Yirmidokuzuncu Mektub’un İkinci Kısmı, Kur’an’ın has dûrbîniyle bakılmak suretiyle, Ramazanın hikmetlerinden dokuzu mükemmelen ve emsalsiz tarzda beyan buyurulmuştur. Allah sevgili Üstadımızdan razı olsun. Bu sene burada Ramazan-ı Şerif’e riayet, evvelki senelerden zahiren ziyade idi. Gönül arzu ederdi, keşki bu âlî eser, bu Ramazandan evvel elimize geçmiş olaydı. Seyyid-ür Rusül, Nur-ul Vücud Efendimiz Hazretleri Sallallahü Aleyhi ve Sellem (Eddin-ün nasihatü) buyurdukları malûm-u fâzılaneleridir.
İşte bu sebeble azlığından müteessir olduğum buradaki cemaatimize, tam vaktinde OKUMAK suretiyle, bu emr-i celil-i Nebevîyi de yerine getirmiş olurduk. Fakat bu şereften mahrumiyetimiz, maddî uzaklığından ileri gelmiştir. Çünkü Kur’an’ın madem ki, ilk nüzulü şehr-i Ramazan’da olmuştur. Bu asırda ve şu zamanda da, o mübarek ayetin hikmetleri hakkında eser yazılmasının bu ayda olması enseb ve a’lâdır. (Barla Lahikası, 85)
Risale-i Nur Külliyatından Ramazan Risalesinde anlatılan ve izah edilen sıyam-ı Ramazan’ın YETMİŞ hikmetlerinden DOKUZ HİKMETİnin beyanıyla o sırr-ı azîmi tefsir ediyor. Kendine Müslüman deyip oruç tutmayanların, bu hikmetlere karşı, hacalet ve hatalarından ezilmeleri lâzım gelir. (Mektubat, 512)
Kaht u gala / kıtlık ve kuraklığa Ramazan nazarıyla bakıp, keffaret-üz zünub ve bir riyazet-i şer’iyeye çevirebilirler. Alenen nakz-ı sıyamla Ramazan’ın hürmetini kıran bedbahtlara gelen o musibet, masumları da incitir. Fakat Risale-i Nur şakirdleri ve masumları, o musibeti lehlerine döndürüp, hayırlı bir riyazete kalbederler. Kanaat ve iktisadla karşılarlar. (Kastamonu Lahikası, 194)
Sultan-ı Ezelî’nin ziyafetine davet edilmiş bir surette akşama yakın “Buyurunuz” emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubudiyetkârane göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli rahmaniyete karşı, vüs’atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar.
Acaba böyle ulvî ubudiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar insan ismine lâyık mıdırlar? (Mektubat, 399)
Her Ramazan
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ
ayetini, nuranî parlak bir tarzda gösteriyor. Ramazan, Kur’an ayı olduğunu isbat ediyor. O cemaat-ı uzmanın sair efradları, bazıları huşu’ ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri, kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesatına tâbi’ olup, yemek içmek ile o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mesciddeki cemaatın manevî nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyama muhalefet edenler de, o derece umum o âlem-i İslâmın manevî nefretine ve tahkirine hedeftir. (Mektubat, 401)
Yedinci Sual: Bu hâdise-i arziye (yani ZELZELE / DEPREM), bu memleketin ahali-i İslâmiyesine bakması ve onları hedef etmesi, ne ile anlaşılıyor ve neden Erzincan ve İzmir taraflarına daha ziyade ilişiyor?
Elcevab: Bu hâdise (yani ZELZELE / DEPREM), hem şiddetli kışta, hem karanlıklı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazanın hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması; hem tahribatından intibaha gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandırmak için, o zelzelenin devam etmesi gibi çok emarelerin delaletiyle bu hâdise ehl-i imanı hedef edip, onlara bakıp namaza ve niyaza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor. Bîçare Erzincan gibi yerlerde daha ziyade sarsmasının iki vechi var:
Biri: Hataları az olmak cihetiyle temizlemek için ta’cil edildi.
İkincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatlı iman muhafızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mağlub olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle en evvel oraları tokatladı, ihtimali var. (Sözler, 175)
لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ
Oruç tutmak Müslüman olmanın bir şartıdır. İslamı kabul eden, kendisini Müslüman olarak gören ve “Elhamdülillah Müslümanım” diyen bir insanın Ramazan orucunu tutması, her şeyden önce Allah’a verdiği sözü yerine getirmesidir.
Ramazan ayında oruç tutmayan kişilerin muafiyet sebepleri hem dini hem de tıbbi bakımdan önem taşımaktadır. Oruç tutmayanların durumu, sağlıklarına, yaşam koşullarına ve gereksinimlerine göre değerlendirilmelidir.
Kur’an-ı Kerîm’de,
الَّذٖينَ يُطٖيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكٖينٍ
“Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir yoksul doyumu fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyrulmaktadır. Ayette bildirilen fidye bu altı grup özrü olanlar içindir. Sıhhatli ve mukîm olan ve ben Müslümanım diyen ve kasıtlı olarak Ramazan orucunu tutmayanlar için fidye yoktur.
Oruç için biri azimet, diğeri ruhsat olmak üzere iki durum söz konusudur. Azimet terk edilmeyen, ruhsat ise sonra kaza edilen Ramazan orucudur. Bu nedenle ruhsat verilenler şu ana başlıklarda toplanır:
-
Hasta Olmak
-
Sefere çıkmak (Yolculuk)
-
Şeyh-i Fâni (İhtiyar) Olmak
-
Hayız ve Nifas Hali
-
Hamilelik ve Çocuk Emzirmek
-
Helak Olma Korkusu ve Yılan Sokması
Bu altı grup için ayette şöyle cevap verilmiştir.
اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرٖيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ
“Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar.” (Bakara, 2/184)
Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. Çünkü Allah buyuruyor:
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, SİZE DE FARZ KILINDI.” (Bakara, 2/183)
فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرٖيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ يُرٖيدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرٖيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ
“Öyle ise sizden KİM BU AYA ULAŞIRSA, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara, 2/185)
وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّيْلِ
“Fecir vakti sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye / akşama kadar orucu tamamlayın / ORUCU TAM TUTUN.” (Bakara, 2/187)
“Her kim ruhsatsız ve hastalıksız olarak Ramazan’da bir günün orucunu tutmazsa, BÜTÜN BİR ÖMÜR ORUÇ TUTSA DA onu ödemiş olmaz.” (Tırmizi, Savm, 27; Ebu Davud, Savm, 38; İbni Mace, Sıyam, 14)
“İslâm üç esas üzere kurulmuştur. Bunlardan birini terk eden, kanı helâl bir kâfirdir. Bunlar Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik yapmak, farz namaz ve Ramazan orucudur.” (Ebû Ya‘la, Müsned hn: 2349, 4/236; Münzirî, et-Terğîb hn:1513, 2/117)
“Üç şeyi muhafaza eden Allah’ın gerçekten dostudur. O üç şeyi gerçekten zayi eden de Allâh’ın hakikaten düşmanıdır. Bunlar namaz, oruç ve cünüplükten yıkanmaktır.” (Heysemî, Mecma‘u’z-Zevâid, hn:127, 1/201)
Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır. İslam yaşantısının yaygın olduğu dönemlerde hayvanlar dahi içtima-i hayatın etkisiyle ve hayvana müvekkil meleğin sevkiyle yiyip içmezlermiş.
Asıl saygısızlık ve direniş ile isyan Cenab-ı Hak ve Yüce Allah’ın emirlerine karşı gelmek demektir. Yukarı da zikredilen ayetlerdeki emirleri ve Hz. Peygamber (sav)’in hadislerini hafife almak veya yok saymak imandaki zaafiyeti, hatta inançsızlığı ile Yüce Allah’a ve resulüne karşı savaş açmak demektir. Çünkü ayette zikredildiği gibi, Ramazan ayında oruç tutmak iman meselesidir. İmanın göstergesi, İslam’ın şiarıdır. “Şeair, nafile nev’inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir.” (Lem’alar, 54)
Ramazan-ı Şerifte oruç tutmamak, sadece bir farzın terk edilmesi değildir. Bir ay boyunca sunulan;
– arınma fırsatını
– nefis terbiyesini
– uhrevî ticaretini
– irade eğitimini
– sosyal duyarlılığını
– günahlarının affını
– Cennetle ödüllendirilmesini
– Cehennem ateşinden kurtuluşunu
– Zat-ı İlahiyeye yakınlığının
geri çevrilmesi ve kaybedilmesidir.
Din İşleri Yüksek Kurulunun kararı şöyledir:
Ramazan ayında her günün orucu başlı başına müstakil bir ibadettir. Bundan dolayı her gün için oruç tutmaya niyet etmek gerekir. Dolayısıyla bir günün orucundaki bozukluk, diğer günün sıhhatine engel olmaz.
Bu itibarla Ramazan orucu tutmaya başlayan bir kimse daha sonraki günlerde mazeretsiz olarak oruç tutmaktan vazgeçerse, sadece tutmadığı günlerin orucunu kaza etmesi gerekir, keffâret gerekmez. Zira KEFFÂRET, oruç tutmamanın değil, orucu Ramazan ayında mazeretsiz olarak kasten bozmanın cezasıdır.
Ramazan orucunun mazeretsiz olarak tutulmaması büyük günah olup, kazasıyla birlikte tövbe etmek de gerekir. Ayrıca Ramazan’dan sonra tutulan oruç, Ramazan’da tutulan orucun sevabını karşılamaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtar, 2/403) Hz. Peygamber (sav) bir hadisinde, Ramazan’da mazeretsiz olarak tutulmayan bir günü, bir sene boyu tutulan orucun karşılamayacağını belirtmiştir. (Ebû Dâvûd, Savm, 38, hn: 2396; Buhârî, Savm, 29)
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi internet sitesinden “oruç bozmanın cezası nedir” sorusuna yanıt verildi. İşte orucu kasten bozmanın cezası;
Orucu kasten, yani mazereti olmadığı halde bilerek bozmak, Ramazan’ın hürmetine saygısızlıktır ve büyük günahtır. Hz. Peygamber (sav), orucunu bu şekilde bozanların keffâret ile yükümlü olacaklarını belirtmiştir. (Buhârî, Savm, 30; Hibe 20; Nafakât, 13; Keffârâtü’l-Eymân, 2-4; Müslim, Sıyâm, 81)
Oruç keffâreti, iki kamerî ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna da gücü yetmeyen kişi, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur. Bu keffâretin yanında ayrıca, tövbe edilmesi ve bozulan orucun da kazası gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, II, 261-262) ki, 61 gün hesabı böyle tamamlanmış olur. Fakat kameri aylar 59 gün de olabilir. O vakit bir günde kaza ile birlikte 60 gün eder. Ramazan haricindeki oruçlarda keffaret yoktur. Keffaret sadece Ramazan ayının orucu için vardır.
*****
adarselim@gmail.com