Çocuk ve gençler, bir toplumun geleceğidir. Gençler bir milletin ümididir. Herkes için olduğu gibi, özellikle de gençler için en güzel örnek ve rol model, şüphesiz Hz. Peygamberimiz (sav)’dir. Onun çocuk ve gençlere yaklaşımını, onlarla olan ilişkilerini doğru bir şekilde öğrenip, kendi çocuk ve gençlerimize bunları yansıtma imkânı bulursak geleceğimizi garanti edebiliriz.

Asrı saadete ve İslâm hareketinin başlangıcına baktığımızda asıl hizmet eden ve İslam’ın Arap toplumunun yeni kimliği hâline gelmesinde canla başla destekleyen gençler olmuştur. Hz. Peygamberimiz (sav)’e yardımcı olan bu idealist gençlerdi. Müslüman olduklarında bunların çoğu 30 yaşın altında bulunuyorlardı. Bu nedenle İslam’ın bir gençlik hareketi olduğunu söylemek mümkündür. İslam’ın gençleri arasında bakınız kimler var:

Hz. Ali (10 yaş), Zeyd bin Harise, Talha (15-17 yaş), Abdurrahman bin Avf (17 yaş), Sa’d bin EbiVakkas (17 yaş), Abdullah bin Mesud (15 yaş), Abdullah bin Ömer (13 yaş), Zübeyr bin Avvam (16 yaş), Mus’ab bin Umeyr (18 yaş), Osman bin Afvan (24 yaş), Ebu Huzeyfe (30 yaş), Ebu Udeybe bin Cerrah (31 yaş) gibi isimler yer alıyordu.

Genç erkekler gibi genç kız ve hanımlar da İslam’ı ilk seçenler arasındaydı. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz’in ilim ve irfan halkasına katılanlar arasında genç kız ve hanımlar yer alıyorlardı. Fatıma binti Hattab / Hz. Ömer’in kız kardeşi, Hz. Ebubekir’in kızları Esma ve Âişe bunların başında gelir.

Hz. Peygamber (sav), gençlerin ilim alanında yetişmesine büyük önem vermiştir. Zekâ ve kabiliyetine güvendiği gençlerin ilimde uzmanlaşmaları için bütün engelleri kaldırmış, başkalarına göstermediği müsamahayı gençlere göstermiştir. Efendimiz (sav) Dar-ı Saadetine yakın ve mescidine bitişik olan Ashab-ı Suffe mektebini kurmuştur. Kur’an’la karıştırılabileceği endişesiyle herkese, hadislerin yazılmasını yasakladığı bir dönemde, genç olan Abdullah b. Amr b. As’a bu konuda özel izin vermiştir. Bu zatın en çok hadis bilen sahabelerin başında geldiği bilinmektedir.

Hz. Peygamber (sav), vahiy katiplerini özellikle gençler arasından seçmiştir. İslâm’a davet mektuplarını da gençlere yazdırmıştır. Bazı gençleri de Süryanice ve İbranice gibi, o gün için çok ihtiyaç duyulan yabancı dilleri öğrenmeye teşvik etmiştir. Bu konuda, kendisiyle Yahudiler arasında elçilik yapmak üzere Zeyd b. Sabit’i görevlendirmiştir.

Önemli bir hususta Hz. Peygamber (sav) kendi hayatta iken gençlerin fetva vermesine müsaade etmiş ve izin vermiştir. Gençlere verilen bu imtiyaz ve fetva vermesine izin vermiş olması, Hz. Peygamber (sav)’in gençleri ilme nasıl teşvik ettiğinin açık bir göstergesidir. O’nun fetva vermelerine izin verdiği gençler arasında Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Abdullah b. Mesud, Zeyd b. sabit, Muaz b. Cebel gibi isimler bulunuyordu.

Hz. Peygamber (sav), gençlerde zafer ümidi ve başarı sevinci ve cesaretlerini gördüğü için çeşitli görevleri gençlere vermiştir. Çoğu yaşlı sahabelerden oluşan ordulara, gençleri komutan olarak tayin etmiştir. Mesela; Tebük Savaşı’nda Beni Neccar Kabilesi’nin sancağını, henüz yirmi yaşlarında olan Zeyd b. Sabit’e vermiştir. Bedir Savaşı’nda yirmi veya yirmi bir yaşlarında olan Hz. Ali’yi sancaktar yapmıştır. Hayber’in Fethi esnasında da aynı şekilde Hz. Ali en önemli görevi üstlenmiştir. Hz. Peygamber (sav), Kudaa Kabilesi üzerine göndermek üzere hazırladığı birliğin sancağını Üsame b. Zeyd’e vermiştir. Rivayete göre Üsame’nin yaşı henüz on sekiz idi. Bu birlik, arasında Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde gibi önde gelen sahabelerin de yer aldığı kırk bin kişiden oluşuyordu.

Dinî duyarlılıkları son derece güçlü olan bu genç insanlar, aşırı zühde varan dinî yorum ve uygulamalar içerisinde bulunuyorlardı. Böyle zühd eğilimi taşıyan gençler arasında, Abdullah b. Amr b. As, Osman b. Maz’un, Ebu’d-Derda, Hz. Ali (radiyallahu anhüma) gibi isimler meşhurdur. Kendilerini ibadete daha çok verebilmek için geceleri namaz kılıp, gündüzleri oruç tutmaya ve kadınlarını terk etmeye azmeden bu gençlerin davranışlarını tasvip etmeyen Hz. Peygamber (sav), onları kendi sünnetine uygun tarzda bir orta yolda yürümeleri konusunda uyarmıştır. (Buharî, Nikah, 1)

Bu kuşağın en büyük tuzağı ve gençlik sorunu ise, şüphesiz cinselliktir. Cinsiyet güdüsünün zirveye ulaştığı bu çağda gençler ya onu bastırmaya çalışmak suretiyle ya da serbestçe bir tatmin arayışına yönelmek suretiyle teskin etmeye ve etkisiz kılmaya yönelebilmektedirler. Hangi tarzda kendisini gösterirse göstersin, Hz. Peygamber (sav) gençlerin bu gibi sorunlarını ciddiye almış ve en uygun bir yolla çözmeye çalışmış, onları ikna yöntemiyle bertaraf etmiştir. Bunu yaparken de kızmamış, sert davranmamış ama güzel bir çözüm örneği ile bizlere de ışık tutmuş ve yol göstermiştir. Bu konuyla alakalı şu hadis-i şerifi nakledelim:

Kureyş kabilesinden bir genç, Hz. Peygamber (sav)’in huzuruna gelerek:

– “Ey Allah’ın elçisi, bana zina etmek için izin ver” dedi. Orada hazır bulunan bazı sahabe, gencin bu ifadelerini İslâm terbiyesine aykırı görerek:

– “Sus! Sus!” diye genci azarlayıp üzerine yürüdüler.

Hz. Peygamber (sav) son derece sakin bir şekilde o gence:

– “Yanıma gel otur” diye yer gösterdi. Sonra onunla sohbet etmeye başladı:

– “Söyle bakayım; bir başkasının senin annenle zina etmesini ister misin?” diye sordu.

Genç:

– “Yoluna feda olayım, hayır, kesinlikle istemem.” dedi. Peygamberimiz:

– “Zaten hiç kimse annelerine böyle bir şey yapılmasını istemez” buyurdu. Hz. Peygamber (sav) sorusuna devam ederek:

– “Bir başkasının senin kızınla zina etmesine razı olur musun?” diye sordu. Genç yine:

– “Hayır, uğrunda öleyim ey Allah’ın elçisi, razı olmam” dedi.

Hz. Peygamber (sav):

– “Öyle ise hiç kimse kızlarıyla zina edilmesine razı olmaz” buyurduktan sonra, kız kardeşiyle, halasıyla ve teyzesiyle zina edilmesine razı olup olmayacağını sordu.

Genç hep:

– “Yoluna feda olayım, hayır, istemem” diye cevap veriyordu. Artık hatasını anladığını görünce Hz. Peygamber elini bu gencin omzuna koyarak:

– “Allah’ım! Bunun günahını affet, kalbini temizle ve uzuvlarını günah işlemekten koru!” diye dua etti. Hadisi rivayet eden sahabenin söylediğine göre, o genç böyle şeylerle bir daha ilgilenmedi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 256, 257)

Hz. Peygamber (bav) ilk anda zinanın büyük bir günah olduğunu söyleseydi, belki genç ikna olmayabilirdi. İslâmî kaygı ve endişe taşımayan kişilere, Allah’ın emir ve nehiyleri anlatılırken bu Peygamberi yöntemin göz önünde bulundurulmasının, muhatabı ikna etmek için olumlu sonuçlar vereceği muhakkaktır. Sahabenin gence olan tavrını ise normal karşılamak gerekir.

Şimdi bir başka hanım gence yönelik şu hadisi nakledelim:

Kureyşli bu gencin adı Cüleybîb olarak kaynaklarda geçmektedir. Bu olaydan sonra Hz. Peygamber (sav), Cüleybîb’i evlendirmek için bir sahabeye:

– ‘‘Kızına talibim’’ dedi. Kızını kendisi için istediğini zanneden sahabe:

– ‘‘İsteğin başım gözüm üzerine, onur ve şeref duyarım Ya Resulallah’’ diyerek sevincini belirtti.

Yanlış anlaşıldığını düşünen Hz. Peygamber (sav), kızını kendim için değil, Cüleybîb için istiyorum değince sahabe durakladı:

– ‘‘Annesiyle görüşmem ve onun iznini almam’’ gerekir diyerek evine gitti.

Kızına Hz. Peygamber (sav)’in talip olduğunu söyleyince hanımı bu habere çok sevindi. Onun bu sevincini gören eşi, kızımızı Hz. Peygamber (sav) kendisi için istemiyor deyince eşinin sevinci yarıda kaldı ve şaşkınlık içerisinde sordu:

– ‘‘Kim için istiyor”. Kocası:

– ‘‘Cüleybîb’’ diye cevap verdi. Hanımı, Cüleybîb’in daha önceki hayatına nispetle;

– ‘‘Ne Cüleybîb mi? Kızımızı kimler istedi de hiçbirine vermedik. Hz. Peygamber (sav) Cüleybîb’den başkasını bulamamış mı?” diye ileri geri söylenmeye başladı.

Hanımının bu olumsuz tavrını gören sahabe, Resulullah (sav)’e Cüleybîb’e kızlarını vermeyeceklerini söylemek üzere ayağa kalktı. Anne ve babasının konuşmalarını duyan genç kız:

– ‘‘Kendisini evlendirmek için aracılık yapanın kim olduğunu’’ sorunca annesi:

– ‘‘Resulullah’’ diye cevap verdi. Bunun üzerine genç kız:

– ‘‘Resulullah beni birine uygun görüyor, siz buna karşı çıkıyor ve bu teklifi reddediyorsunuz, öyle mi? Resulullah beni birine uygun görüyorsa, siz de uygun görün. Zira o, benim aleyhime olacak bir şeyi yapmaz’’ diyerek Hz. Peygamber (sav)’e olan bağlılığını ortaya koydu.

Aile, Hz. Peygamber (sav)’e haber göndererek kızlarının Cüleybîb ile evlenebileceğini bildirdi. Bu duruma çok sevine Hz. Peygamber bu iki çifti evlendirdi.  Çıktığı bir savaşta şehit düşen Cüleybîb hakkında Hz. Peygamber (sav):

– ‘‘O bendendir, ben de ondanım’’ diyerek ona olan sevgisini ortaya koymuştur. (Ahmed b. Hanbel, III, 136; IV,422, 425; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 131)

“Resulullah (sav) gençlerin yanına vardı ve şöyle dedi:

– “Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü haramdan alı kor; iffet ve namusu muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen ise oruç tutsun. Çünkü oruç, cinsî arzuyu azaltır.” (Müslim, Nikâh,1)

Gençlik deyince, sadece erkekler akla gelmemelidir. Bir toplumda gençlerin yarısını genç kızlar oluşturur. İslâm’ı ilk kabul edenler arasında genç kızların ve kadınların önemli bir yeri vardır. Hz. Peygamber (sav)’in kız çocuklarına özel itina gösterdiği bilinmektedir.

Hz. Peygamber (sav), dinin en iyi gençlikte yaşanacağına işaret ederek; kıyamet gününde arşın gölgesinde mutlu olacaklar arasında, gönlü Allah’a bağlı, severek Allah’a ibadet eden gençleri de saymıştır. (Buharî, Ezan, 36)

Özetle şuna dikkat etmek lazım:

Gençlik, Allah’a şükrü gerektiren ve Allah tarafından insana bahşedilen çok önemli bir nimettir. Bu nimetin nasıl ve nerede harcandığı konusunda herkesin sorguya çekileceğini Hz. Peygamber (asm) şu hadislerinde haber vermiştir:

“İnsanoğlu kıyamet gününde şunlardan sorulmadıkça ayağını yerinden kımıldatamaz: Ömrünü nerede tükettiği, gençliğini hangi yolda harcadığı” (Tirmizi, Kıyamet, 1)

Bu bakımdan Müslüman olarak bizlere ve devletimize düşen en önemli görev şudur:

“Gençliğin hem bedenen hem de ruhen, yani maddî ve manevî yönden eğitilmeye ve her türlü zararlı alışkanlıklardan korunmaya ihtiyacı vardır. Aile ve eğitim kurumları başta olmak üzere, medya kuruluşları ve toplum, bir hammadde durumunda olan gençliğin şekillenmesinde, kişilik kazanmasında üzerlerine düşen görevleri zamanında yapmalıdır ve iyi bir rehber olmalıdırlar.

Şunu unutmayalım ki; Hz. Peygamber (sav) Efendimiz hayatta ve aramızda hem Kur’an-ı Kerimin canlı örneği ve hem de Sünnet-i Seniyyesiyle bizlere rehberlik etmektedir. Bu nedenle yukarıda anlatılan örnekler bayan veya erkek fark etmez, biz gençlere şu an bile maddî ve manevî cihadımızı yapmamıza ışık tutmaktadır. Bunu yazıyı okurken geçmişte değil, an ve günümüzde yaşanıyor gibi düşünmeliyiz. O sahabelerin yerinde kendimizi farz ederek konuyu kavramaya çalışmalıyız.

***

adarselim@gmail.com