1- Tutanlara Göre Oruç Üç Derecedir
Orucun sırları ve bâtınî şartları vardır. Bu nedenle oruç üç derecedir:
1- Avamın orucu
2- Havassın orucu
3- Ahassü’l-havassın orucu
1.1- Avam’ın Orucu
Bu oruç, mide ve tenasül uzvunu şehvetlerden korumaktır. Yani yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmaktan sakınmaktır.
1.2- Havass’ın Orucu
Havass’ın orucu sâlihlerin orucudur. Avamın orucundaki esaslara riayetle beraber kulak, göz, dil, el, ayak ve sair azaları günahlardan uzak tutmaktan ibarettir. Bu orucun keyfiyeti, azaları günahtan korumakla birlikte şu dört şeyle tamam olur.
1- Gözü Korumak:
Gözü, çirkin ve istenilmeyen şeylerden korumak, kalbi meşgul eden ve Allah’ın zikrinden alıkoyan şeylere bakmamaktır. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuş:
“Haram bakış, İblis’in zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah’tan korkarak onu terkederse, Allah Teâlâ o kuluna tadı kalbinde beliren bir iman ihsan eder.”[1]
2- Dili Korumak:
Dilini hezeyan, yalan, gıybet, nemime, fahiş konuşma, galiz konuşma, kavga ve riya ile konuşmaktan korumaktır. Ve aynı zamanda dili sükût etmeye icbâr, Allah’ın zikri ve Kur’an tilâvetiyle meşgul etmektir. Bu ise, dilin orucudur.
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
“Oruç, mü’min için kalkandır. Bu bakımdan herhangi biriniz oruçlu ise, fahiş konuşmasın, cahilce hareket etmesin. Eğer bir kişi kendisiyle çirkin konuşur veya dövüşürse, desin ki: ‘Ben oruçluyum, ben oruçluyum.”[2]
Hz. Peygamber (sav)’in devr-i saâdetinde oruç tutan iki kadın, günün son saatinde açlık ve susuzluktan bitkin bir hale geldiler, neredeyse telef olacaklardı. Hz. Peygamberin huzuruna bir elçi göndererek oruçlarını bozmak için izin istediler. Bunun üzerine Rasûlullah kendilerine bir fincan göndererek şöyle buyurmuştur:
“Onlara söyle! Yediklerini bu fincana kussunlar.”
Kadınlardan birisi, fincanın yarısı kadar katı bir kan ile iri bir et parçası kustu. Diğeri de aynı şekilde kusarak fincanı doldurdu. Hâdiseyi gören halk, hayretler içerisinde kaldı. Bu durum karşısında halkın hayretini Rasûlullah şu mübârek sözleriyle gidermeye çalıştı:
“Bu iki kadın, Allah’ın kendilerine helâl kıldığı şeylerden uzaklaşarak oruç tuttular. Fakat Allah’ın kendilerine haram kıldığıyla iftar ettiler. Bir arada, oturarak onu bunu çekiştirdiler. İşte fincanda gördüğünüz irin, onların yemiş olduğu halkın kanı ve etidir.”[3]
3- Kulağı Korumak:
Kulağı her mekruhu işitmekten alıkoymak gerekir. Çünkü söylenilmesi haram olan her şeyin işitilmesi de haramdır. İşte bu sırra binaen Allah Teâlâ, gıybet dinleyen ile haram yiyeni eşit tutmuştur:
“Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir”
“Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!“[4]
Bu bakımdan gıybete karşılık sükût haramdır. Çünkü ayet-i kerimede buyrulmuştur ki:
“Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir.”[5]
Hz. Peygamber (sav) de şöyle buyurmaktadır:
“Gıybet edenle, onu dinleyen, günahta ortaktırlar.”[6]
4- Diğer Âzaları Korumak:
El, ayak ve diğer azaları da günahtan alıkoymak gerekir. Karnını iftar zamanında nefsin istediği şehvetlerden korumalıdır. Helâl yemekten çekinmek suretiyle oruç tutup, iftar zamanında haram ile iftar edenin orucu hiçbir fayda temin etmez ve manasız kalır.
Böyle bir oruçlunun durumu tıpkı bir köşk bina edip, bir şehri yıkanın durumuna benzer. Çünkü helâl yemek ancak fazla yendiği takdirde zarar vericidir. Onun azı ise, faydalıdır.
Bu bakımdan oruç, yemeyi azaltmak için icâd edilmiş bir ibadettir. Zararından korkarak ilâçları terk etmek, sonra da zehir almaktan başka bir şey değildir. Haram, dini yok eden bir zehirdir. Helâl ise, azı fayda, çoğu zarar veren bir ilâçtır. Oruçtan gaye, helâlı azaltmaktır.
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuş:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan sadece açlık ve susuzluk elde eder.”[7]
Bu hadîsin şerh ve tefsirinde bazı âlimler, akşam fazla yemek suretiyle harama giren bir kimsenin kast olunduğunu dahi söylemişlerdir. Bazıları da, bu öyle bir kimsedir ki, helâl yemekten nefsini meneder, fakat haram olan gıybette bulunmak suretiyle orucunun sevabı gider.
Bazı âlimler de azalarını haramdan korumayan bir kimsenin kast olunduğunu söylemiştir.
1.3- Ahass’ül-Havass’ın Orucu
Avam ve havassın orucundaki hususlara riayetle beraber kalbi, dünyevî düşüncelerden tamamen arındırıp Allah’tan başka her şeyi kalpten uzaklaştırmaktır.
Böyle bir oruç Allah’tan ve kıyamet gününden başka bir şeyi düşünmekle bozulur. Din için düşünmezse dünyayı düşünmek de bu orucu bozar. Fakat din için istenilen dünya, ahretin azığı olduğu için dünyalıktan çıkar ve böylece bu orucun bozulmasına vesile teşkil etmez.
Hatta kalp ehli, akşam iftarda yiyeceği ve içeceği şeyleri düşünmek suretiyle fikir yürüten kimsenin hatada olduğunu kaydetmişlerdir. Çünkü bu Allah’ın fazlına güvensizlik, Allah tarafından va’dedilen rızka tam inanmamak demektir. Bu mertebe, peygamberlerin, sıddîk ve mukarriblerin mertebesidir.
Bu mertebenin sözle anlatılması mümkün değildir. Bunun tahkiki sadece amelî yönden mümkündür. Çünkü bu, himmetin bütünüyle Allah’a yöneltilmesi ve Allah’tan başka her şeyi bir tarafa itmek demektir. Bu durum şu ayet ile ne güzel ifade edilmiştir:
قُلِ اللّٰهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فٖى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ
“Allah de! Sonra onları bırak, daldıkları dedikodularında oynayadursunlar.”[8]
DİP NOTLAR
[1]– Hâkim, Huzeyfe’den rivayet etmeştir.
[2]– Buharî, Müslim.
[3]– İmam Ahmed, Müsned.
[4]– Mâide, 5/42, Mâide, 5/63.
[5]– Nisâ, 4/140.
[6]– Taberânî.
[7]– Nesâî; İbn-i Mâce.
[8]– En’am, 6/91; İmam Gazali, İhya-ı Ulumid-din, c. 1.
adarselim@gmail.com



























