“Kabir” Arapçada “ölünün gömüldüğü yer” manasına gelir. Çoğulu “kubûr”dur. Kabirlerin bulunduğu yere “makber” veya “makbere” denir. Çoğulu “mekâbir”dir. (Tekasür, 102/2) Türkçede kabri ifade etmek için “mezar” kelimesi de kullanılır.
Kabir aleminin diğer ismi Berzah’tır. Berzah ismi Kur’an’da şöyle zikredilir:
وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
“Onlara önlerinde, dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.” (Müminun, 23/100)
Berzah, kuşatma, iki şey arasındaki sınır anlamındadır. Berzah, engel demektir. Dini terim olarak ölüm ile dirilme arasındaki süreye denir. Yani berzah, ölümden kıyamete kadar olan süreye verilen isimdir. Berzah, dünya ve ahiret arasındaki perdedir. Kim ölürse berzah âlemine ve kabir hayatına gider.[1] Kabir hayatı, insanın ölümüyle başlayıp mahşerdeki dirilişine kadar devam edecek olan “Berzah Hayatı”nı ifade etmektedir.
Kur’an-Kerim, Hadis-i Şerif ve Risale-i Nur ışığında izah etmeye çalışacağız.
Kur’an’da kabir azabı olduğuna dair ayetler var mıdır?
Kabir azabının var olduğunu bildiren hadis-i şerifler sahih midir?
Kabir azabı varsa, bu azabı, beden mi çekecektir yoksa ruh mu?
Kabir azabı hem bedeni ve ruhi midir?
Sorularına cevap vermeye gayret edeceğiz.
1- Ayet-i Kerimeler
وَاِنَّ لِلَّذٖينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذٰلِكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
“Şüphesiz zalimlere, başka bir azap daha vardır; lâkin pek çoğu bilmez.” (Tûr, 52/47)
وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ اَهْلِ الْمَدٖينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلٰى عَذَابٍ عَظٖيمٍ
“Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.” (Tevbe, 9/101)
Ayette “büyük bir azaba itilecekler” ifadesi haşirden sonraki cehennemdeki azabı anlattığına göre “iki defa azap edeceğiz” ifadesi de dünya hayatı ile kabir hayatındaki ceza ve azapların zikredildikleri anlaşılmaktadır.
ثُمَّ اِذَا شَاءَ اَنْشَرَهُ * ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَه
“Sonra onu öldürdü ve kabre koydu. Sonra, dilediği vakit onu diriltir / haşr eder.” (Abese, 80/21-22)
Bu ayetin öncesinde insanın nutfeden yaratılması ve yolun ve yolculuğun kolaylaştırılmasından bahsedildikten sonra öldürülüp kabre konulması ve sonra tekrar diriltilmesi anlatılmaktadır.
اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ اَدْخِلُوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ
“Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet koptuğu gün de “Firavun ailesini, azabın en şiddetlisine sokun!” denilecektir.” (Mümin, 40/46)
Bu ayette ölen kişinin dünya hayatı ile kıyamet arasında kalan berzah hayatında nimet veya azap göreceğini gösterir. Çünkü “kıyamet koptuğu gün” yeniden dirilmeyi ifade eder. Demek “sabah akşam ateşe sunulmaları” kabir ve berzah aleminde olduğu anlaşılmaktadır.
وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌ بَلْ اَحْيَاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ
“Allah yolunda öldürülenlere “ÖLÜLER” demeyin. Bilâkis onlar dirildirler. Fakat siz farkında değilsiniz.” (Bakara, 2/154)
وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ قُتِلُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًا بَلْ اَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
“Allah yolunda öldürülenleri, sakın “ÖLÜLER” sanmayın. Bilâkis onlar diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar.” (Âli İmrân, 3/169)
Kur’an-ı Kerim de şehitlerin ölmediği bildirilir. Yani kendilerinin öldüğünün farkında değillerdir. Mesela iki adam düşünelim. Rüyada çok güzel bir bahçede beraber bulunuyorlar. Biri rüya olduğunu bilir; diğeri ise rüya olduğunun farkında değildir. Hangisi daha mükemmel lezzet alır? Elbette ki rüya olduğunu bilmeyen. Rüya olduğunu bilen, “şimdi uyanırsam şu lezzet kaçacak” diye düşünür, tam lezzet alamaz. Diğeri ise tam ve gerçek lezzet alır.
2- Hadis-i Şerifler
“Kabir, ahiret menzillerinin ilkidir. Kişi ondan kurtulabilirse, sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa sonraki menziller kabirden daha zor ve daha şiddetlidir. Gördüğüm manzaraların hiçbiri, kabir kadar korkutucu ve dehşet verici değildi!”[2]
Kabir hayatı, ahiretin giriş kapısı ve başlangıcıdır. Ölen kimse, ister mezara defnedilsin, isterse yırtıcı hayvanlarca parçalansın, ister ateşte yanıp külleri savrulsun, nehirlere bırakılsın, ya da denizde kaybolsun, onun için kabir hayatı başlamış olur.[3]
Bir hadiste şöyle bildirilir:
“Allâh’ım! Korkaklıktan, cimrilikten Sana sığınırım. Erzel-i ömürden (ihtiyarlık bunamasından) Sana sığınırım. Dünya fitnesinden Sana sığınırım. Kabir fitnesinden Sana sığınırım.”[4]
Resulullah şöyle emretti:
“Cehennem azabından Allah’a sığının! KABİR AZABINDAN Allah’a sığının!”[5]
Ehl-i Sünnet inancına göre, müşrik, kâfir, münafık ve günahkâr olan Mü’min ve Müslümanlar için kabir azabı vardır. Kabir, iman ve salih amel sahipleri için Cennet bahçelerinden bir bahçe, kâfirler için de Cehennem çukurlarından bir çukurdur.[6]
Hadis kitaplarında şöyle geçer:
“Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.”[7]
“Sizlerden biri öldüğü zaman ona sabah akşam kalacağı yer gösterilir; cennetlik ise cennetteki yeri, cehennemlik ise cehennemdeki yeri gösterilir ve ona, ‘İşte burası kıyamet koptuğu zaman senin götürüleceğin ve kalacağın mekânındır’ denilir.”[8]
İbn-i Abbâs şöyle anlatır:
“Resulullah Efendimiz (sav) Medine-i Münevvere’nin bahçelerinden birinden çıktığı esnada, kabirlerinde azap gören iki kişinin sesini işitti. Bunun üzerine:
– “Bu ikisi, kendilerince büyük olmayan birer günah sebebiyle azap görüyorlar. Aslında günahları gerçekten büyük idi. Biri idrarından sakınmaz, diğeri de söz taşır, dedikodu yapardı.”
Sonra yaş bir hurma dalı istediler. Onu iki parçaya ayırıp, birini bir kabrin, diğerini de öbür kabrin başına diktiler ve şöyle buyurdular:
“Kurumadıkları müddetçe azaplarının hafifletilmesi umulur.”[9]
Buhari ve Müslim’in Enes’ten rivayete göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz vefat eden bir kul mezarına konulup onu oraya defneden arkadaş ve akrabaları mezarın başından ayrılıp giderlerken, mezara konulan kişi ayrılanların ayak seslerini duyar. Mezara koyanlar oradan ayrılırlarken iki melek gelir ve onu oturturlar ve kendisine şöyle sorarlar; Sen şu Muhammed (sav) denen adam hakkında ne dersin, diye sorarlar. Eğer ölen MÜ’MİN biriyse, cevabı şöyle olacaktır: Onun Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim. Bunun üzerine melekler ona: Hele cehennemdeki yerine bir bak, Allah bunun yerine sana cennetten bir yer verdi, derler. Böylece o kişi hem cennetteki yerini ve hem cehennemdeki yerini görür. O iki melek tarafından her iki yeri de kendisine gösterilir. Böylece mezarından kendisine oraya doğru bir kapı açılır.
Eğer mezara konulanlar KÂFİR VEYA MÜNAFIK biri ise, bunlar meleklerin sorularına, bilmiyorum diye cevap vereceklerdir. O ben de herkesin söylediği gibi söylerdim, der. Bunun üzerine kendisine, “Bilmez olaydın, okumaz olaydın” denilir. Sonra da melekler ona, ellerindeki demirden bir tokmakla iki kulağının arasına, ensesine demirden bir tokmak indirirler ki, bu darbenin şiddetinden dolayı attığı çığlığı insan ve cinler dışında ona yakın olan herkes işitir.[10]
İnsanlar duyuları ve akıl yürütme vasıtasıyla bilemediklerini vahiy yoluyla öğrenmektedirler. Vahiy ile sabit olan gaybî konulardan biri de KABİR AZABIDIR. Bu husus bazı ayetlerin işaretinden anlaşılmaktadır. Bunlardan birisi şöyledir:
“Onlar, (kabirde) sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet koptuğu gün de “Firavun ailesini, azabın en şiddetlisine sokun!” denilecektir.” (Mü’min, 40/46)
Kâfirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir.[11] Bu sebepledir ki Resul-i Ekrem (sav) pek çok kez kabir azabından koruması için Allah’a niyazda bulunmuştur.[12]
Hz. Aişe’ ye hitaben Resulullah: Allah seni kabir azabından korusun, diye dua etmiş. Hz. Aişe, Resûlullah’a kabir azabını sormuş. Resulullah da: “Evet, kabir azabı haktır / vardır”[13] buyurmuştur.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Allah’ım kabir azabından Sana sığınırım. Cehennem azabından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden Sana sığınırım, Mesih Deccal’in fitnesinden de yine Sana sığınırım.”[14]
“Sizden biriniz öldüğü zaman, ona varıp oturacağı yeri SABAH AKŞAM gösterilir. O kimse cennet ehlinden ise cennetten; cehennem ehlinden ise cehennemden olan yeri gösterilir. Ve ona: “İşte senin oturacağın yer burasıdır, nihayet kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek, denilir.”[15]
Bütün bu Hadisler bize kabir azabının varlığından haber vermektedir. Bu kadar hadis-i Şerif kabir azabına inanmak için yeterlidir.
Kabir azabı Kitap, Sünnet ve icma ile sabittir. Kabir azabına inanmak Ehl-i Sünnette göre, ahirete imanın bir parçasıdır.
adarselim@gmail.com
DİPNOT:
[1] İsfehânî, Ebü’l-Kāsım Hüseyn b. Muhammed, Müfredatu elfazi’l-Kur’an, Beyrut: ed-Darü’ş-Şamiyye, 2009. s.248; İbn Manzur, Ebü’l-Fazl Cemâlüddîn, Lisanü’l-arab. Bey-rut: Darü’l-Fikr, 1994. 2/124. İsfahânî, Müfredatu Elfazi’l-Kur’an. Berzah Md. s. 248. Züheylî, Vehbe, et-Tefsirü’l-munîr, Beyrut: Darü’l-Fikri’l-Muasır, 2011. 9/350-351.
[2] Tirmizî, Zühd, 5, hn: 2308; Ahmed, I, 63- 64.
[3] Pezdevi, Ebü’l-Hasen Ebü’l-Usr, Ehl-i Sünnet Akaidi. Terc. Ş. Gölcük. İstanbul: Kayıhan Yayınları, 2017. s. 235-237; es-Sabunî, Ebû Muhammed Nûruddîn Ahmed, Mâturidiyye Akaidi. Ter. B. Topaloğlu. İstanbul: MÜİFV. Yayınları, 2015. s. 185; Taftazanî, Sa‘düddîn Mes‘ûd, Kelam İlmi ve İslam Akaidi Şerhü’l-Akaid. Çev: S. Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2013. s. 251; Münâvî, Zeynüddîn Muhammed Abdürraûf, Feyzü’l-kadîr şerhü’l-cami’is-sağir min ehadisi’l-Beşiri’n-nezir. Beyrut: Darü’l-Kutubü’l-İlmiyye, 1972. 3/29.
[4] Buhârî, Cihâd 25, Deavât 37, 41, 44.
[5] Müslim, Cennet, 67.
[6] Tirmizî, Kıyâme, 26; Müslim, Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc, el-Câmiü’s-sahih tercümesi. Ter: Mehmet Sofuoğlu. İstanbul: İrfan Yayınevi, 2014. İman, 34; Ebû Davud Süleyman b. el-Eş‘as, Sünen-i Ebi Davud ve Tercümesi. Ter. İ. Koçaşlı. İstanbul: Erkam Yayınları, Tsz. Taharet, 26.
[7] Tirmizî, Kıyamet, 26.
[8] Buhârî, Rikâk, 42; Müslim. Sıfatü’l-Cennet, 65-66; Tirmizî, Cenâiz, 71; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/16; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, hn: 1122.
[9] Buhârî, Edeb 49, Vudû 55-56, Cenâiz 81, hn: 115; Müslim, Taharet, 111.
[10] Buhârî, Kitabü’l-Cenaizi, Kabir Azabı Babı. HN: 128; İmam Suyûtî, Kabir Âlemi, s. 208-210.
[11] Tirmizî, Cenâiz, 70. hn: 1071-1072.
[12] Buhârî, Ezân, 149 hn: 832; Müslim, Küsuf, 8, hn: 903, Cenâiz, 85, hn: 963; Ebû Dâvûd, Salât, 152, hn: 880.
[13] Buharî, Cenaiz, 86, hn: 126.
[14] Buharî, Cenaiz, 87, hn: 131.
[15] Buharî, Cenaiz, 89, hn: 133.



























