Uyuşturucu bağımlısı bir adamın hayatının büyük bir kısmı hapishanelerde geçer. Hapiste olmadığı zamanlarda bile eviyle ve çocuklarıyla ilgilenmez. İki oğlu anne ve baba terbiyesinden yoksun olarak büyürler.

Oğullardan biri de babası gibi uyuşturucu bağımlısıdır ve hapishanede yatmaktadır. Diğeri büyük bir şirketin genel müdürüdür.

Olay gazetecilerin ilgisini çeker ve bu adamla röportaj yapmaya giderler. Röportaj sırasında adam, oğullarına asla farklı muamele yapmadığını söyler. Çünkü ikisiyle de hiç ilgilenmemiştir. Gazeteciler, önce hapistekini ziyaret eder ve ona niçin bu durumda olduğunu sorarlar. Cevap üzücü fakat o kadar da açıktır:

– “Babamı tanıyorsunuz, başka ne yapabilirdim ki?”

Olayın en çarpıcı yanı, şirket yöneticisi olanınkidir. Gazeteciler onunla da röportaj yaparlar ve ona nasıl bu duruma geldiğini sorarlar. Cevap çok ilginçtir:

– “Babamı tanıyorsunuz, başka ne yapabilirdim ki?”

Hayatımız, tecrübe ve tercihlerin birikimidir. Bir insanın doğru veya yanlış davranışı tercih etmesi elindedir. Birisi bir olaya bakıp ondan iyi dersler çıkarırken, bir başkası da aynı olaya bakıp ondan kötü dersler çıkarması mümkündür.

Bu nedenle her insan kendi davranışlarından sorumludur. Akıl sahibi her insan, bu sorumluluğun hakkını verebilmesi için; melek-i ilhama kulak verip, lümme-i şeytaniyeye ehemmiyet vermemesi gerekir. Manevî kalpte bulunan bu iki merkez insana daima bir şeyler fısıldar.

Cenab-ı Hak Kur’an’da kıssaları anlattıktan veya misaller verdikten sonra, kıssadan ve misalden alınması gereken hisseyi ve ibreti akla havale etmektedir. Şöyle ki;

“Kur’ânı Mu’cizü’l-Beyân, âyetlerin hâtimelerinde gàliben bâzı fezlekeleri zikreder ki, o fezlekeler ya Esmâ-i Hüsnâyı veya manalarını tazammun ediyor veyahut aklı tefekküre sevk etmek için, akla havale eder. Çünkü Kur’ân, umum ehl-i akla ders veriyor. Çok yerlerde,”efelâ ye’kilûn” yani “Akıl etmezler mi? // Hiç düşünmüyorlar mı?” (Yâsin, 36/68) ve “efelâ yetefekkerûn” yani “Tefekkür etmez misiniz? // Hiç düşünmez misiniz?” (En’âm, 6/50) der, akla havale eder. Meselâ, Hazret-i Yûnus’un kıssasında mühim esasları zikreder; mütebâkîsini akla havale eder.” (Nursî, B. S. rnk)

Yine Kur’an-ı Hakim’de şöyle beyan edilir:

“(Doğru ve eğri olmak üzere) iki de yol göstermedik mi?

“Gerçekten biz insana yol gösterdik, o ya şükredici ya da nankör inkârcı olur.”

“Artık dileyen Rabbine giden bir yol edinir.” (Beled, 90/10; İnsan, 76/3; Müzzemmil, 73/19)

“Sizi yaratan O’dur. Öyle iken içinizden kimi kâfir oluyor, kimi mü’min.”

“Kur’an; insanlara yol gösterici, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edip açıklayıcıdır.”

“Bu (Kur’an); insanlara bir açıklama, muttakiler için bir hidayet ve öğüttür.” (Teğabün, 64/2; Bakara, 2/185; Al-i İmran, 3/138)

Önemli olan olumsuz aynı olayı örnek almak değil, olumsuz olaydan ibret alarak doğrusunu yapmaktır. Bir başka örnek olarak şunu vermek istiyorum:

İngiliz ayakkabı firması bir pazarlama elamanını, bir Afrika ülkesine gönderir. Pazarlama elamanı ülkeye ulaştığında kimsenin ayakkabı giymediğini görür.

Şirkete telefon ederek:

Kimse ayakkabı giymediği için burada boşa zaman harcıyoruz” der.

Şirket elemanını geri çağırır. Bunun üzerine şirket ikinci bir elemanı görevlendirir. Aynı ülkeye gelen eleman şirkete telefon açar, derki;

“Burada kimsenin ayakkabısı yok, binlerce çift ayakkabı satabiliriz.”

İşte aynı duruma iki farklı bakış, aynı olay üzerinde iki ayrı düşünce. Birinci pazarlama elamanı orada kalacak olsa, ayakkabı giymeyenleri örnek alarak onlara uyacak, belki de onlar gibi ayakkabı giymeyecekti. Fakat ikinci pazarlama elamanı onları örnek almayıp, kendini örnek yaparak, onlarında kendi gibi ayakkabı giyme alışkanlığını kazanmalarını sağlamak düşüncesiyle binlerce çift ayakkabı satabileceğini kabul ediyor.

 

adarselim@gmail.com