c) Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu,

d) Okulda psikolojik ihtiyaçlarının (sevgi, ilgi) karşılanmaması,

e) Bir çeteye üye olma yada çeteye (akran kabulüne) girme çabası,

f) Arkadaş edinememe ve iletişim problemleri,

g) Cinsel istismar, hakaret yada önemsenmeme,

h) Madde bağımlılığı. (OŞYM)

  • Aile, okul, çevre üçgenini dörtgen yapan, belki de en etkilisi olan elektronik, dijital, sanal diye adlandırılan, zaman tuzakları, zaman hırsızları, zaman yeme makineleri, sihirli kutular, elektronik kelepçeler çocuk, genç ve yetişkinleri rehin ve esir alan, hipnotizma eden ayrıca insanları kendine mahkum eden araçlardır. Gerçek hayatın yerine “temsili hayatları” algılarımız vasıtasıyla bizlere empoze ederek kendi renk ve elbisesini giydirmektedirler. (OŞYM)

ŞİDDETE MARUZ KALAN ÖĞRENCİ NASIL TANINIR?

  • 1- Okuldaki Belirtileri

– Teneffüslerde genellikle yalnızdır,

– Sınıfta hiç yakın arkadaşı yoktur.

– Takım oyunlarına seçilmez veya en son seçilir.

– Teneffüslerde öğretmene veya diğer yetişkinlere yakın olmak ister.

– Sınıfta konuşma zorluğu çeker, endişeli ve güvensiz bir yüz ifadesine sahiptir.

– Okul başarısı aniden veya yavaş yavaş düşer.

– Canını acıtmaktan korkar.

– Yaşıt grupları içinde kendini göstermekten (fiziksel veya sosyal olarak) kaçınır.

– Dalga geçilme ve tacize uğrama duygularını taşıması,

– Okula ilgi ve akademik başarının düşük olması. (OŞYM)

  • 2- Evdeki Belirtileri

– Eve üstü başı, kitapları ve çantası yırtılmış veya kirlenmiş gelmesi,

– Belli bir açıklama olmaksızın vücudunda yara, çürük, kesik, tırnak izi olması,

– Eve arkadaş getirmemesi, arkadaşlarına hiç gitmemesi,

– Eğlencelere davet edilmemesi, kendi eğlencelere okuldan kimseyi davet etmek istememesi,

– Okula gitmek istememesi, okul değiştirmek istemesi, sabahları iştahsızlık çekmesi, sürekli karın ağrısı ve baş ağrısının olması,

– Okula giderken yolu gereksiz uzatması,

– Korkulu rüyalar görmesi, uykusunda ağlaması, yatağını ıslatması,

– Ödev yapma isteğinin azalması,

– Duygusal değişiklikler, sık ve nedensiz ağlamaların olması,

– Sık sık nedensiz ekstra para istemesi.

– Sosyal olarak içe kapanması,

– Aşırı izolasyon ve yalnızlık duygularına kapılması,

– Reddedilme duyguları taşımasıdır. (OŞYM)

ŞİDDET YERİNE MUHABBET

  • Muhabbet, sevgi ve sevme duygusudur. Sevgi, topluma huzuru ve kardeşliği getiren birleştirici bir unsurdur. (OŞYM)

  • Çocuk için sevgi çok önemlidir. Gerçek sevgi hissedilir ve hissettirilmelidir. Sevgi dilden değil, kalpten olmalı. Çünkü sevgi dilden çıkıyorsa dile kadar, sevgi kalpten çıkıyorsa kalbe kadar gider. (OŞYM)

  • Meslek hayatımda olumsuz hareketi olan öğrencileri yalnız yönetici odalarından birine alır, üç teklif sunar, bunlardan kendinin tercih edeceği cezayı vermek için derdim: Dil yarası, disiplin cezası veya kötek belası hangisini istersin?

Öğrenciler ömür boyu dil yarası unutulmaz, kırılan kalp onarılması güçtür, disiplin cezası sicile işler ve adımız ayyuka çıkar, dillere destan olur. Ben kısa zamanda unutulabilecek olan kötek belasını istiyorum derlerdi. Bende öğrenci kendi cezasını kendisi kestiği için, yani kabahat ve kusurunu kabul ve itiraf ettiğinden dolayı Afv eder bağışlardım. (OŞYM)

  • Kalbi muhabbetle dolu olan bir öğretmen, şiddete, nefrete tenezzül etmez. Eğer edecek olsa da muhabbeti şiddete izin vermez ve vermemeli. (OŞYM)

ŞİİR

  • Şiir, insanın kalb, rûh ve vicdânından yükselen bir iniltidir. (ŞS)

  • Şiir, mânâ yüklü söz incileriyle yapılan anlatım şeklinde­ki bir sanattır. (ŞS)

  • Şiir; Allah’a yöneliş, yalvarış veya O’nu arayıştır. (ŞS)

  • Şiir, şâirin fehminden gelip kaleminden akan ve kâğıt üzerinde nakışlar yapan, insanlara hitap eden bir edebî sa­nattır. (ŞS)

  • Şiir, şâirin fikri, zikri, zihniyeti ve özellikle de inancının bir yansımasıdır. (ŞS)

  • Şiir, insanlar üzerinde olumlu veya olumsuz etki yapan bir beyan çeşididir. (ŞS)

  • Şiir, söz cümlesinden oldu­ğu için sözle başlamış ve söz oldukça şiir de var olacaktır. (ŞS)

  • Şiir; insanın hâlet-i ruh, yaşadığı zaman ve içinde bulunduğu olayların seyrine göre, duygu, düşünce ve hayallerinden ölçülü-ölçüsüz, kafiyeli-kafiyesiz veya kafiye etkisi uyandıracak ses uyuşumlu ve âhenkli olarak insanla­rın fikir ve hissiyâtını okşayan musikî gibi seçkin sözlerden teşekkül etmiş bir edebî eserdir. (ŞS)

  • Şiir; bazı insanların hissettikleri duygu­ların, heyacanların veya zihinlerinde meydana gelen fikirle­rin manzûm bir şekilde ifade edilmesidir. (ŞS)

İlahiden kasideye;

     Mesneviden mevlide

     Şarkıdan türküye,

     Maniden mersiyeye

…………………………

kadar “vezinli ve kafiyeli, beliğ ve üslûblu,  edebî sanat ve muhtevalı” mısra/dizeli olan her yazı şiirdir. (ŞS)

  • Şiir, okuyan veya dinleyenlerin ruhuna düşen ve yan­gın çıkaran söz kıvılcımlardır. (ŞS)

ŞİİRDE AHENK

  • Şiiri nesirden ayıran en büyük özellik âhenktir. Nazmı şiir seviyesine yükselten en önemli belirleyiciler âhenk unsurları olan, “armoni” ve “ritm” dir. (ŞS)

ŞİİRDE GAYE

  • Süflî hisleri, hevâ ve he­vesleri, şehvanî arzuları uyandıran, sefahat, fuhş-i kelâm, sö­ğüntü ve küfür ile karışık şiirler olmamalıdır. (ŞS)

  • Şiir, bizi şu içinde yaşadığımız dünyadan alıp başka bir dünyaya götürebiliyor ve bize ulvî hisler verebiliyorsa ama­cına ulaşmış demektir. (ŞS)

  • Şiirdeki gaye, insana “eşref-i mahlûkat” olduğunu hatırlatmak, insanın ruhunu nurlandırmak ve gizli âlemlerde kanatlandırarak uçurtmak olmalıdır. (ŞS)

ŞİİRİ ANLAYABİLME

  • Şiiri anlayabilmek için, şiiri okuyan veya dinleyenin içinde bulunduğu zaman, zemin, mekân ile şiiri ve özellikle din­leyen kişinin ruhsal durumuyla yakından alâkalıdır. Yani okuyanın ve dinleyenin neşeli yahut hüzünlü olması hatta duygulanmaya hazır olup-olmaması da şiirin algılanışı için önemlidir. (ŞS)

ŞİİRİN DEĞERİ

  • Şiire değer kazandıran, şiirdeki âhenk, ritm ve armoniyle birlikte, şâirin şiire kattığı heyacan, canlılık ve ruhla sağlanabilir. (ŞS)

 

ŞİİRİN DİLİ

  • Şiir dilinde kafiye, redif, ses tekrarları, ritm ve ölçü gibi şekil unsurlarının kullanılmasıdır. (ŞS)

  • Şiiri diğer yazı türlerinden ayıran özellikler, şiirin şekil ve muhteva unsurlarıdır. (ŞS)

  • Şiiri çekici kılan, ona etkileyici özellik kazandıran, şiirin doğal dilidir. (ŞS)

  • Şiir dilinde asıl etkileyici anlatım, şiir biçimi, dize sayısı değil, olayın anlatılışında ki düşünce, coşku ve duyguların dile getirilişi ile şiir unsurlarının ustalıkla kullanılmasındadır. (ŞS)

ŞİİRİN İÇERİĞİ

  • Şiir, ulvî âlemleri temaşa ettirirken, süfli âlemleri de gezdirebilir. Bu nedenle şiirlerin içeriği büyük önem taşır. (ŞS)

  • Şiir, insanlar üzerinde olumlu veya olumsuz etkiler yapan bir beyan çeşididir. (ŞS)

  • Bir insan, midesine maddî hayatını zehirleyecek irin gibi zehirli mad­deler doldurması, hâfızasına rûhunu bozacak, ifsad edecek şiir doldurmasından hayırlıdır. (ŞS)

  • İnsanlara ulvî hisleri veren şiirler faydalı, nefsânî arzuları uyandıran, insanı küfrana götüren şiirler de zararlıdır. (ŞS)

  • Şiirlerde sözcüklerin bir araya getirilişindeki ustalık çok mühimdir. Çünkü şiirlerin özündeki duygu, düşünce, hayal ve tasarımların, şiirdeki sözcüklerle okuyan veya dinleyenlere iletilecek biçimde şekillenmesinin büyük önemi vardır. Gül yerine yaprak, pırasa denilmediği gibi. (ŞS)

ŞİİRİN SÜREKLİLİĞİ

  • Şiirlerin yüzyıllar boyunca unutulmadan kalıcılığını sağlayan bir takım özellikleri vardır. Bunlar “şiirin özü, sunuluşu, özgün ve içten anlatılışı, şiir dilinin müzik yönünü oluşturan kafiye, redif, ölçü ve ritm ve armoni” gibi özelliklerdir. (ŞS)

ŞİİR TAHLİLİ

  • Şiiri tahlil etmek, bilgiye dayanarak şiiri değerlendirmek ve çözümlemektir. Ancak şiir açıkla­namaz fakat irdelenebilir. (ŞS)

  • Şiiri irdelerken şâirin yaşamı, dünya görüşü, toplum, ta­biat, hayat ve insan karşısındaki tavrı ile olayı algılama du­rumu, dile getirme yeteneği; dünyaya ve tabiata bakış açısı, topluma, insana vermek istediği mesajlar ile insan ve top­lumdan beklentileri incelenebilir. (ŞS)

  • Şiiri tahlil ederken şâirin devrindeki olayları, toplumun olaylara bakış açısı ile ya­şam tarzını ve bu olaylar karşısında sanatçının hissettikleri duygu, düşünce ile ne anlatmak istediklerini göz önünde bu­lundurmak gerekir. Çünkü devrin ruhu sanatçının ruhuna, oradan da eserlerine yansır. (ŞS)

  • Şiir tahlilinde; kimi şâirden, kimi de şiirden yola çıkarak tahlil yapmaya çalışır. Aslında eserin bütün ayrıntı­larıyla birlikte ele alınıp tahlil edilmesi en uygun olanıdır. (ŞS)

ŞİİR YAZMAK

  • Şiir yazan kişi içindeki ilham pınarlarının gürlüğüne ina­nan ve o ilhamları yazıyla abideleştirendir. (ŞS)

  • Şiire ilham kay­nağı; bazen kişisel veya sosyal yaşantı ve olaylar, dinî dü­şünce ve duygular, bazen de hayattaki acılar ve tatlılar, aşk, çile, ayrılık ve vuslat olabilir. (ŞS)

  • Şâir sesler, kelimeler, şekiller ile âhenk ve mana âlemlerinde, kendinin duyduğu, gördüğü, düşün­düğü ve hissettiği şeyler karşısında yoğunlaşması ve onlarla meşgul olması gerekir ki, yeni bir eser vücuda getirebilsin. (ŞS)

  • Şiirin canlı, çekici ve heyacan verici bir üs­lûbla yazılmasına dikkat edelmelidir ki okuyucuyu celbedip içindeki manayı, o şiiri okuyanın ruhuna nakşedilebilsin. (ŞS)

  • İnsanı şiir yazmaya yönlendiren sebepler oldukça de­ğişkendir. Kimi dış dünyanın, kimi iç dünyasının tesirinde kalarak yazar. Zaten şiir insanın içindeki ilham pınarlarının gürlüğünden kaynaklanır. (ŞS)

  • Şiir yazmak gönül işidir. İçte ya­nan mecazî veya hakikî aşk ateşinin dışa sıçramasıdır. Çeşitli ilimlerle dolan bir bardağın taşmasıdır ki, ya nesir halinde ilmî bir eser; hikâye, roman, vs. gibi veya veciz ve beliğ bir söz olarak veya taşan suyun şiir olarak bir eser meyda­na getirmesidir. (ŞS)

ŞÜKÜR

  • Şükür ise; insana verilen bir nimete kavlen, fiilen veya kalben mün’imi tazim ile mukabele edip, Allah’a kulluk vazifesini ifa etmektir. (İYGAN)

  • Allah’ın insanlara lütfettiği sayısızca maddî ve manevî nimetlere karşı şükür üç şekilde yapılır: Kalp, dil ve âzalar iledir. (İYGAN)

TARIMDA  YÜKSEK VERİM SENARYOSU (!?)

  • Yüksek verimlilik elde edildiği iddia edilen günümüz sanayi tarımı denilen şey tümüyle; sözde az masrafla çok kazanç elde etme çabasıdır. Bu nedenle;

1- Tohumlar (hibrit ve genetiği değiştirilmiş),

2- Yapay gübreler,

3- Tarımsal ilaçlar,

4- Petrol bağımlılığı söz konusudur. (TBGDOG)

  • Bağımlılık zincirindeki GDO’lu ve hibrit tohum, gübre, tarım ilacı ve petrol yani tüm ürünler aynı küresel firmalara aittir. Maksat tarımda verim değil, onları sömürmek. (TBGDOG)

  • Tarımsal alanda ki sinsi oyun ve tuzaklar; tarımda yapılan yenilik ve gelişmeler olarak bizlere şöyle anlatılmakta:

1- Daha iyi koşullarda daha ucuza gıda temini sağlamak,

2- Biyoçeşitliliği korumak ve çoğaltmak,

3- Açlık ve fakirliğe karşı mücadelede katkı sağlamak,

4- Tarımsal uygulamaların çevre üzerinde olumsuz etkisini azaltmak,

5- İklim değişikliğinin etkilerini hafifletmek ve sera gazı salınımını azaltmak,

6- Sürdürülebilir ekonomik faydayı temin etmek gibi gerçeği bilmeyen herkes için ikna edici gerekçeler sun(ul)maktalar. (TBGDOG)

  • GDO’cular gıda ve dolayısıyla tarımın kontrol edilmesi durumunda insanlığın kontrollerine gireceğini, bu sayede kurdukları düzenin devam edeceğini tahmin ediyorlar. (TBGDOG)

TELEVİZYON VE MULTİMEDYA

  • Kitle iletişim araçları olan TV ile Bilgisayar ve çok fonksiyonlu telefon insanlara hem görsel, hem işitsel hem de yazıtsal imkânlar sunmaktadır. İnsanlar artık sanal dünyalar içerisinde yaşamaktalar. (OŞYM)

  • Evrensel olan bu kitle iletişim araçlarının etkileri de evrenseldir. Her toplum ve kültüre ait yayınlar, görsel bilgiler, 4G ile anında izleyebilme imkânlarına kadar varabilmiştir. (OŞYM)

TEMİZLİK

  • İslâm dininde temizlik, hem maddî hem de manevî temizliğe şamildir. (MMBİ)

  • Sağlıklı, güçlü ve kuvvetli olmanın şartlarından biri de, genel anlamda temizliktir. (MMBİ)

  • İslâmiyet, tıbbın bugün üzerinde önemle durduğu beden temizliği konusunu, asırlarca önce hem beden, hem de ruh temizliği ve sağlığı açısından ele almış ve bu konularda ciddî prensipler ve hükümler getirmiştir. (MMBİ)

TEMİZ NESİL-TEMİZ TOPLUM

  • Anne ve baba; her şeyden önce maddî ve manevî midelerine, ağzından ve diğer azalarından girecek olan gıdaların meşru olmasına dikkat etmeleri lazımdır. Helal-haram demeden yiyip içmek, aynı şekilde fiiliyatta bulunmak bir nesli batırmak, bir milleti felâkete sürüklemek demektir. (İÇSO, HHLİE)

  • Bir annenin gebelikte, hatta gebelik öncesi dönemde beslenmesine gösterilen özen, sağlıklı çocukların dünyaya gelmesine sebep olacaktır. Sağlıklı nesiller, sağlıklı annelerden doğar. (İÇSO, HHLİE)

TESBİH

  • Tesbih; sözlü, fiili, hali, hissi ve fikri her türlü ibâdeti kapsar.Tesbih varlık âleminin her parçasında, kiminde ihtiyari ve kiminde ise teshîrî manada caridir. (Kİ)

  • İnsanlar; varlıkların tesbihlerini, İslamiyet nuru ve Kur’an güneşi ile bakanlar derecelerine göre anlayabilirler. Ancak ülfet, gaflet ve dalâletle bakanlar göremezler. (Kİ)

  • Kâinattaki her şey plandaki yerine, hilkatindeki özelliğine, yaratılışındaki amaç ve hikmete bağlı bulunduğu —Sünnetullah diye kabul edilen— kanunlara göre, kendine mahsus lisanlarla Cenab-ı Hakk’ı tesbih, tenzih ve takdis ederler. (Kİ)

ÜÇ AYLAR

* Kamerî Takvime göre üç aylar; Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Bu aylar, rahmet dalgalarının başladığı, mânevî huzur ve sükûnun kalplere doğduğu, ilâhî rahmetin coştuğu aylardır. (ÜAR)

* Ramazan öyle bir aydır ki, sene boyunca mü’minin kaybettiğini, bu bir ay içinde kazanması söz konusu olabilir. (ÜAR)

* Üç aylar, günahlardan arınma, sevaplarla bezenme mevsimidir. (ÜAR)

* Mübarek üç aylar ve kandiller; dünyevî meşguliyetlerimizden sıyrılıp, yaratılış gayemizi düşünmemiz; yaratan ve yaratılanlarla olan ilişkilerimizi kuvvetlendirmek için son derece değerli fırsatlardır. (ÜAR)

ÜZÜNTÜ

  • Üzüntü, bulaşıcı hastalık, insanı yavaş yavaş öldüren zehir ve birçok hastalığın asıl kaynağıdır. (HMİHBA)

  • Her problemin bir çözümü, her sıkıntının da bir çaresi vardır. (HMİHBA)

VARLIKLAR

  • Varlıkların yaratılmasında zerre ile şems, sinek ile semek, insan ile melek arasında mahlûkiyet itibariyle hiçbir fark yoktur. (Kİ)

  • Kâinattaki varlıkların hepsi de ilahi nizama göre yerini almıştır. Maksatsız ve başıboş hiç bir şey yoktur. (Kİ)

  • Melekler ruhla nurun, cinler ve şeytanlar nar ve ruhun, insanlar ise madde ile ruhun birleşmesinden yaratılmışlardır. (Kİ)

  • Bütün mahlûkatın varlık sebebi, Nebiler silsilesinin son halkası, Seyyidü’l-Kevneyn, Resul-i Ekrem, Rasûlû’s-Sekaleyn, İmâmü’l-Harameyn, Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed Mustafa (sav)’ dir. (ÜAR)

VARLIKLARIN TEKÂMÜLÜ

* Varlık âleminde canlı-cansız, bilinen ve bilinmeyen, görülen görülmeyen her şeyin kendi cins ve durumuna göre kemale doğru tedricen yükseldiğini görüyor veya işitiyoruz. Meselâ, topraktan gıdalar yolu ile insana gelen ve insan vücudunda tasaffi ederek oluşan nutfe içindeki sperma, ana rahminde yumurtalarla birleşerek burada ki safhalarda da terbiye edilip, tekâmül ederek ve neticede en gelişmiş bir canlı olan insan bedeninin teşekkül ettiğini, bugünkü ilimler sayesinde bilmekteyiz. (ÜAR)

YALAN

  • Yalan, kişinin gerçeği saklayıp, bildiğinin aksini söylemesidir. Yalan, çok çirkin bir huydur. Dinimiz İslam yalanı haram kılmış ve şiddetle yasaklamıştır. Yalan’ın en büyük kötülüğü; insanı, Allah’ın rızasından uzaklaştırıp cehenneme götürmesidir. (BEY)

  • Yalan; bir menfaat elde etmek yahut kabahati gizlemek ve yahut kötü niyetine muhatabını alet etmek için doğru olanı gizleyip kişinin bildiğinin aksini söylemesidir. (BEY)

  • Birçok ocaklar yalan dolayısıyla söner, servetler mahvolup gider, insanlar arasındaki karşılıklı güven, sevgi ve saygı duyguları yerlerini kuşku, kin ve düşmanlığa bırakır. Bu yüzden kanlar dökülür, cinayetler işlenir. (BEY)

YALAN SÖYLEYEN ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞILMALI?

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerimde “Yalan sözden sakınınız.” (Hac 22/30), “Ey İman edenler!. Allah tan korkun ve doğru söz söyleyin” (Ahzâb 33/70) ayetleriyle doğru söz söylemeyi ve yalan sözden sakınmayı emreder.

Hadis-i şerifte ise:

“Doğruluktan ayrılmayın…. Yalandan sakının….” (Buhari, Edeb, 69) buyrulmaktadır.

  • Aile, çocuğun söylediği yalana karşı olumlu ve ılımlı ve yahut olumsuz ve sert tepkiyle karşılamaktadır. Çocuğu yalan söylediği için hemen cezalandırmak ve aşırı tepki vermek yerine buna sebep olan faktörleri gözden geçirmek daha doğru olur. (BEY; ÇTBOİ)

  • Çocukla yalan söylediği konu üzerinde konuşulmalı, yalanın ileride ona zarar verebileceği onun anlayabileceği şekilde ve örneklerle anlatılmalıdır. (BEY; ÇTBOİ)

  • Çocukla sağlıklı bir ilişki ve iletişim kurup, onu dinlemeli, yargılamadan ilişki kurmaya çalışılmalı. Kesinlikle başka çocuklarla ya da kardeşlerle kıyaslama yapılmamalı. Yanlışını fark etmesini sağlamalı ve tutarlı olmaya özen göstermesi istenmelidir. Her şeye rağmen yalana başvuruyorsa bir uzmandan yardım alınmalıdır. (BEY; ÇTBOİ)

  • Çocukla sürekli iletişim halinde olunmalı ve çocuğun neler yaşadığı sorulmalı, anlatması sağlanmalıdır. Yalan söylediği fark edildiğinde “o olay acaba şöyle olmuş olabilir mi?” şeklinde yol gösterip ufuk açılmalıdır. Çocuğa kesinlikle yalan söylüyorsun, doğruyu söyle, bu böyle olamaz gibi yargılayıcı cümleler asla kullanılmamalıdır. (BEY; ÇTBOİ)

  • Yalan çocuklar için ceza almamak için en büyük kaçış yöntemi olduğu için ailede şu yöntem uygulanmalıdır: Çocuk doğruyu söylerse suçu ne olursa olsun ceza yok, eğer yalan söylediği fark edilirse ceza var. Çocuklar, bunun bilincinde olduklarında doğruyu söylerler. Bu sebeple aile çocuklara karşı sevgi, saygı ve disiplini dengede tutucu bir davranış sergilemelidir. (BEY; ÇTBOİ)

YAŞAM ŞEKLİ

  • Herkesin hareketi, davranışı, yaşantısı kendi mizaç ve karakterine göredir. (HMİHBA)

ZAMAN

* Zamanı değerlendirmek bir sanattır. (BŞ)

* Zaman yönetimi başarılı olmak için çok önemli bir anahtardır. (BŞ)

* Zamanınızı etkin ve verimli kullandığınızda, az zamanda daha çok şey başarabilirsiniz. (BŞ)

* İnsanın hayatı üç zaman içinde seyreder. “Şimdiki zaman”, “geçmiş zaman” ve “gelecek zaman.” Biri geçmiş geri gelmez. Diğeri elinizde değil, elinize geçse bile nasıl olacağından haberiniz yok, hatta kavuşacağınız belli değil, öyle ise, bulunduğunuz “şimdiki zaman”ın kıymetini bilmeniz gerekir. (BŞ)

* Üç günlük dünya derler ya; “dün, bugün ve yarın.” Dün geçmiş geri gelmez, yarına kavuşmaya senedimiz yok, kavuşsak bile nasıl olacağından haberimiz yok, ancak elimizde bulunan sadece “bugün”dür. Bu nedenle bulunduğumuz “bugünün” çok kıymetli olduğunu bilmeliyiz. (BŞ)

* Her dün bir önceki günün yarınıydı. Bütün yarınlar gün ve dün olmadan kıymetini bilelim. (BŞ)

*  Zaman yenilenmesi mümkün olmayan bütün kaynakların en değerli olanıdır. (BŞ)

* Başarılı insanın bizden daha fazla zamanı yoktur, ancak başarılı olanlar zamanı etkili kullananlardır. (BŞ)

ZAMAN TUZAKLARI

  • İnsanlar, faaliyetlerini yerine getirirken etkinliğini ve verimliliğini etkileyen ve engelleyen bir takım faktörlere zaman tuzakları adı verilir. (BŞ)

  • Zaman Tuzakları Şunlardır:

“Plansızlık, ön yargı, vücudun ihtiyacı dışında fazla uyku, ihtiyaç harici bilgisayarla/internetle uğraşma ve TV karşısında uyuşup kalma, çok fonksiyonlu cep telefonları, zaman yönetimini kontrol edememe, hedeflerin belirsizliği, acelecilik, düzensizlik, birden fazla işe girişme, çalışmaya konsantre olamama, hedefe odaklanmama, karamsarlığa kapılma, arkadaşlara hayır diyememe, gereksiz oyun ve eğlenceler, sorumsuzluk, ilgisizlik ve zamanı verimli kullanmama, önemli ve önceliği olan işleri ilk sıraya koymama, işi zamanında yapmayıp erteleme, kendini küçümseme, stres ve sıkıntı, çeşitli mazeretler üretme ve en önemlisi de kararsızlık” zaman tuzakları arasında yer alan etkenlerdir. (BŞ)

* Aile kurumunu sarsan, mahremiyet saygısı olmayan, kişileri kışkırtan ve duygu sömürüsü yapan, bilinç ve şuur altına yerleşen; dinamit olan bazı film ve siteler maddî ve manevî hayatı yok eden tuzaklardır. (BŞ)

ZEKÂ

  • “Bir insanın zekâsı bilgisine göre değil, bilgi edinme yeteneğine göre ölçülür.” (BŞ)

 

ZEKÂT

  • Zekât vermek, hem insanı malında bereket  ve artışı sağlayacak bir yola götürdüğü, hem de mal  ve servetteki fakirin hakkı çıkarılarak cimrilik kirlerini giderdiği ve insanın iç dünyasında bir arınma vücuda getirdiği için, bu göreve zekât denmiştir. (ÜAR)

  • Zekâtın rüknü ihlas; şart ve sebebi, üzerinden bir yıl geçen mala sahip olmaktır. Allah’ın emrine itaat eden kul, fakirin hakkı olan zekatı vermesiyle malını bereketlendirerek arındırmasıdır. (ÜAR)

  • Zekât, muhtaçlar açısından sabit bir hak ve Allah’ın bir farzı, mükellef açısından da müeyyideli bir zorunluluğu olan görevdir. (ÜAR)

  • Bir Müslüman Rabbini razı etmek, nefsini ve malını temizlemek, malını çoğaltmak için ihtiyaç sahibine zekâtı ödemedikçe, Müslümanlığı sağlam ve imanı tam olamaz. (ÜAR)

  • Zekât, zenginin bir lütfu değil, BORCU, fakirin zengin malındaki BİR HAKKI olduğu bilinmelidir. (ÜAR)

ZULÜM

  • Zulüm; güçlü olan bir kimsenin yasa/mevzuat veya vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum, kaygı, işkence, eziyet ve haksızlık demektir. (OŞYM)