Kur’an ifadesiyle “hayat-ı tayyibe”nin oluşturulması için bireyin ruhsal, bedensel, toplumsal ve manevî yönden sağlıklı ve güzel karakterli, aynı zamanda Allah’ın emirlerine uyacak, yasaklarından sakınacak birey ile toplumun yetiştirilmesi ve eğitilmesi gerekmektedir.
“Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş (salih amel) işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.” (Nahl, 16/97)
Güzel ve hoş bir hayatın, birisi dünyevî ve ruhanî, diğeri uhrevî ve ebedî olmak üzere iki anlam taşıdığını söylemek mümkündür. Dünya ve ahirette güzel bir hayat, tertemiz, mutlu, huzurlu, müreffeh, güvenli, muhabbetli bir hayat yaşayabilmek için “iman” edip “salih amel” yapmak gerekir.
“Herkes kendi yapısına (şakilesine) uygun amel eder” (İsra, 84)
Zaten herkes yaratılışına, huyuna, karakterine göre hareket eder. Herkesin hareketi, davranışı, yaşantısı kendi mizaç ve karakterine göredir. Ayette geçen “şâkile” kelimesi “tabiat, âdet, din, ahlâk, niyet, seciye, cibilliyet, yol” gibi manalara gelir. Herkes kendi hal ve mizacına uygun yolda hareket eder. Yani kendilerine has olan hissiyatına göre iş yapar. (Elmalı, HDKD, V, 3197) Mesela, bir kurt hiçbir zaman koyun mizacına giremez. Ama kurdun karakteri de eğitilebilir. Demek her mizaca göre karakter kazandırılabilir.
Bir başka ifade ile şâkile, “tabiat, yaratılış, niyet, cibilliyet, maya, yol, inanç, tür” manalarına da gelmektedir. Kur’ân’da bu kelime iki ayette yer almaktadır. Birisi yorumunu yaptığımız İsrâ 17/84. ayetinde “cibilliyet, maya, tabiat, huy, karakter”; diğeri de “tür” anlamını ifade eden Sâd 38/58 ayetidir.
Şâkile kelimesine “tıynet, cibilliyet, mayasına göre davranır” demekle ırsiyetin etkinliği ile birlikte insanın davranışlarının belirleyici dinamiği çevre ve eğitimdir. Genler, psikolojik yapıyı; psikolojik yapı da, davranışları oluşturmaktadır. Öyle ise şâkile denen tıynet terbiye edilemez mi?
İnsanın mayasını, tabiatını, tıynetini tamamen değiştirmek imkân harici olsa da; ıslahı mümkündür. Çünkü terbiye vasıtasıyla onu kontrol altına almak mümkündür. Yani öyle hastalıklar vardır ki, vücuttaki virüsünü başka bir ifadeyle mikrobunu yok edemezseniz bile, onu kontrol altına alıp kişinin sıhhatinin devamını sağlayabilirsiniz.
İnsanın mayası neden bozuk oluyor? Haşa, tüm insanları Allah iyi olarak yaratmıyor mu? Yaradan, insanın iç âlemine bir takım psikolojik kabiliyet ve yetenekler koyarken, nefse de iyiye ve kötüye açık özellikler koymuştur..
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.” (Şems 91/7-10)
Haram lokma ve haram süt ile büyüyen ve kötü bir aile çevresinde yetişen kimselerde fucûr denen, kötüye açık boyutu gelişip davranışlarına hâkim olur. O insanın iyiye açık boyutu işlemediğinden etkisiz kalmış olur. Haram lokma ve haram süt insanın asaletini, tıynetini, mayasını bozduğundan Allah tarafından yasaklanmıştır.
Şâkile kelimesinin “yol” anlamında olduğunu zikretmiştik. İnsanın psikolojik yapısıyla, aldığı terbiye kendine bir yol belirleyeceği için, herkes sahip olduğu o yola göre davranır. Düşüncelerimiz, yetenek ve kabiliyetlerimiz, kültürümüz, ideolojimiz, felsefemiz bizim yolumuzu oluşturur ve biz o yolun gittiği yöne, akışına göre davranırız. Ayetin sonunda yer alan “sebîl, yol” kelimesi, şâkileye yol manasının verilebileceğinin de delili olmaktadır.
İnsanın mayası, tıyneti, tabiatı ne ise Kur’ân o şekilde onu etkileyecek ya da o, Kur’ân’dan o doğrultuda istifade edecektir. “Nasılki beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Fakat o seyyiatı, çok mesalihi tazammun eden bir kanun-u İlahî ile icad eden yine Hak’tır.” (Nursî, Sözler) Demek güneş tuzu sertleştirir, yağı eritir, yumurtayı pişirir, suyu ısıtır. Her madde ya da cisim kendi yapısına göre Güneş’ten etkilenmektedir. İnsan da kendi şâkile, yani mayasına göre Kur’ân güneşinden öyle etkilenmiş ve etkilenecektir. Yani Kur’ân, mü’min için rahmet ve şifâ; zâlimler için de ziyanı ve azgınlığı artıran kaynak olacaktır. Çünkü;
“Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.” (İsra,17/82)
“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır”, (Enfal, 8/2) “Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır.” (Maide, 5/64, 68)
“Herhangi bir sûre indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) “Bu hanginizin imanını artırdı?” diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sûre onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler. Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.” (Tevbe, 9/124-125)
İşte insan davranışlarının temeli, onun ruhsal yapısındaki psikolojik eğilimlerdir. Bu eğilimlerin oluşmasında insanın külli irade ile yaratılıştan sahip olduğu yapısıyla birlikte, cüz’i iradenin sarf edilmesi sonucu o kişinin terbiye edilmesinin de çok büyük etkileri vardır. Çünkü “irade-i cüz’iye-i insâniye ve cüz’-i ihtiyariyesi çendan zaîftir, bir emr-i itibarîdir, fakat Cenab-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zaîf cüz’î iradeyi, irade-i külliyesinin taallukuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani manen der: “Ey abdim! İhtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mes’uliyet sana aittir!” (Nursî, Sözler) Yani insanın ihtiyari fiillerinde Cenab-ı Hak ve Kadir-i Mutlak’ın külli iradesi, kulun cüz’i iradesine bakmaktadır. Demek ef’al ve ahvalde külli iradenin tahakkuku, cüz’i iradenin taallukuna bağlanmıştır.
adarselim@gmail.com
İLGİLİ YAZILAR