Kâinatta tesadüfe tesadüf edilemez. Çünkü tesadüf denilen şey yoktur. Ancak “tesadüf, cehlimizi örten gizli bir hikmet-i İlahiyenin perdesidir” (S) Zihinlerde var olan, gerçekte olmayan mevhum kelimedir.

Tesadüf zandan ibarettir. Çünkü tesadüf, serseri, kör, sağır, kanunsuz ve abes bir mevhumdur. Akıl gözü ve baştaki gözleri kör olanların hayallerindeki bir ifadedir. Tesadüf, tevafuk yerine kullanılan kelimeden ibarettir.

Dilimizde tesadüf; rast gelmek, karşılaşmak, denk gelmek anlamındadır. Rastgelme de; düşünmediği, ummadığı halde karşılaşmak, rastlamak ve bulmak demektir.

Yıkıcı, tahripkâr, dinen yasak ve kelam-ı küfür olan tesadüf; “bir şeyin kendiliğinden olması” anlamında kullanılmasıdır. Çünkü “Hiçbir zerrat, tesadüf ile rastgele muayyen cisimleri teşkil edemez.” (İİ)

Mesela, “Hayatta tesadüf edeceğimiz binlerle musibet var” cümlesinde “rast geleceğimiz” anlamında kullanılmıştır. Tesadüf değil, kasdî tevafuktur. “Hiçbir iş tesadüfî olamaz ve karışık tesadüf karışamaz. Tesadüf muhaldir.” (rnk)

İşte şu işleri nihayet hüsn-ü san’at ve kemal-i intizam ile yapan ve şu birbiri arkasında gelen ve zaman ipine takılan seyyar âlemleri, nihayet hikmet ve inayet ve kemal-i kudret ve san’at ile değiştiren Zât; elbette gayet Kadîr ve Hakîm’dir. (S) Cenab-ı Hak ve Halık-ı Mutlak, nihayet derecede Basîr ve Alîm’dir. Tesadüf onun işine karışamaz.

Demek en cüz’î hâdisat vukua gelmeden evvel hem mukayyeddir, hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hâdisat başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir. (rnk)

ALEMDE TESADÜF VAR MI?

İ’lem Eyyühel-Aziz!.

Âlemde tesadüf yoktur. Evet bilhâssa bahar mevsiminde, küre-i arz bahçesinde, bütün ağaçların dallarında çiçeklerin yapraklarında, mezruatın sünbüllerinde hikmet bülbülleri, hikmet âyetlerini tanaggum ve terennüm ile inşad ettikleri iman kulağıyla, basiret gözüyle dinlenilirse, tesadüf şeytanları bile kabul ile hayran olurlar.

“TESADÜF, ŞİRK ve TABİAT”tan teşekkül eden fesad şebekesinin âlem-i İslâmdan nefiy ve ihracına, Risale-i Nur’ca verilen karar infaz edilmiştir. (MN)

Risalelerde yirmi yerde kat’î hüccetlerle tesadüfü ve tabiatı nefyetmişiz ve Kur’an kılıncıyla i’dam etmişiz, müdahalelerini muhal göstermişiz. Fakat rububiyet-i âmmedeki daire-i esbab-ı zahiriyede, ehl-i gafletin nazarında hikmeti ve sebebi bilinmeyen işlerde, tesadüf namını vermişler. Ve hikmetleri ihata edilmeyen bazı ef’al-i İlahiyenin kanunlarını -tabiat perdesi altında gizlenmiş- görememişler, tabiata müracaat etmişler” ve tesadüf adını koymuşlar. (M)

Delil-i inayetin zübdesi, kâinatın nizam-ı ekmelinde ittikan-ı san’at ve riayet-i mesalih ve hikemdir. Bu ise Sâni’in kasd ve hikmetini isbat ve tesadüf vehmini ortadan nefyediyor. Zira ittikan ihtiyarsız olmaz. (MN)

Demek tesadüf ile tevafuk arasında, kocaman bir “KADERE İMAN” farkı var. Nur Risalelerinden pasajlar ile kısaca nakletmeye çalıştık.

 

adarselim@gmail.com